şükela:  tümü | bugün
  • klasik cok guzelle$ir herkes de sigarasini yakmaya cali$ir falan. bunlarin koyden indim $ehire gibilerinden bolca vardir.
  • (bkz: sabrina)
  • filmde kezban paristeyken arka planda bir eiffel kulesi ve paris manzarası vardır ki günlerce kendine hayran bıraktırmış, kim boyadı bu resmi diye sordurtmuştur ısrarla.
  • ormanda arabasi devrilen izzet gunayi kezban kurtarir... sonra kezban sehre gider, izzetin kankileri tasak gecer falan... hatun sonra paris'e gider yol yordam ogrenir... sonunu soylemeyeyim de spoil olmasin...
  • (bkz: kezban romada)
  • aysegul paris te nin yeni versiyonu.
  • başrollerde hülya koçyiğit sema yunak ve izzet günay vardır kezban öz kızı olduğu babasının evinde öz kardeşi tarafından besleme muamelesi görmektedir taa ki hakikat şımarık kız kardeş tarafından öğrenilinceye dek
  • gecen gun trt1'de izledim ben bunu, yalniz trt1 reklam girdiginde filmi durdurmuyordu anlasilan, her reklamdan sonra filme donuste birseyler kacirdigim hissine kapildim. *

    asagida sosyopolitik bir irdeleme yapacagim, spoilerdan hazzetmeyenlere bu noktada "entry acik, arkani don ve cik" diyorum.

    filmin adi kezban paris'te ama aslinda kezban'in paris'te oldugu sure bir 10 dakika tas catlasa. once bunu soyleyeyim de kimse heveslenmesin. ama onun disinda bu film bir basyapit. sinemaci degilim, sanatsal acidan laf etmeye pek hakkim yok ama sosyopolitik yansimalari acisindan bir hazine oldugunu iddia edebilirim rahatca.
    kezban'in donusumu cumhuriyet'in koylu kadinini avrupa kadinina cevirme sevdasinin bir uygulamasi adeta. kezban koy yerindeki safligini kaybetmeden paris'i fethedecek kadar modernlesiyor. (ozellikle film boyunca kezban'in sacina dikkat edin. basortunun atilmasi, orgulerin acilmasi, sacin kisalisi ve sonunda tam avrupai sarisin sac modei). koyden gelen saflik, temizlik ve pakligi ile sevdigi erkege askinti olan, atina'ya sarki yarismasina giden sosyete kizini ekarte ediyor, cocugu kendine bagliyor.

    filmdeki gonul meselelerinin disinda, istanbul'daki malikanedeki iliskiler cok ilginc. hulusi kentmen esas cocugun zengin dedesi. buyuk ihtimalle anadolu'nun bagrindan kopup gelmis, fabrikator olmus, zengin olmus. torununun bu zorluklari anlamamasi, zirzop bir tip olup cikmasi onu biraz rahatsiz ediyor olmali ki miras konusunda kostugu sart "dogru duzgun bir kizla evlenmesi." evdeki hizmetkar tayfasiyla iliskisi arkadasca -yuzgoz olmus anlayacaginiz, yer sofrasinda tencereden kuru fasulye yemek istiyor olumden donunce. torun desen maskeli balolarda geziyor. iste boyle de bir kusak catismasi var, ki aslinda kusak+medeniyetler catismasi bence. cunku dede pilav ustu kuru misali anadolu ustu istanbul medeniyetiyle istigal ederken, torun tamamen avrupa ozentisi istanbullu medeniyetine dahil.

    ha, bir de omer var, nam-i diger profesor. ah, sofor omer. anadolu'nun aydin yuzu. istanbul'a okumaya gelmis, para kazanmak icin de soforluk yapiyor. iste boyle zor sartlarda universite okuyup koyune donuyor ziraat muhendisi olarak. bu ulke boyle kalkinacak demek mi isteniyor?

    nerdeeen nereye... filmde bizimkileri atina'ya paris'e goturen ucaklar pan am'di. thy'nin yurtdisi ucuslari yok muydu ki o zamanlar? sonradan "yerli mali yurdum mali, herkes onu kullanmali" usulu filmlerde thy ucaklari havalanir oldu, bu degisim ne zaman gerceklesti sorarim kendime...

    daha yazacak cok sey var filme dair, ama keseyim trasi. giderken bir malumatimi birakayim ortaya yanarli donerli: birisi gidip sosyelitler mosyelitler uzerine film yapsin bakalim, kezban pariste kadar sevimli olacak mi?