şükela:  tümü | bugün
  • kendisinin asıl adı krzysztof kieslowski'dir yani türkçesi kristof şilovski diye okunur;ama
    genel itibariyle şilovski dendiği zaman suratınıza mal mal bakan insan topluluğu görürsünüz,
    sonra kieslowki diye de bilinir dendiğinde ellerde pipolar varmışcasına baktıran yönetmendir kendisi.
    elli sonrası sinemasının en önemli author yönetmenlerindendir. author- hem iyi yazar hem iyi yönetmen hala bi türkçe karşılığı duyulmamakla birlikte her seferinde bu açıklamayı yaptıran kelimedir.-
    en ünlü zamanı 'üç renk' üçlemesini çektiği zamandır. 93'te blue, 94'te white ve yine 94'te red'i çekmiştir.
    ayrıca max gallo'nun da yine üç kadın uzerinden mavi-mariella, beyaz-mathilde, kırmızı-sarah adlı üçlemesinden mi uyarlanmış bilemem çünkü şu an mavi'yi okumaktayım; ama konu itibariyle benzemiyor gibi duruyor.(okuyunca editlerim)
    bu üçleme içerisinde beyazı daha favorisi olarak tanımlayanı görmedim. mavi ve kırmızı'nın iyiliğine yenik düşmüş iyi olmasına karşın yaranamayan ortanca kardeş gibidir adeta. benim favorim mavi'dir kesinlikle. ancak kırmızı severlerde fazladır ;ki bunlar genelde kadındır.
    şöyle demeliyim ki bu triology için bi gecede izleyin aralarını soğutmayın. sürreal ve realizimi size en iyi benimseten üçleme olabilir belki de sizin için.
    bundan ziyade 94 te kırmızı onun son filmi olmuştur ancak kariyerinin sonuna en iyi noktayı koyarak ölmüştür kendisi ne yazık ki.
    genel itibariyle filmlerinde ikili ilişkileri konu almış, aşkın mantıktan ziyade duygusal ve kalben yapılmasını konu alan filmler çekmiştir. kıskançlık ve öc alma gibi duyguları en acımasızca yansıtır yazdığı senaryolarında karakterlerine. bazen türk tepkileri de verdirebilir 'vay horrospuo' filan gibi.
    onun dışında kieslovski'yi yönetmen yapan filmleri genelde insanlar bilmez, izlemez. üçleme eleştirisine başlayan ya da konuşan birine diğer filmlerini izleyip izlemediğini lütfen bi soruveriniz. genellikle ulan neymiş bu üçleme diyip merakını gideren hıyarlar topluluğu bunu yapar. neyse.
    kieslowki denen bu polonyalı vatandaş dünya sinematografisi sıralamasında en yukarılarda bi yerlerde ve izlenilesidir.
    diğer iyi filmleri benim nezlimce;
    a short movie about killing,(ilk kısa olarak çekildi sonra uzun metraja döndü)
    a short movie about love,
    the double life of veronica,
    blind chance,
    bez konca(no end),
    amator
    daha bir çok kısa filmi,tv filmi ve belgeseli olsa da bunlar onun çekmiş olduğu kurmaca uzun metraj filmleridir.
    o zaman bi replikle kapatayım;
    +bu işi neden yapıyorsun?
    -çünkü seviyorum. herkesin de sevdiğine inanıyorum.
  • sinemada çeşitli kamera açıları ve oyuncuların sessiz kaldığı kameranın bir çok şey anlattığı filmleri severim.hatta ilk 5 dakikası sessiz olacak filmin.niye bu örneği verdim;kieslowskide hem bu var hemde tam böyle iyi gidiyodu niye konuştular dediğiniz anda bu seferde duygusal derinlikli konuşmalara ve adeta yüze çarpan dialoglarla karşılaşıyoruz.filmlerinin konusu,ilerleyişi,oyuncular ve özellikle müzikler ha bide filmi can alıcı noktada bitirip geri kalan kısmını birazda size bırakması. "kieslowski"
  • öldürme ve aşk hakkında kısa filmleri sağlam aparkatlar içeriyor. hem genel olarak çok vurucu hem de insanın düşünmekten ya da aptallaşmaktan dona kalmasına neden olabiliyor.
  • sevmekten ölmeye kadar derinlikli konularda müzik yapan çek ikili. desturları: şehre dair folk müzik ve akustik. doteky, binoche, andelé, obraz güzel şarkılarından sadece bir kaçı.
  • a short film about love filminde başrol oyuncusu olan o sırf duygudan oluşan, saflığı ve yozlaşmamışlığı simgeler vaziyetteki çocuğun; eski sosyalist polonya'ya, o kasvetli binalara bakıp kendi buhranındaki, anaforundaki boğuluşunu mükemmel bir sahneyle ortaya koymasıyla aklımda yer edinmiş efsanevi polonyalı yönetmen.

    sahne mükemmel bir de film müziğiyle tamamlanıyor ayrıca:

    https://www.youtube.com/watch?v=usshslqxzdc
  • filmleri çok estetiktir.konular da bir o kadar zarif işlenmiştir. tabii zbigniew preisner faktörünü de unutmamak lazım .favorim ise la double vie de veronique
  • polonyalı senaryo yazarı ve yönetmen. karakterlerin iç dünyasını ustalıkla yansıtması, anlatıdaki çok katmanlılığı ve semboller dünyası ile anakaranın en iyi yönetmeni.
  • muhteşem bir üçlemeye sahip olan, zannımca avrupa sinemasının en şairane, en iyi yönetmenlerinden biridir.
    üçlemesi hakkında biraz konuşmam gerekirse, mavi-beyaz-kırmızı şeklinde izlenmelidir, üçü de birer baş yapıttır. 3'lemede mavi özgürlüğü, beyaz eşitliği kırmızı ise kardeşliği temsil etmektedir.
    mavi'de juliette binoche'nin elini duvara sürttüğü sahne hala ara ara aklıma gelir. içsel acıyı fiziksel acıyla bastırma olayını sinema tarihinde en iyi anlatan sekanslardan biridir bence. bu arada juliette sekans sırasında plastik makyajı reddedip kendi elini kulanmış ve aylarca yaralı elleriyle gezmiştir. film, muhteşem bir müzik ile harmanlanmıştır bu arada müziği hala bir yerlerde duysam aklıma direkt film gelir.
    kieslowski, mavi'de sürekli yakın plan çekmesinin sebebini ise "juliette'yi iyi anlamanız ve dünyaya onun gözüyle bakmanız gerekmektedir" şeklinde açıklamıştır. bir kadının yaşadığı acıyı unutabilmek ve ondan kaçması için kendini yalnızlaştırdığı bu muhteşem filmde juliette'nin yaşadığı acılara rağmen bir türlü ağlayamaması filmi dinamikte tutmaktadır. ayrıca adı gibi sürekli mavi ve anlamlı imgelerle donatılmıştır. ayrıca hanım kızımızın, travmalarını yok sayması adına, parasız bir şekilde tamamen hayatını değiştirmesi filmde ki özgürlük temasını seyirciye aksettirmesi şeklinde algılanabilir.
    beyaz; benim maviden sonra en sevdiğimdir haliyle sanat eleştirmenlerinin en beğenmediğidir :) 3'lemeden farklı olarak beyaz renk mistik birkaç sahne dışında filmde hakim değildir. hak olan eşitliğin aslında statü ve ekonomik güç olmadan sağlanamayacağını vurgulayan ve insanı korkunç bir paradoksa sokar, ayrıca yeni yeni liberalleşen polonyanın ortamınıda şahane özetler :)
    kırmızı; sapık yargıçı devlet nezdinde değerlendirirsek eğer devlete çok sağlam eleştirilerde bulunan bir filmdir. mavi'de olduğu gibi, kırmızı renkte filmde bolca imgeleştirilmiş ve duygu durumun arttığı yerlerde gözümüze çarpmaktadır. mavi'de ve beyaz'da çöpe bir türlü erişeyemen vatandaşın kırmızı'da valentin sayesinde ulaşması kardeşliği temsil etmekte ve avrupa vatandaş kimliği hakkında da sağlam eleştiriler barındırmaktadır.

    not: kırmızı'da kırmızı imgelerin saltlaştırılması, kieslowski'nin hollywood'a yanlamak istemesi olarak bir ara eleştirilmişti.
hesabın var mı? giriş yap