şükela:  tümü | bugün
  • cozulmezse turkiyenin ve yunanistanın her daim canini sikacak olan bir uluslararasi problem
  • türkiyenin yıllardır çıkarına kullandığı. kıbrıslı türklerin göç etmesine sebep olan politikaların uygulandığı, denktaşın parsellediği, çözümsüzlük çözümdür felsefesiyle işleri çıkmaza soktuğu(40 yılda ne yaptın?) ayrıca yunanistan ve ingiltere nin de rahat brakmadığı, yıllarca sömürülen ve sömürürken halkı düşünülmeyen adamızın sorunu. yakında çözülecek barışa kavuşacak. tarih olacak sorun. ayrıca kendini bilmez bilgisiz ilgisiz insanların yaptığı yorumlar da sorunu körüklüyor. türkiyenin kıbrıs pazarı üzerinden sağladığı gelir ve stratejik önemi sayesinde kazanılanlar ödenenlerden çok daha büyüktür. bunu kanıtlayan yığınla yerel ve uluslar arası rapor vardır. kibrista bariş engellenemez sloganıyla bitecek sorun..
  • 29 yildir cozulmemis olan, "artik cozsunler de kurtulalim!!!" dedirten slogan.
  • çözümü kesinlikle "ver kurtul" değil, "anla kutul", "çöz kurtul" olan sorun.
  • bir ada parçasının bu kadar büyük bir problem yaratacağı kimin aklına gelirdi, bu aşamaya nasıl gelindi? tarihsel düzlemde göz atmakta yarar var:
    1571 de osmanlı hakimiyeti'ne giren kıbrıs'ta kültürel heterojenlik yaklaşık 300 yıl kadar sürdü, osmanlı düzenindeki geleneksel toplum anlayışı içerisinde etnisitenin zaten bir önemi yoktu.

    1878'e gelindiğinde yani ada ingilizlerin yönetimine geçtiğinde yavaş yavaş geleneksel toplumdan modern topluma geçişin başladığını görürüz işte tam bu aşamada kibris'ta yaşayan rum halkının yeni kurulmuş olan yunan devletinden etkilendiği kesindir. osmanlinin egemenliginin bitmesiyle yunanistanin kültürel etkisi iyice artar ve rumlar arasinda enosis görüşünün yaygınca benimsendiğini görürüz. ingiliz döneminin baslamasiyla kibris türk toplumu hem yönetimdeki egemenligini kaybetmis hemde bir burjuvalasma asamasindan gecmedigi icin gücsüzlesmisti, toplumun cogunlugu fakir koylulerden olusmaktaydi. geleneksel müslüman üst sınıf kıbrıs'ın osmanlı'nın malı olduğunu savunuyor ve enosis'e karşı çıkıyordu.

    toplumsal kimligini ve varligini koruma istegindeki toplum 20. yüzyılın ilk yarısında belirginleşen türk ulusçuluğuna, türk etnisitesine yönelmiş, kemalizm'in izinden gitmeye başlayan ve yenilikçi söylemleriyle dikkatleri üstüne çekmeye başlayan bir aydın sınıf çıkarmıştı. bu aydın sınıfın önderlerinden biri de bugün yakından tanıdığımız rauf denktaştır.

    yenilikçiler 1930 yılında seçimleri kazanarak türk toplumundaki yerini sağlamlaştırmış, gelenekselcilere karşı gücünü arttırmıştır, bu toplum bilincini de arttırmış, 2. dünya savaşı sırasında rumlar'ın enosis talebine karşı ilk kitlesel örgütlenmenin gerçekleşmesine basamak oluşturmuştur (bkz: katak). ikinci dünya savaşından sonra yenilikçilerin türkiye'nin dikkatini kibris üzerine çekmek için yoğun faaliyetlerde bulunması dikkatimizi celbeden bir diğer noktadir, bu girişimlerden ilki 1952de başarısızlıkla sonuçlanmıştır fakat 1954'te yunanistan'in kibris sorununu bm ye götürmesiyle kibrisli yenilikcilerin istedikleri olmus, türkiye'nin dikkati kibris üzerinde yavaş yavaş odaklanmaya başlamıştır.
    yine bu tarihte kibrisli türklerle ingilizlerin isbirliginin yogunlastigini görürüz.

    ingiltere'nin cabalari, kibrisli türklerin enosis'e karşı açtığı kampanya ve türkiye'nin dikkatinin cekilmesi meyvesini 1955'te vermistir ve londra'da ingiltere yunanistan ve türkiye'nin katilimiyla olusan bir konferans toplanmistir. bu konferansta rumların "enosis" isteklerine karşı "taksim" tezi ortaya atılmıştır ve bu sürecin akabinde menderes hükümeti bu tezi benimsemiştir.
    taksime karşı enosis, "örgüt" e karşı türk mukavemet teşkilatı işte bu çatışma 1958 yılında başlayan etnik-şiddetin zeminini hazırlamış oldu, bu arada yunanistan'la türkiye kıbrıs sorunu yüzünden savaşın eşiğine geldi nihayet taksim de enosis de dışlanarak abd'nin olaya dahil olmasıyla bağımsız, iki toplumlu bir kibris devleti kuruldu. üç nato üyesi ülkeye (türkiye yunanistan ingiltere) garantörlük hakları verildi. bu uzlaşmanın itici motoru hiç şüphesiz dönemin gözdesi "kızıl tehdit" yani komünizmdi.

    buna rağmen ne makarios gibi kibris rum toplumunun önde gelen liderleri için ne de rauf denktaş için bu çözüm kabul edilemezdi. birinci kibris cumhuriyeti'nin arkasinda ne halk iradesi ne de seçkinlerin desteği vardı. ortada bir devlet vardi ama halkin kurucu iradesi aranmamiş, egemenliği yok sayılmıştı.
    "kibris devleti" ni kalici bir çözüm olarak reddeden kibris türklerinin sunduğu çözüm gücünü kibris türk toplumunun rum toplumundan ayrilmasindan aliyordu. kibris rumlari ise kibris devletini ortadan kaldırıp enosisin önünü açacak politikalar geliştirmeye çalışıyordu sırf politika değil, bir gerilla taktiği de işin içine girmişti.

    birinci kibris cumhuriyeti 1974'e kadar varligini sürdürmüştür ve bundan sonra türk askerinin kibris'a müdahelesi rumlarin enosis umutlarının sönmesine yol açmış, türk milliyetçiliğini güçlendirmiştir bundan sonrasını hepiniz aşağı yukarı biliyorsunuzdur...

    işte sorun tam burda başlıyor yıllar geçtikçe kibris'in kuzeyindeki yapinin ne kadar dayaniksiz oldugu kendini gostermeye basliyor, ancak türkiye destegiyle ayakta kalan ciliz bir ekonomik yapi,devamli işsizlik yaratan bir istihdam ortaya çıktığı gibi uluslararası hukuk konjonktüründe de bir açmaz meydana geliyordu; kibris cumhuriyeti garantör ülkelerinden türkiye'nin ada'ya müdahelesi tamamen yasal idi ancak müdahelenin sonucunda ortaya çıkan durum türkiye'ye müdahele olanağı veren anlaşmayı bütünüyle ihlal etmişti. müdahele sonucunda ortaya çıkan kuzey kıbrıs türk federe devleti (1983 de kktc olacak) birleşmiş milletler güvenlik konseyi kararlarıyla kınanmıştır ve kktc uluslararası arena da tanınmayan bir ülke konumuna düşmüştür

    1974 sonrasında türk tarafının önerdiği "iki bölgeli, iki toplumlu federal kıbrıs" rafa kaldırılmış yerine "iki devletli konfederasyon" gibi uluslararası anlaşmalara aykırı, bm'nin ignore ettiği bir tezde ısrar edilmeye tabiri caizse inat edilmeye başlanmıştı. "çözümsüzlük çözümdür" politikasının en büyük bedelini kıbrıslı türkler ödedi, bu teze karşı çıkanlar "rumcu, enosisçi" gibi şoven tavırlarla aşağılandı, küçük görüldü. sabah akşam "kan toprak vatan millet sakarya" edebiyatıyla uyutulan halk kendi ülkesinde türkiye'nin bir vilayetiymişçesine yönetilmeye devam etti. üstelik bu uyutulmaya kanan osman sınav yapımlarıyla daha bir gaza gelen eski ve yeni şoven-jakobenler kıbrıs halını küçük gördü iyilikten anlamayan dallama kıbrıs halkı gibi cahilce yorumlar yapmaya başladı.
    kendi "iki devletli konfederasyonu" tezini türkiye'nin ab'nin kapısından reddedildiği lüksemburg zirvesinde türkiye'ye benimseten rauf denktaş, türk çıkarlarının korunmasına özen gösterilerek hazırlanmış, ab müktesebatını bir çok kez delmiş annan planına delice bir inatla ignore etmeye devam ediyor, akp hükümetiyle karşı karşıya gelip türkiye'deki ab karşıtlarını da ve eskinin yenilikçisi şimdinin koyu muhafazakarlarını arkasına almış çözümsüzlük çözümdür mottosundan bir adım atmıyor günümüzde.
    kıbrıs türklerinin dinamik çıkışı, mehmet ali talatın başbakanlık koltuğuna oturması ve akp nin son günlerdeki kıbrıs atağı çözüm için içimize biraz umut tohumları serpmekte ve kıbrıs halkının statüko ya karşı nasıl büyük bir isyan içinde olduğunu göstermektedir ama kök salmış bu statükocu anlayış değişmedikçe kıbrıs'ta çözüm yakın bir gelecekte zor gözüküyor

    (kaynakça ve tarihsel referanslar: niyazı kızılyürek - birinci cumhuriyetten yeni kıbrıs'a)
  • kıbrıs ingiliz denetiminde iken, enosis amacı ile hareketlenmeleri başlatan ve yunanistan tarafından silahlandırılan kıbrıs rumlarına ve eylemlerine karşı türk tepkisi, ingilizlerden rumlara karşı türkleri korumaları ve olaylara izin vermemelerini istemektir. zira o dönemde kıbrısa ilişkin türk dış politikakıbrısın denetiminin ingilizlerde kalmasına yöneliktir. ingiltere, kendisi de rahatsız olmasına rağmen o dönemdeki politikalarına uygun bir şekilde kıbrıstaki üslerinin korunması şartı ile adayı terkedeceği sinyallerini vermeye başladığında ve rumlar da ingilizlerden enosisin sağlanması için destek istemeye başladıklarında, türkiye politika değiştirmiş ve kıbrıs rumlarının isterlerse birleşmek üzere bir devlet kurabileceklerini fakat kıbrıs türkleri ve yaşadığı bölgeler üzerinde hak iddia edemeyeceklerini yani taksim tezini ortaya sürmüştür. bu tezi ortaya atan ingilizler değildir.
  • yıllar yılı irc olsun forumlar olsun yüzyüze olsun bir çok ingilize almana amerikalıya fransıza ispanyola* ve hatta yunanlıya türkiyenin kıbrısı işgal etmediğini bizi* kurtarmak için kıbrısa müdahele ettiğini anlattım durdum, çoğu durumda da başarılı oldum. mamafih türkiyeli soydaşlarımı atlamışım, onlar kıbrısı fethettiklerini sanıyorlarmış.
    canım kardeşlerim, 1974'te yaptığınız şeyi neden yaptığınızı niye unuttunuzu bilmiyorum ama yapmanız gereken şey 1974'te başladığınız şeyi bitirmek kıbrısta kıbrıslı türklerin ve türkiyenin çıkarlarını gözeten bir barış tesis etmektir. bizler ne dünyada haritada olmayan bir ülkede yaşamak ne türkiyeye ilhak olmak ne de ülkemizi terk etmek istiyoruz. biz kendi ülkemizde kendi ayaklarımızın üstünde kendi demokrasimiz kendi ekonomimizle ve dünyada ve güvenle yaşamak istiyoruz. bazı zümrelerin çıkarı ve milyonları uyutmak için uydurulan kahramanlık masalları ve güvenlik paranoyaları için burada rehin alınmak istemiyoruz.
  • içerisinde "kıbrıs türklerine bırakılamayacak kadar önemli bir sorun" cümlesini barındırıyorsa, "türkiye, türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir" cümlesini de haklı olarak nitelendirmek gerekliliğini barındıran sorundur. ha eğer ikinci cümle bünyenizde tiksinti, sinir ve benzeri tepkiler doğuruyorsa o zaman birinci cümleyi tekrar okuyun ve kuzey kıbrıs türk cumhuriyetinin türkiyenin bir ili değil de başka bir ülke olduğunu hatırlayın.
  • yalnızca kktc'nin sorunu değil bütün adanın sorunudur. çözümünü de başta ada halkları (anavatanlara bağlı iki uydu da olsalar) bulmalıdırlar. fakat bunu beklemek, özellikle kendi kendine yetemeyen kktc'den ve rum kesimi'nden beklemek polyannacılık olur.

    kıbrıs'ta şu anda var olan durum, acı da olsa kktc için korunması gerekecek bir durumdur. denebilir ki, "kktc'dekiler kendi özgürlüklerinden vazgeçmiştir" buna denecek bir şey yok. buna karşılık denktaş ülkesini kurtarmaya niyetli bir lider olarak kendi doğrularının peşinden ayrılmayacağını gösteriyor.

    "iki tarafta da biraz vizyon olsaydı da son dakikaya bırakılmasaydı bu köklü sorunun çözümü" demekten öteye yorum yapılamayan sorundur aynı zamanda. (bkz: hocam bu veriler eksik gibi)