şükela:  tümü | bugün
  • nankör şu kıbrıslılar nankör!

    türkiye’de öyle pek yüksek sesle dillendirilmese de yaygın bir kanı vardır: “şu kıbrıslı türkler de amma nankördür ha! bir de hiç mi hiç sevmezler bunlar bizi!”…

    türkiye’den kıbrıs’a bakanların, dişlerinin arasından böyle homurdanmalarına neden olan düşünce açıktır aslında: “yahu, askerse asker verdik, kan döktük o kadar… paraysa para verdik yıllarca… yine de sevmezler bizi…”

    sorunun yanlış sorulduğunu pek düşünmez türkiye’den bakanlar…

    bunca askerin türkiye cumhuriyeti vatandaşlarına maliyetini sorgulamazlar örneğin. ya da, “bunca yıl akıtılan milyorlarca dolara rağmen kıbrıs’ın kuzeyinde neden tek bir sanayi tesisinin olmadığını, neden ciddi bir yatırımın olmadığını” sorgulamazlar.

    tuhaf bir düşünce sistematiğine sahibiz…

    “kan döktük o kadar” deniyor ya, sorun herhangi bir tc yurttaşına, kıbrıs’ta kaç askerin şehit olduğunu bilmez…

    “o kadar para veriyoruz” deniyor ya, “o paraların bunca yıl nereye, neye, kimlere harcandığına dair” en küçük bir fikri yoktur. ha, tabii bu kadar zaman kıbrıs’a kaç milyon dolar yatırıldığını da ne merak eden ne de sorgulayan vardır.

    osmanlı soyundan gelenlerin 400 yıl önce kıbrıs’a nasıl yerleştirildiğine; sonra ii. abdülhamit’in kıbrıs’ı bir arsa gibi ingilizlere sattığına, ingiliz gelene kadar türklerin, rumların, ermenilerin, maronitlerin kardeş kardeş yaşayıp gittiklerine dair hiçbir fikri yoktur türkiye’den kıbrıs’a bakanların.

    bir ülke düşünün. yurdunuz olduğu söylenmiş. sonra bir sabah uyanmışsınız bakmışsınız ki, yurt bellediğiniz topraklar bir gecekondu gibi başkasına satılıvermiş.

    sizi oraya gönderen kim? osmanlı!

    sizi toprağınızla birlikte bilmem kaç yüz bin baş koyun gibi ingiliz’e satıveren kim? osmanlı!

    hadi gelin de sevin osmanlı’yı! hadi gelin de güvenin osmanlı’ya!

    misak-ı milli demiş, sınırlar belirlemişsiniz. katmış mısınız kıbrıs’ı misak-ı milli’ye? hayır!

    misak-ı milli’yi lozan antlaşması ile perçinlemişsiniz. lozan’da kıbrıs’ın ingiliz olduğunu kabul edip altına imza atmış mısınız?

    evet!

    ta ki 1950’lere kadar dönüp bakmış mısınız kıbrıs nedir, kıbrıs’ta ne oluyor, kıbrıs’lı ne haldedir? hayır!

    aha da misak-ı milli! gelen gelsin içeriye, dışarıda kalan başının çaresine baksın demiş misiniz? evet!

    ondan sonra “kıbrıs türk’tür türk kalacak! diyorsanız…” siz olsanız sever misiniz o türkiye’yi? siz olsanız güvenir misiniz o türkiye’ye?

    1960’da kıbrıs cumhuriyeti kurulurken, bu cumhuriyetin toprak bütünlüğünün, bağımsızlığının “garantörlüğünü” üstlenmiş misiniz? evet!

    yunan cuntası mızıkçılık yapıp, rum faşistler eliyle kıbrıs cumhuriyeti’nde anayasal düzeni yıkmış mı? evet!

    ve siz adaya “kıbrıs cumhuriyetinde anayasal düzen yeniden tesis edilene kadar” olmak kaydıyla garantörlük haklarınıza dayanarak müdahale etmiş misiniz? evet!

    “aldım” demiş misiniz? hayır!

    “işgal ettim” demiş misiniz? hayır!

    “ilhak ediyorum” demiş misiniz? hayır!

    “kıbrıs cumhuriyeti’nde” demişsiniz, “anayasal düzen yeniden kurulana kadar” demişsiniz, “kıbrıslı türklerin ve rumların can ve mal güvenliğinin sağlanması için” demişsiniz…

    başka tek kelime fazlanız yok!

    peki ne yapmışsınız ondan sonra?

    adayı bir somun gibi ikiye bölmüşsünüz! kuzeyinde önce bir federe cumhuriyeti kurmuşsunuz. doğru mu? doğru!

    “federe cumhuriyet” demişsiniz, neden? “çünkü eğer kuzeyde bağımsız bir devlet kurmaya kalkışırsak, bu bm hükümlerine göre açıkça bir suçtur! çünkü bm güvenlik konseyi kararı der ki, “kıbrıs cumhuriyeti’ni bölmeye ve kuzey’de ayrılıkçı bir oluşum kurmaya yeltenmek, hele ki bunu tanimak suçtur”…

    dikmişsiniz bu federe devletin başına bir jandarma, gelmişsiniz 1983’e… doğru mu? doğru!

    1983’te bir oldu bittiye getirerek, bm tarafından açıkça suç sayılan bir fiili gerçekleştirip, kıbrıs’ın kuzeyinde “bağımsız bir devlet” ilan ettirmiş misiniz? evet! başına da aynı jandarmayı dikmiş misiniz yine? evet!

    almış mısın tüm uluslar arası platformlarda başına bela olan bir kıbrıs sorununu? evet!

    1983’ten bu yana tek ama tek bir muz cumhuriyetine bile “tanıtabilmiş misin” kktc’yi? hayır!

    peki sen resmen tanıyabilmiş misin? orası biraz şaibeli! çünkü bir devletin, bir başka devleti “resmen” tanıyabilmesinin koşulu belli: en üst organ olan parlamento kararı!

    var mı elinde tbmm kararı kktc’yi resmen tanıdığına dair? e yok, tanır gibiyiz ama… hani gözümüz bir yerden ısırıyor cinsinden!

    sanayicin gidip bir çivi çakmış mı “yavru vatana?” hayır! ama gidip kumarhaneler, kerhaneler kurmuş mu “türkiyeli yatırımcın”? evet…

    kıbrıslı türkler girebiliyor mu o kumarhanelere? hayır! çalışabiliyor mu oralarda? hayır! neden? eh, hatay’dan ucuz işçiyi kaçak olarak sokmak daha hesaplı çünkü!

    10 bin, 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin… anadolu’nun yaylalarından kopartıp getirmiş, doldurmuş musun onbinlerce bağrıyanık garibanı? evet…

    gönderdiklerine, rum’dan kalan malları hiçbir uluslar arası geçerliliği olmayan tapularla itelemiş misin? evet…

    nüfus yapısını değiştirmiş misin adanın? eeee… böyle ifade etmeyelim bunu… olur!

    şimdi o garibanlar, bir türlü uyum sağlayamadıkları adada, ellerindeki sahte tapular gitmesin diye oy depona dönüşmüş mü? evet!

    adada sen kimi işaret edersen ona oy verecek bir kitle oluşmuş mu? evet! bizzat serdar denktaş demiş mi “kelle başı hesaplanıyor oy fiyatları, biz alabildiğimiz kadarını almaya çalıştık” diye? evet!

    kıbrıslı gençler sanayisi, özel sektörü olmayan bir ülkede devlet kapısında memur olmaya mecbur edilmiş mi? evet! memuriyet bulamayan sokaklarda hayta beygiri gibi dolanmaya mahkum mu? evet!

    sanayisi, özel sektörü olmayan ülkede, toplumun tamamına yakını memurlaştırılmış mı? evet! başka şansları var mı bu insanların? hayır! her gün 5 bin kıbrıslı türk, güney’e rum kesimine geçip çalışmak zorunda kalıyor haberin var mı? hayır!

    hiçbir şey üretmeyen bir ülkeye, dünyayla bütün bağlarını kopartıp, ticaretini de engelledikten sonra bütün ürettiğin malını yığıp itelemiş misin? evet!

    tüm üretimini engelleyip, sadece türkiye’nin gönderdiği malları tüketmeye zorlamış mısın? evet!

    yani adamın elini kolunu bağlayıp, “illa benim verdiğimi, üstelik istediğim fiyattan verdiğimi yiyeceksin” demiş misin? evet!

    narenciye üretene, “gerek yok seni narenciyeye boğarım”, domates üretene “gerek yok seni domatese boğarım” demiş misin? evet! tarımın ve hayvancılığın çanına ot tıkamış mısın? evet!

    yunanistan güney kıbrıs’a tankerle su taşırken, sen israile manavgat suyunu nasıl satarım diye düşünürken, kuş uçumu 5 dakikalık mesafeye iki ton suyu götürebilmiş misin? hayır!

    sözde “bağımsız” ülkenin vatandaşları; eğitim, iş bulmak veya gezmek için kendi pasaportları ile gidebiliyorlar mı bir başka ülkeye? hayır!

    ya tc pasaportu veya kıbrıs cumhuriyeti pasaportu almaktan başka şansları var mı? hayır!

    kıbrıs cumhuriyeti pasaportu alana “hain” diyor musun? evet!

    en yurtsever denktaş bey’in torununun bile rum pasaportu var mı? evet! “rumcu” talat ve sülalesinin “rum” pasaportu var mı? hayır!

    kıbrıs’ta 50 bin askerin ne yapıyor haberin var mı? hayır!

    kıbrıslının polisi bile içişleri bakanlığı’na değil tsk’ya bağlı haberin var mı? hayır!

    “barış kuvvetleri komutanı” tepesi atarsa kıbrıslının seçtiği başbakanı azarlayıp “türklüğünü ispat et” diyebiliyor, haberin var mı? hayır!

    haklısın canım kardeşim! bu kıbrıslı türkler de çok nankör!

    sinan dirlik

    14.4.2010

    http://www.sinandirlik.com/
  • türkiye'den gelen insanımsıların mahvettiği yerdir. bir siktirip gitseler rahat edeceğiz ama siktirmiyorlar aksine hamam böceği gibi, fare gibi çoğalıyor bunlar.

    biz dediğimizde kimyamız uyuşmuyor, nerde bir it kopuk bize gönderiyorsunuz, hemen türkiye düşmanı oluyoruz.

    taze taze, dün akşam saat 21:00 civarında 6 adet anası kevaşe orospu çocuğu girne amerikan üniversitesi öğrencisi urfalı, girnede, annemi evimizin önünde darp ettiler. tam o saatte ben de mağusa'da olduğumdan son sürat çıkmama yola çıkmama rağmen olay yerine ancak yarım saat sonra varabildim. halen polis şahısları arıyor ancak bakalım bu erkekler hangi kovuğa girdi.

    bunlar o kadar erkek ki, 6 kişi 51 yaşında bir kadına vurabiliyorlar. sizin törenizi sikeyim sizi yetiştirenleri, size ekmek, süt verenleri sikeyim. size bu güne kadar iyi niyet gösteren kim varsa sülalesini sikeyim ben. kadına şiddet sizin geldiğiniz topraklarda normal olabilir ama burada kadına el kaldıranın yeri ya mezardır ya hapishanedir. bu bir değil iki değil, yine aynı konu, evin önünde arabamızın plakası yazmasına rağmen adamlar gelip arabalarını oraya yerleştiriyorlar. bunlar ağa ya, bunlar aşiret dedikleri o sikim sonik anasını siktiğimin yapılanması ya istediklerini yapacaklar. annem de eve gelince arabasını park edecek yer bulamıyor ve bu şahısları beklemeye başlıyor. maksat gelince hem bu orospu evlatlarını uyarmak hem de aracını park etmek. bu orospu evlatları geliyor ve haliyle annem bunları araçlarını bir daha buraya park etmemeleri için uyarıyor. vay sen misin uyaran, yok bunlar yeni mezun olmuşlar da saygı bekliyorlarmış da bilmem ne, ulan yarrak karşındaki kadın 1 doktor 1 de mühendis yetiştirmiş muhteşem bir insan, anneme küfür edip bağırmaya başlıyorlar. annem de polis diye çığlık atıyor ve bu 6 adet orospu evladı güya annemi susturacaklar diye darp ediyorlar.

    ben 5 sene izmir'de öğrencilik yaşadım. türkiye insanının ne kadar çok uçtan insan barındırdığını çok iyi biliyorum. ancak kıbrıs'ta yaşayan türkiye vatandaşlarının %90'ı, iddia ediyorum bu dünya'nın en orospu evladı insanlarıdır. geriye kalan %10'u tenzih ederim.

    eğer bunu derken faşist olacaksam, evet faşistim, eğer ırkçı olacaksam, evet ırkçıyım. bir kadına el kaldıran benim gözümde bulunduğu yerde hapise atılmalı, bir ömür orada çürümelidir.
  • insanlarinin rahatliginin siniri olmadigi, en kotu seylerde bile insani guldurebilen rahat samimi ada.

    misal,

    berberdesinizdir, sac sakal bir kendime geleyim demissinizdir. cocukluk arkadasiniz olan berberle geyik yaparaktan icerde otururken bir bayan iceriye girer ve "xx yyy plakali arac * sizin mi?" diye sorar. dusunursunuz bir garaj yolu falan mi kapadim diye. ama bayan "hah tamam, park ederken carptim da *" diyerek olayi koparir.

    berber'e dur bir bakalim suna der takarsiniz gozluklerinizi arabaya bakarsiniz, tampon gitmistir. polis cagirmak icin telefona sarilinca bayan "ben zaten kocami aradim, kendisi polis, trafik mudurlugunde" der. tamam dersiniz iceriye gecersiniz, bayana bir gave yapilir. tras olmaya devam edersiniz. polis iceriye girer ve ...

    "ooo erhan napan sen miydin yahu" diye girisir. o da cocukluktan kalma bir arkadastir. gidip arabaya tekrar bakilir. polis arkadas "polisi karistirmayalim uzun surecek bu is" der ve "kaportaciyi cagiralim bugun hallettirim ben sana bunu" diye devam eder.

    tekrar iceriye icilir kahveler gelir, bayan bulmaca cozer, polis dunya kupasindan bahseder, ve ben tras olurum. eski gunler yad edilir.

    kaportacidan donerken, arkadasla kibris nasil kurtulur, ne olacak bu sakarya yolundaki trafik diye uzun uzun muhabbet edilir.

    rahattir kibris ve insanlari, her ne kadar dis mihraklar bozmaya calissa da.
  • sivri ucunu götüme sokmak istediğim adadır.
    daraldım lan.
  • adanın yarısı adanadan diğer yarısı mersinden göçmüş iken arabesk kültürü yok demek fantastiktir.
  • karısını kanser tedavisi gördüğü sıralarda iki çocuğu ile yalnız bırakıp, yeğeni ile birlikte eğlenmeye giden kocamın tercih ettiği ülke.
  • bir allahın kulu da şuraya kıbrısa dış hatlardan uçulur, nüfus cüzdanıyla çıkış yapacaksanız pul alınmaz, pasaportla çıkacaksanız harç ödersiniz yazmamış ya la. bu da böyle biline.
  • anlatmaya çalışsam, oturup tek tek kelimeleri seçmeye çabalasam beceremem eksik kalır.

    ilk başta insanlar gelir hep gözümün önüne kıbrısı düşündükce. kara gözlü, aydınlık yüzlü insanlar. yüzlerinde günlük sohbetlerin neşesini, adalı olmanın dinginliğini taşıyan bir halk. sonra aklım o suretlerde zaman zaman kendini hissettiren ve içten içe o ufacık halkı ezen ufalayan duygulara takılır.

    - anne bu resimdeki adam kim?
    - amcam.
    - neden hiç tanışmadık ?
    - savaşda öldü. mezarı öteki tarafdadır

    öteki taraf. annemin ve adanın dört köşesine dağılmış binlerce insanın doğup büyüdüğü evlerin, yaşadıkları şehirlerin, sevdiklerinin mezarlarının, meyhanelerinin, gavehanelerinin, ekip biçtikleri tarlaların olduğu taraf. gitmek yasak, çünkü biz bu taraftayız ve bu tarafta ayrı bir devlet arzulayanlar var. bu tarafta hiç yoktan yeni bir coğrafya yaratmaya çalışanlar var.

    - sen busun! kıbrıslı değilsin kuzey kıbrıslısın, kktc'lisin! senin tarihin 1983 de başladı senin için öncesi yok!

    ama öteki taraf? dedemin bahsederken gözlerinin dolduğu köyü? baf? leymosun ? ve bu taraf. hani yapayalnız, dünyadan kopuk, iki komutanın dudağı arasından dökülenlere bağlı, denizi bile ölü bu yarım ada. ya diğer taraf burası gibi değilse ? ya orası her yere bu kadar uzak değilse? faşizm aksesuarları anıtlar ve marşlar bu kadar sinmediyse oranın üstüne ? ya orada başka türlü bir kıbrıs varsa?

    sokaklara dökülüyoruz. dayanılır gibi değil bu işkence. 3355 km² içerisinde aşağılanmanın hor görülmenin eksik olmadığı bir mapus hayatı. kendi kanımdan ölen insanların , insanların kanı üzerine kurulu kokuşmuş bir organizma. on yılda yüzyirmibinden fazla göç. devlet dairelerinde, sınıflarda "gelen de türk giden de türk! üç dört kişi göç etti diye yaygara yapmayın" diyen bir adamın boy boy resimleri. evde, o resimdeki adama inanmamayı seçtiği için yıllardır işinde yükselmesi engellenen, alnından dökülen terle alay edilen,kendisine "bizim partiye üye olursan müdürlüğe kadar yükselirsin" diye teklif edildiği için nevri dönen, sıkıntıdan şeker hastası olmuş bir baba. kardeşini özlüyor. kardeşi öldü. mezarı diğer tarafta.

    ve tüm bunlar olurken, çok uzakta değil az ötede, ama adeta bir masal diyarında yaşayan bir tuhaf topluluk. anlayacak kapasiteleri olmadığından mıdır, işlerine gelmediğinden midir bilinmez tarihle ilgili iki kitap okumayan ama yine de her konuda söz söyleme hakkını kendinde gören siyasi gruplar. dünyaya nasıl kafa tuttuklarını, bizi nasıl kurtardıklarını gururla anlatıyorlar. oysa ne dünya yaptıkları şeye karşıydı, ne de biz kurtulmuş durumdayız.

    ergenlik günlerim, arkadaşlarımla birlikte hep bir şeyleri merak etmekle geçiyor. "reading fest te bu sene blur çıkacakmış" diyor arkadaşlardan biri. reading çok uzakta. blur'un da buraya uğrayacağı yok. burdan bir blurun çıkmazlığı ise rezil bir gerçek gibi içimize işlemiş. her şey her zaman çok uzakta. başka coğrafyalarda yaşıtlarımızın gittikleri konserleri, sahip oldukları olanakları duyuyor ama ulaşamıyoruz. sorun parasızlık değil, sorun parasızlıktan bin beter bir müsibet: izolasyon. o ailemden onlarca insanın göç ettiği londra'ya gitmek için bile iki uçak değiştirecek olmak. ben oraya varsam bile ordan kalkan hiç bir uçağın benim ülkeme varamayacak olması.

    öyle siyasi bir izole olmuşluk değil bu. hayatlarımız bir aradalığımızın hapsinde geçip gidiyor. daha çok öfkeleniyoruz. daha çok çıkıyoruz sokaklara, daha çok bağırıyoruz. bir araya geliyoruz, birlik oluyoruz. mağusalılar, lefkoşalılar, girneliler. aynı çileyi çeken tek bir can gibiyiz. kızlarımız saçlarına zeytin dalları takıyor. yaşlılar göze gelmeyelim diye o zeytin dalları ile tütsülüyor bizi. meydanlara doluşuyoruz. meydanlara doluşuyor ve hayatımızı talep ediyoruz. ter dökerek, yorularak, didinerek. korkmadan. cesaretten dolayı değil, elimizde kaybetmekten korkacak bir şeyimiz kalmayışından.

    ve sonunda kapı aralanıyor. öteki taraf o kadar uzak değil artık. eski kuşaklar , geçmişlerine yani gerçeklerine doğru akın ediyor. bir zamanlar yaşadıkları evlerin yeni sakinleri ile karşılaşıyor şanslı olanlar. onlarla dostluklar kuruluyor. 30 yıldır kanayan bir yaranın kabuk tutmaya başlaması gibi.
    şanssız olanların evleri mi ? onlar ya yıkılmış, ya da tanınmaz halde. neyse ki çok değiller.

    benim neslim de bu ağzımıza bir parmak çalınan mutluluktan payını alıyor. ama kısa süre sonra daha büyük bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalıyoruz. aradığımız bu tarafta da değil. yine bir yapayalnızlık, yine bir başınalık.

    kabullenmiyorum. "ben kaçacağım" diyorum arkadaşlarıma. inanmıyorlar. kaçmanın tek yolu var çünkü, göç edecek ve daha iyi şartlarda daha mutsuz olmaya alışacaksın. "hayır" diyorum "ben kaçacağım. geri döndüğümde bir şeyleri inşa edecek kadar donanım sahibi olmak için. burada dinleyemediğimiz şarkıları dinlemek, gidemediğimiz konserlere gitmek, yaşayamadığımız hayatı yaşamak ve onu buraya taşıyacak yolları bulmak için. kaçacağım!"

    ve dediğimi yapıyorum. bir eylül günü, akdenizden uzak, yaşlı kokan bir şehre sanatı ve siyaseti öğrenmek üzere yola çıkıyorum. bir punduna getirip blur dinleyemesem de onun muadillerinin konserlerinde kıbrısta geçmiş yıllarımın acısını çıkarıyorum. kahkahalar ve yabancı dilde bir aşk. ama hala, çok içimde bir yerde , kıbrıstan yadigar o yalnızlık hissi.

    bütün bunları yazmamın sebebini bilmiyorum. kıbrıs seni özlüyorum. gözü yaşlı bir gurbetçi duygusallığıyla değil, bir gün senin de hak ettiğin şarkıyı bulacağına inanan bir evladın olarak. buna inanmaktan başka çaresi olmayan biri olarak.
  • askerliğini kıbrıs'da yapmış biri olarak türkiye'yi protesto etmelerine hiç şaşırmadığım yerdir. biz ne kadar yavru vatan desek de, onları korumak için oradayız desek de malesef ordaki insanlar türkiye'yi ve türk askerini işgalci olarak görmektedir. acı ama askeri arabayı görünce sırtını dönen, rum plaka arabayı görünce nasıl selam vereceğini şaşıran bir çok insan gördüm. tabi o sefalet dönemini yaşayanlar için aynı cümleleri sarfetmem pek mümkün değil. ama avrupa birliği hayaliyle yaşayan nesil aynen böyle düşünmektedir. kendi tarafımızdan bakarsak da berrak bir havada çıplak gözle dahi mersin'i görebildiğimiz topraklar stratejik olarak bizim için çok önemli, yani demek istediğim bizim orda bulunma amacımız kıbrıs türklerinin kara kaşı kara gözü değil sadece. dünyadaki türklere bu kadar sahip çıkmak derdinde olsaydık tarih boyunca sefalet çeken türk kökenli bir çok ülke için seferber olurduk. ama bu ülkeler coğrafi olarak bizden çok uzakta olduklarından sadece kınamak ile yetiniyoruz.
    belki faşistçe olacak ama benim için önemli olmayan insanlardır. binlerce türk genci sırf orda onlar var diye aylarca zor şartlar altında askerlik yapmaktadır, asker üzerinden parayı cebe indirip ama iş başka yere gelince işgalci bunlar demektedirler. yani ikiyüzlülerdir, geçmişlerini unutmuşlardır. burda askerlik yapan hiçbir türkiye cumhuriyeti vatandaşı da vicdanen hakkını helal etmeden burdan ayrılır.
    ve unutulmamalıdır ki tarih tekerrürden ibarettir. ne haliniz varsa görün denmelidir, şundan da eminim ki yıllar sonra yine türkiye'nin kapısını çalacaklardır, çünkü kendine ait bir para birimi bile olmayan, ekonomisi son derece kısır bir ülke olarak yine sefalet dönemlerine döneceklerdir.
  • yaz sicagi kavraminin kesinlikle yeniden tanimlandigi yer. arkadas, istanbul'da sikayet ettigimiz ''ay saat 11 ile bilmemkac arasi cok sicak'' iste burada sabah 7.30da basliyor. ve inanin duzelmiyor. kibrisli bi insan olarak inatla soyluyorumkine bu sicak olayi boyle degildi, agaclar falan yandiktan sonra elimize aldik sicak isini. topluca terk edelim diyorum, bir de utanmadan kibris sorunu falan diyoruz. hani sadece usler kalsa gercekten yeridir. onlar erisinler sicaktan. only mad dogs and englishmen go out in the midday sun.
    http://www.traditionalmusic.co.uk/…d_englishmen.htm

    the natives grieve when the white men leave their huts,
    because they're obviously, absolutely nuts --

    bu arada basbakaniniz basbakanimizi sorgulamis maaslar konusunda. cok pahaliya geliyorsunuz bize altmetinli. evet beybiler, denizasiri koloni boyle pahaliya gelen birsey.

    alakasiz olaraktan nufusun gittikce arttiginin fena halde hissedildigi yer. ben kucukken sokaklarda kimse yoktu neredeyse, simdi kalabaliklastik. ne bitmez tukenmez insan yerlestirme politikasiymis. bakin bittik zaten, 3 kisi kaldik, yeter, asimilasyon konusunda direnemeyecegimizi coktan anladik. vurmayin daha.

    daha da alakasiz not: ve tum ada kocaman bir tatil koyuymus gibi hala lens solusyonu gibi basit seyleri turkiye fiyatlarinin 3 katina falan satiyorlar yurdumda. ayip.