şükela:  tümü | bugün
  • bu söz herhangi bir iş adamı, ya da çok zengin birinin sözü değildir.

    detaylar hayatımızın her anında var. buna mukabil ve detaycı insanlar da öyle. peki kim bu detaycılar;
    a- kendi detayına takılan
    b- sadece başkalarının detayına takılan
    c- hem kendi hem de başkalarının detayına takılan

    bu üç farklı nitelik, kişinin dahil olduğu gruba göre onun başarı seviyesini belirler.

    a detaycısı: her daim başarılı olacaktır; çünkü kimsenin ne yaptığı ne ettiği onu alakadar etmez. topluma göre kendini şekillendirmez. bu biraz da kendi içinde barındırdığı ego seviyesine bağlıdır. bilmenin, zekanın ve aşmışlığın verdiği ego kendini diğer insanlardan uzak tutmaya çalışacaktır. böylece kendi dünyasını kendi başına inşa edebilecektir. ( buradaki ego'yu masum düşünebiliriz )

    b detaycısı: kendinden başka herkesin detayına takılır. toplum baskınını oluşturan taşlardan biridir. asla kendi gelişimine önem vermeyip, başkalarının gelişimine takılır, eleştirir ve hep bir ön yargı içindedir. sürekli eleştirmekten kendine zaman ayıramadığı için, sağlıklı düşünme yetisini de kaybeder.

    c detaycısı: hem kendini hem de toplumu eleştirebilen üst seviye bir varlıktır. kalkınmanın tek başına olamayacağını, toplum olarak kalkınmanın gerekliliğini bildiği için her iki tarafın detayına önem verip, iki tarafı da eleştirir. bu eleştiri aslında '' iyi niyet '' göstergesidir. ben kazandıkça siz de kazanın diyen tayfadandır. aslında en makbulü de bu kişidir ki, bu tipler hem ülkesini hem de halkını seven, değerlerini koruyan ve gelişmesini isteyen detaycılardır.

    şimdi asıl meseleye gelelim:
    eğer başarıyı yakalamak istiyorsanız, öncelikle kulaklarınızı kapatmalısınız. çünkü b detaycıları her yerde karşınıza çıkacaktır. sizi eleştirecek ve başarılı olmanızı istemeyeceklerdir. siz de a detaycısı gibi olup, onlardan uzaklaşmanız gerekecek. kendinizi onlardan üstün görmeniz gerekebilir, tevazu burada işinizi zorlaştıracak, siz tevazuyu bir kenara bırakıp önünüze bakacaksınız. bu teknik olarak bir kibirdir evet ama başarmak istiyorsan bir şeyler feragat etmeniz lazım.

    başarılı insanların çoğu bu şekilde başarılı olmuştur. sadece kendi detaylarına takılan, başkalarının ne dediklerine kulak asmadan ve kendini üst sınıf görerek, bakış açısını bu yönde değiştirmiştir. ve yüzde yüz işe yaramıştır.

    peki ben çok mu başarılıyım diye soracaksanız, hayattaki tek başarım: günde 4 öğün yemek yiyerek hiç kilo almamak, hepsi bu!

    edit: esseksurprizi nickli arkadaşım güzelce değinmiş '' narsist olmak lazım '' tebrikler.
  • (bkz: mütekebbir)
  • sanırım özgüven ile kibir karıştırılmış.

    özgüvenli kişi kendisine gelen eleştiri mantıklı ise ders alır ama kibirli kişi her zaman haklıdır eleştiriye kapalıdır.

    kibirli biri her zaman haklı olacağı için yeniliklere ve öğrenmeye kapalıdır. kolay kolay ilerleyemez. belki bildiklerinin sayısı artar çok biliyorum zanneder.
    ama özgüvenli kişi yeniliğe açıktır kendisini ezdirmez de yeniliklere kapatmaz da. ne kadar çok şey bilmediğinin farkındadır.
  • (bkz: kişisel gelişim kitaplarının tek cümlelik özeti)

    benim gözlemlerime göre, hiç bir şeyi bir diğeriyle karıştırmayan, bilinçli ve hesaplı bir şekilde doğrudan, mümkün olduğu kadar cıvık cıvık bir kibir aşılayarak,* yarattığı narsisistik kişilik bozukluğunu, 'özgüven'; beraberinde getirdiği davranış bozukluklarını da, şartlarla mücadelede uygulanması gerekli 'oyun stratejisi' olarak tanımlayan bir karakter tasarımı ve pazarlama anlayışı.

    genel anlamda yaşam koçluğundan, red pille, melek koçluğundan yaz yaz bitmez bilmem neye kadar, bütün kişisel gelişim zırvalıklarının temel yapı taşı. bazıları çok saldırgan, bazıları daha yumuşak. hedef kitlesi hangi tarza uygunsa. 'bedene tapma' kültürünü yaratan endüstri aynı zamanda.

    kişi, kendi seçimlerinden; yapıp etmelerinden muaf ilan edilerek, doğuştan her şeyin mağduru olduğuna ne kadar inandırılmışsa* o kadar ağır doz kaldırabiliyor. bağımlılık yaratıyor resmen. genelde başarısız olduğundan, doz devamlı arttırılarak, farklı kişisel gelişim alanlarına, uç noktalara doğru hareket ediyor. ya da birbirine karıştırıp ekleyerek yeniden üretme başlıyor. hiç birisinin bilimsel temeli yok. popüler bilim ifadelerini sömürme var bol bol.

    eğer kişi, kendisinde yaratılan davranış bozukluklarını, herhangi bir alanda -tercihen kendi alanında- başkalarına aşılayabilecek ve özdeğerini, bunu devam ettirebilecek ölçüde yıkıp yeniden inşa edebilecek hale gelebilirse, sonunda kendine özgü bir kişisel gelişim biçimi ya da yorumu oluşturup bunu satarak başarıya ulaşıyor.

    kişisel gelişimle başarılı olan ve bununla aktif olarak uğraşmadan kendi hayatını yaşayamaya devam eden insan yok denecek kadar az. onlar da hayatlarını değil, işlerini bir yere kadar bu şekilde yürüten insanlar. bir süre sonra da bir tür inanca dönüşüyor ve kişi başka her türlü algı yetisini kaybediyor zaten. her şey o fikrin üstünden tanımlanıp, anlamlanıyor ve seçilip, çarpıtılarak ona uyduruluyor.

    bu nedenle, kişisel gelişimde başarılı olmak, bunu devamlı pazarlayabilmek, satabilmek, devamlı birilerine yutturabilmek, ikna etmek; üstünde güç elde edilecek bir sürü, grup, çırak edinmek; bunlardan maddi-manevi kar elde etmeyi başarmak. kişisel gelişimi yaşamak bu. aksi takdirde bir şekilde sönecektir, çünkü gelişim değil, yapay bir kişilik dayatma, ajitasyon, rol kesme; tasarım üstüne kurulu.

    bu insanları, değil yeni ya da bilmedikleri bir şeyden haberdar etmek, yaptıkları hiç bir şeyi eleştiremez, sorgulayamaz, yanlışlayamazsınız. enformasyonun, bilgini niteliği; kaynağı önemli değil. bu bir tür din. hatta psikanaliz en güzel örnek buna. çoğu kişisel gelişim öğretisinde de ya kaynak, ya baskın eğilim zaten. hem de hiç bir bilimsel değeri olmamasına rağmen. hem de bu daha yakın geçmişte, lisede öğretilen genel bir bilgi olmasına rağmen.

    'yapay zekayı insanlaştırmak mümkün müdür' diye tartışılırken, insanlar son hızla bir tür yapay zekaya dönüşüyor. hepsi aynı, fabrikasyon. görünüşleri bile aynı. imalatı, kullanma kılavuzu, kitapçığı falan da bu işte.
  • bu söze katılmamakla birlikte "fazla tevazunun sonu vasat adamdan nasihat dinlemektir." sözüne gönülden inanıyorum. dengeyi tutturmak lazım.
  • kendimi başkalarından üstün görerek nasıl başarılı olacağımı anlamadım.
  • kibir degil de, buyuk basarilar icin az biraz narsist olmak lazim (yukarida bir suser de, oz guven, demis).

    unlu dahilere bakin isterseniz, newton, einstein, tesla hep kendini begenmis insanlardir (bkz: narsizm).
    bu bahsettiklerim tabi ki dahi insanlar, ve kendilerinde begendikleri husus da bu dehalari zaten (hatta bu kadar begenmekte haklilar bile diyebiliriz). bir cesit, kendini bilme. insan boylece yeteneklerinin sinirlarini daha cok zorlayabilir.

    https://thoughtcatalog.com/…ssism-leads-to-success/
  • kibriyaya kibretmek sadakadır derler. ve bilirsiniz aşırı tevazunun neticesinde vasat adam, karşında sana bir şeyler anlatmaya çalışır. o yüzden dozunda kibir kesinlikle güzeldir. narsizim değil, kibir. her şeyin fazlası zarardır.
  • peygamberler ve beraberindekiler kibir olmadan birçok başarıyı yakalamıştı. zira dinlerine göre öyle büyüklük taslayamazlardı. önermeniz çökmüştür. iyi günler.
  • haklılık içerir.

    özgüvenle kibir farklıdır derler fakat tatbikatta farkını tecrübe edene rast gelemedim henüz. şu var ki; başkalarını küçük görecek boyutlara ulaşılsın, işte bu tehlikedir.