şükela:  tümü | bugün
  • istanbulda inhisarlar idaresinde görevli kamil bey ile bir okulda çalışan öğretmen münevver hanım yeni evli imişler..o yıl müfredatta bir değişiklik yapılmış. münevver hanım bu değişikliği beğenmemiş ve karşı çıktığını bakanlığa duyurmuş. bunun üzerine tayinini erbaa'ya çıkarmışlar. kocası "gitme istifa et" demiş. kadın gitmekte ısrar etmiş. bunun üzerine kamil bey de tayin istemiş. sonuçta inhisar memurluğuna atanmış. karı-koca birlikte erbaa ilçesine varmışlar.1939 depremi sonrası devlet lojmanlar yapmış. o lojmanlardan birine yerleşmişler. 4-5 aralık gecesi , büyük salonu olan bir binada toplantı varmış. bizim eşler de orada imişler .deprem olduğunda (bkz: 5 aralık 1942 erbaa niksar depremi) ikisi de orda can vermişler. lojmanlar yıkılmış. sadece bir lojman ayakta kalmış : bu çiftin oturduğu bina...

    not:kişi adları yakıştırmadır.
  • geleceğe dönük olarak kullanıldığında mekanda soğuk rüzgarlar estiren fantastik kelime.

    kimsenin çalışmaktan memnun olmadığı yağmurlu bir cumartesi, patates kızartması-sosis-kola rituelinin başındayken 35 yaşındaki patronum "keşke 25 yaşında olsaydım" dedi. yemeklerimi yapan 45 yaşındaki abla da, "keşke 35 olsaydım ben de" diyerek pası bana attı. akşama kadar tek kelime etmemeye kararlıyken, ikisinin de bana baktığını farkettim. bir şeyler söylemem gerekiyordu, ama 10 sene önce 15 yaşında bir denyo olduğumdan ve geçmişimde keşke diyebileceğim hiçbir şey olmadığından eskiye özlem duyamazdım. güzel bir çocukluktu evet de daha yeni bitmişti zaten. her şeyini detayına kadar hatırlıyordum. konuyu değiştirmek de istemedim, belli ki melankoli rüzgarları estirmek istiyorlardı.

    "keşke 60 yaşında olsam, her bir köşesinde anımın olduğu benden yaşlı bir evde, akşama kadar yazı yazsam" dedim. sürekli rejimde olan patron, kepekli dilimini yiyordu. "beyaz sakallarım ve saçlarım olsa, bilgisayarım olmasa, eskitilmiş değil zamanla eskimiş ahşap masamın üzerinde dolmakalemim beklese" diye devam ettim. "keşke, penceresinden karşıki apartmanın iğrenç cephesini görmeyeceğim, gökyüzünü görebileceğim tek katlı bir evim olsa" diyerek noktayı koydum. bu geçmişe özlem, geleceğe dair plan değildi. zamansız bir şikayetti. elim kolum bağlanmıştı.

    takvimlerden nefret eder olmuştum, tek bir pazar gününde ne yapacağımı bilemeden akşamın olması ve tekrar pazartesi döngüsü delirtiyordu. kirli sepetimdeki çamaşırların, masamın üzerindeki içki şişelerinin, mutfak tezgahındaki bardakların niceliklerinden anlıyordum günlerin geçtiğini. hiçbir şey yapamıyordum, evi temizlemek hevesiyle başlasam film izleyemiyordum. çamaşır makinesinden çamaşır çıkartsam, dışarıya çıkamıyordum. bu aylardan beri şaşmadan devam ediyordu.

    içimde hiçbir şeye karşı sevinç de yok. sözlük zirvesine giderim birkaç bira içerim diyordum, aynadaki aksimi bile görmek istemiyorum. eve gidip uyumak, pazartesiye kadar uyanmamak istiyorum. 6 saat uyumakla geçecek bir yorgunluk değil bu, bir ay yataktan çıkmasam ancak dinleneceğimi düşünüyorum.

    gün be gün hissizleşiyorum. annem "oğlum gel artık, kalpsiz misin" diye kızdığında eve 3 aydır gitmediğimi sanıyordum. altıncı ay çoktan geride kalmış. en son ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum, sanırım bayramdı. akşama kadar el öpmekten bıkkınlık gelmişti.

    öyle bir kapana kısıldım ki atmış yaşımı göremeden kireçten heykele döneceğimi düşünüyorum. eller sabit, gözler sabit, altımda koltuk, önümde monitör. iş de yapsam bu, oyun da oynasam bu. başkasıyla da konuşsam yine bu. işin kötüsü bu noktaya gelmek için 7 yaşından itibaren okula gittim.yüzlerce kez sabahladım, 4 yüzme havuzu dolusu kahve içtim.

    ve hiç bir sik başaramadım. karamsar falan değilim, son derece objektifim şu an. hayatı kaçırdığımı, dışarıda bir yerde güzel şeylerin olduğunu biliyorum. gençken ortalığı tozu dumana katacakken, ben haftanın 6 günü aynı noktadayım. böyle bir hayatın getireceği emekliliği sikerim. beynim çürür lan radyasyondan, teknolojiden. yaşlılığı en kötü geçecek nesil internet kuşağı olsa gerek. önceden, çıkar dolaşır, dağa bayıra pikniğe giderlermiş. şimdi o da yok. belki gelecekte, değiştirilebilir kafa yaparlar da, kurtuluruz. bir gün çıt diye kopacak kireçlenmeden.

    "beyaz sakallarım ve saçlarım olsa, bilgisayarım olmasa, eskitilmiş değil zamanla eskimiş ahşap masamın üzerinde dolmakalemim olsa" derken aklımdan geçenler tam olarak bunlardı. zamanın yavaş geçmesini kendi evimden izlemek istiyordum. daha fazla program öğrenmek, daha fazla save as yapmak, daha fazla new file görmek istemiyordum.
  • "asla keşke deme....." aylardan kış, deli gibi yağmur yağıyor, üzerimde ince bir mont, çıkıyoruz arkadaşımla içtiğimiz mekandan, vedalaşıyoruz, saat gece yarısı, at gibi sarhoşum ve ertesi gün iş var. sıkıntıdayım uzun zamandır keşkelerimle ve bir keşkem daha düşüyor aklıma o saatte. keşke diyerek alıyorum kutu biramı kapatmak üzere olan bir bakkaldan, başlıyorum adımlamaya bornovanın tanıdık sokaklarını aklımda keşkelerle. yağmur akıyor üzerimden önce ayakkabılarımı dolduruyor sonra sokakları, keşkeler yıkanıp gitmiyor ama üzerimden, bitmiyor, artıyor keşkeler, yeni bir büfe, yeni bir bira, bir tane daha, yağmur da doluyor birama, aldırmıyorum, polisler de aldırmıyor, geçip gidiyorlar yanımdan arabalarının camından bakarak. "keşke", bir daha söyleme, söyleme işte, bir bira daha, oturuyorum bir parka, bank da ıslak, keşke kuru olsa diyorum, asla olmaz, keşke, keşke, keşke, bitmiyor, bitmez, hiçbir şey tam olmaz hayatta asla keşke deme, düşme peşine, yaşanan yaşanmıştır, olan olmuş bitmiştir, keşkeler tamamlamaz insanı eksiltir daha çok, takılma keşkelere, sen bu değilsin, sen bu değilsin, keşke olsaydın, değilsin. asla keşke deme, sonra keşkeler kalır, sen akıp gidersin o yağmurla, yüzün değişir, keşkeler parazit yapar resmine, tanıyamaz olursun kendini. yaşa ve unut, sonucu ne olduysa da boğma kendini keşkelerinle, tamamlamaya, düzeltmeye çalışma, düşme peşine, pişman olursun. asla keşke deme, bana benzersin.
  • dünyanın en insani kelimesidir.

    hatta insanlık bi sözcük olsaydı; kocaman bi "keşke" olurdu.
  • olumsuz olan iki tanesi karşılaşınca bir tane "iyi ki" yaratabilecek dilek sözü. çünkü herkes bilir ki eksi ile eksinin çarpımı artıdır.

    matematik yalan söylemez arkadaş.

    iyi ki de söylemiyor.
  • yalının yeni albümünün en akılda kalıcı şarkısı;

    bırak
    saygından kuşkum yok
    hatırımdan kalıyorsan
    hiç kalma bırak
    sensiz olmaya itirazım var
    canımı çok yakacak
    izlerin bana yeter

    keşke oyunlar oynamasaydık
    üzülmeseydi şarkılar
    hala sana yazılıyorlar
    hala buram buram sen kokuyorlar

    bırak
    sevginden şüphem yok
    arkadaş kalıyorsak
    ben yapamam bırak
    sessiz kalmaya ihtiyacım var
    yalnızlığı sen özledin
    uzak dur bana yeter...
  • aynı labirente tekrar girme arzusudur,
    farklı bir yol deneme hevesi ile..
  • dünyanin en pahali kelimesi.
  • $imdiki zaman veya gecmi$ zamanla ilgili dilek kipi.. pismanlik belirtmek ya da bilek kuvvetiyle elde edilemeyecek bir$eyi istemek icin kullanililir..
  • geçmişte kalan bir imkân ve şimdiki bir imkânsızlık, yani bir anlamda, pişmanlıktır.