şükela:  tümü | bugün
  • nitelik.
  • durum.
  • genelde keyfine gore hareket etme olarak anlasilan ve yanilinan sozcuk.
  • dilekçelerde ve bazı diplomatik konuşmalarda kullanılış şekliyle değerlendirecek olursak, "karar" anlamını da taşıyan kelime. "keyfiyetin tarafımıza bildirilmesi" şeklinde bitiş cümlelerinde kullanılır. verilen kararın , veren tarafın tercihinde olduğu, nedeninin sorgulanmayacağı iması yapılır, bu kelimenin kullanılmasıyla. karşı tarafa bir üst merci muamelesi yapılır. karar verme güç ve iktidarında olduğuna vurgu yapılır...ulan ne becerikli kelimeylimiş , helal valla..
  • ingilizce hukuk dilinde "facts of the case" tamlamasının karşılığını veren kelimedir, keyfin bilir paşam anlamında kullanılmaz.
  • kemiyetin arkadaşıdır.
  • allaşkına...
    iki gündür bir keyfiyettir sürüyo...
    keyfiyet! bakın caps lock baaaar baar barıyorum!
    keyfiyeet!
    keyfine göre davranma demek..
    değildir!

    keyfiyet faktörü diye bişey..
    yoktuuur!

    duyanlar, bilmeyenlere anlatsın..
  • insanoğlu olarak en iyi bildigimiz şeydir keyfiyet, ah bir de zorla güzelligi öğrenseydik..
  • sözleşme okur ve düzenlerken, çünkü hepimizin siki böyle istedi, adam başı iki birey olarak saydık ve böyle karar verdik anlamıyla okuyarak kişiyi kendi kendine eğlendiren kelime.
  • yanlış kullanılan ve kullanıldığında yanlış anlaşılan, dünyamızda bir karşılığı olmayan kelime.

    anlamı; nitelik, kalite, "quality"...

    keyfiyetin sıklıkla birlikte kullanıldığı kelime de, "kemmiyet"; yani nicelik, "quantity"...

    ayrıca "keyfiyetçilik", tıpkı "keyfiyet" kelimesinin içerdiği anlam ve kuşandığı tanım gibi, az bilinip iyi bilindiği sanılan ve yanlış anlaşılıp doğru anlaşıldığı sanılan büyük doğu ideolocyasının* da dokuz temel prensibinden biridir, efendim; özellikle kemmiyetçiliğin siyasi rejim planında ifadesini bulduğu* modern ve bir o kadar emperyalist dünyamızın* düşman gördüğü düşünce ve tavırlardan yalnızca biri.. onun nasıl anlaşılması gerektiğini de, bizatihi üstad'tan nakletmeli:

    - ruhçuluk, ahlâkçılık, milliyetçilik, cemiyetçilik, nizamcılık, müdahalecilik, sermaye ve mülkiyette tedbircilik diye isimlendirdiğimiz dokuz ölçüden her biri, her birine bağlı olduğu gibi, keyfiyetçiliğimiz de, ölçülerimizden teker teker hepsine ve hususiyle şahsiyetçiliğimize ilişik...

    - şahsiyetçiliğimiz, nasıl insanlar arasında ibdâ* çilesi çeken sınıfı imtiyazlandırma** dâvasından ibaretse, keyfiyetçiliğimiz de, insanî verim çerçevelerini, üstün bir kıymet hükmüne bağlama işi...

    - keyfiyetçilik; bütün insanî verim şubelerinde "çok"tan ziyade "tek"in kanunları üzerinde derinleşmek; ve her iş vâhidini*, onu saran mücerret* oluş cevherine* göre değerlendirmek dâvası...

    - nabzında, maddî ve mânevî her verimin ana cevherine nüfuz etmek kaygısı çarpan keyfiyetçilik, her şeyin, sâf, halis, gerçek ve daimî cephesini arar; ve saflık, halislik, hakîkîlik ve daimîlik çizgilerinin kurduğu dört köşe çerçevedir ki, keyfiyetinin tecelli plânını bulur.

    - keyfiyetçiliğin baş usulü, her şeyde ana cevhere nüfuz etmek gâyesi bakımından, nâmütenahi* bir tecrittir*; tecritlerin en soylusundan çıkıp teşhislerin* en ihtişamlısında billûrlaşan bir ruh; ve bu ruhun, en derin mücerretle* en katı müşahhası* evlendirdiği zemin üzerinde, bütün eşya* ve hâdiseleriyle dünya...

    - keyfiyetçiliğimizde her şey, insan ve cemiyet* için olduğu kadar, kendisi, kendi saf cevheri içindir; ve bu iki aidiyet*kutbundan hiçbiri, karşılığının zararına inkişaf* etmez.

    - keyfiyet, zamanın; kemmiyet de mekânın ressamı olduğuna göre, ruh ve maddeyi birbiri içinde erginleştiren keyfiyetçiliğimizin, ruh ve madde kutupları arasında attığı büyük âhenk köprüsü, sâf ilim, sâf fikir ve her şeyde sâf ve hakîkîyi gösteren bayraklarla donatılmıştır.

    - arap atı, ingiliz kumaşı, isviçre saati, alman piyanosu, acem halısı kendi âleminde neyse; nefasette türk tütünü, kıymette türk parası, nizamda türk ordusu, güzellikte türk kadını, sağlamlıkta türk erkeği, sistemde türk idaresi, incelikte türk politikası, usulde türk mektebi, gerçeklikte türk ilmi, derinlikte türk tefekkürü, sâfiyette türk sanatı, imanda türk ruhu ve her şubede türk varlığı o olmalıdır. gaye budur. işte, ana hedefleriyle, her unsuru tecritlerin en meçhul iklimlerinden avlanıp, teşhislerin en malûm yuvalarına oturtulan keyfiyetçilik dâvamız…

    – keyfiyetçiliğimizin birinci derecede düşman tanıdığı görüş ve usûl, dampingçilik zihniyeti; ve bir zamanlar komünizma plânında görüldüğü gibi, ruhunu kaybetmiş madde ve kemmiyet cümbüşlerine inanmak dalâletidir*.

    – bugün amerika, bütün iş şubeleriyle, keyfiyeti ikinci plâna alan muazzam bir kemmiyet köpürüşü; avrupa da, kemmiyete mağlûp bir keyfiyet çöküşü…

    – keyfiyet olmadan kemmiyet, milyonların sıfıra darbına müsavidir.*

    ayrıca üstad, "batı tefekkürü ve islâm tasavvufu" isimli fikrî eserinde, yahya kemal'i kitaplık bir cehde davet ettiğinden söz ederken yüzüne de söylediği bir ifadeyi aktarır: "radyum gibi miligram miligram tartılan keyfiyetin bile kemiyete istinadı şarttır."