şükela:  tümü | bugün
  • "gaziler ayasofyada ve öteki kiliselerde altın ve gümüş putları nacakla düşürerek kimisi kolunu kimisi budunu kimisi başını götürdü ve kafirlerin eşyalarından her ne buldularsa yağma ettiler mübalağalı doyumluklar oldu.
    (...)
    öyle ki gaziler floriyi akçayı ölçek ile bağışladılar. o zamandan beri atasözü olmuştur. bir kişiye zenginlik nispet etseler istanbul yağması ile mi karşılaştın derler. oradaki doyumlukları tam zikredersek söz uzar. bu cenkte nice hadiseler olmuştur kalem tasvirinde yetersiz diller tasvirinde acizdir. ve galata halkı gazilerin istanbula aç kurt gibi koyulduğunu görünce (...)"

    mehmet neşri, neşri tarihi

    ek: (bkz: başlığın başa kalması).
  • modern hukukun temelini oluşturduğu söyleniyor.
  • ayasofya ile ilgili açılmış her başlıkta sürekli olarak kullanılagelen kavram. bu kadar popüler bir kavramın başlığında bu kadar az girdi olması ise biraz ilginç.

    kılıç hakkı islam hukukunda var denilerek yüceltilmeye çalışılıyor, uygulanması isteniyor. devletin, dini bir temele göre yönetilmemesi gerektiğini geçelim; görünen o ki bu, diğer insanların hakkını gasp etmeyi kendine bir hak olarak gören bir düşüncenin ürünü. yani sözde bu bir hak, içinde hak kelimesi geçiyor, ama özde başkalarının haklarını yok saymak. güçlünün, zayıfa yapmış olduğu dayatmalar hak olarak kabul edilemez.

    aslında işin temelindeki asıl sorun şu: başka devletlere; toprak kazanma, dini yayma, haraca bağlama, sömürü yapma gibi amaçlarla savaş açılmasını insanların bir hak olarak görmesi. bu bir hak değildir, bu bir hak gaspıdır. bir ulusun güvenliğini sağlamak dışında yapılan savaşlar cinayetten başka bir şey değildir. bir yere saldıracaksınız, oradaki insanları öldüreceksiniz, orada yaşayan insanların evine barkına mâbedine el koyacaksınız, ganimet adı altında mallarını yağmalayacaksınız, yeraltı yerüstü zenginliklerinden her türlü istifade edeceksiniz, orada ikamet eden insanların oradan ayrılmalarına neden olacaksınız, bunun yanında saldırı sırasında sizin tarafınızdan ölenler de olacak, insanların hayatıyla bu şekilde oynayacaksınız sonra da gelip 'bu benim hakkım' diyeceksiniz.

    insanlık tarihinin bu şekilde kan ve vahşetle, savaş ve işgalle dolu olması nedeniyle insan zihninde bunların normal olduğu algısı oturmuş. bunları söyleyince teoriden öteye gitmediği, pratikte işlerin böyle yürümediği iddia ediliyor. bir bakıma doğru olduğunu kabul ediyorum. bunu insan zihninin gelişmemiş olmasından, hak-hukuk kavramını zihninde oturtamamasından doğan bir sonuç olarak düşünüyorum. bir de şu eleştiri getiriliyor, 'bir tek bize mi kaldı bu prensipleri uygulamak. yabancı devletlere bak onlar uygulamıyor, bizden uygulamamızı isterler kendileri uygulamazlar, iki yüzlüler.' iki yüzlü olduklarına katılırım. hayatı toz pembe gözlüklerle izleyip, laylaylom yaşayalım demiyorum; milli güvenlik sorunları karşısında her daim gerekli önlemler tabi ki alınmalıdır. ama birileri yanlış yapıyor diye bizim de yanlışa devam etmemize gerek yok. biz medeniyette daha ileri seviyeye gitmek, insan hakları açısından doğru olan neyse onu yapmak zorundayız.

    ben yazdım diye ayasofya konusunda kılıç hakkı fikrini savunanlar tabii ki anında bir aydınlanma yaşayıp fikirlerinden dönecek değil, bunu biliyorum. savaşlar yapılmış, olan olmuş biten bitmiş, bunlar geçmişte kalmıştır. tek temennim bunu sürekli irdeleyenlerin, sürekli kullananların zaman içinde azalmasıdır.

    ayasofya artık bir müzedir. tarih içinde iki dinin de önemli bir mâbedi olmuştur. hristiyanlar tarafından haç koyalım, çan takalım, ayin yapalım, kilise olsun denilmesi; müslümanlar tarafından dua edelim, sûre okuyalım, namaz kılalım, cami olsun denilmesi ve bunun sürekli gündeme getirilmesinin bize bir getirisi yok. orası bir müzedir ve müze olarak iki dinin de ortak bir değeri olarak kalmaya devam etmelidir.

    edit: ne yazık ki danıştay tarafından mustafa kemal atatürk'ün imzasıyla bakanlar kurulunun 1934'te almış olduğu müze yapılma kararı üzerinden 86 yıl geçtikten sonra iptal edildi.
  • (bkz: hırsızlık)
  • bunu savunanın, başka ülke topraklarında kalıp kiliseye çevrilen osmanlı camileri hakkında en ufak bir şikayete hakkı olamaz.
    kaldı ki ayasofya zaten kilise de değil, müzeye çevrilmiş bir yer.
  • son zamanlardaki iyice ayyuka çıkan zırva. bardakçı da bu saçmalığa katıldı maalesef. aynı mantıkla israil'in de mescid-i aksa'ya el koyması haklı o zaman. neticede kılıç hakkı. bu zihniyetteki adamlar dünyayı cehenneme çeviriyor işte.
  • tam islam'a uyan normal bir tanımlamadır. kuran'da diğer kitap ehli ile onlara galip gelinceye kadar savaş yapmayı ve de galip gelince de cizye almayı emrediyor. (yani daha yüksek oranda bir vergi alınması isteniyor)

    gerçek islam tam olarak bu. o yüzden normal yani.
  • osmanlı devletinin dış politikası.
    fetihle elde edilen mabedleri cami yapma gayesinin siyasi uzantısıdır. kavramı, ayasofya cami olacak mı diye sorulan soruların alt metninde çokça duyuyoruz.
  • 10 temmuz 2020 ayasofia'nın tekrar camiye dönüştürülmesinden sonra sıkça telaffuz edilen "ayasofia fatih'in kılıç hakkı'dır" ibaresi üzerine aklıma gelen bir sorunun temelini oluşturuyor.

    şimdi kılıç hakkı nüfus çoğunluğu gayrimüslüm olan bir yer kılıç zoruyla fetholunduğunda beldenin en büyük ibadethanesi camiye çevrilir ve buna kılıç hakkı denir, yine başka bir görüşe göre gayrimüslümler tarafından işgal edilmiş bir islam beldesi darülharptır ve "darü'l harb'te hadler tatbik edilmez" hadisi mevcuttur. peki bu durumda kılıç hakkı da son bulmuş olmayacak mıydı. hepimizin bildiği üzere istanbul 13 kasım 1918 – 6 ekim 1923 tarihleri arasında işgal altında ve darülharp durumundaydı ve hadler son bulmuştu.

    mustafa kemal ordusu ile gelip istanbul'u kılıçsız kurtardığına göre kılıç hakkı yoktur diyelim. peki adı geçen 5 yıllık dönemde fatih sultan mehmet han'ın torunları tarafından işgale uğratılan toprak üzerindeki tasarruf hakkı kimdedir?

    bir şeyleri tahrik etmek veya kaşımak için sormuyorum sadece merakımdan soruyorum. islam hukuku açısından durum nedir diye? hoş, kılıç hakkı da kuran-ı kerim'de geçen bir hak değil sadece hadisler yoluyla oluşturulmuş bir gelenek ama insan merak ediyor haliyle.
  • kılıç hakkı osmanlı devleti'nin politikasıdır. vergi sistemi cebelü gibi kullanıldığı vardır. osmanlı devleti'nin padişahı fethettiği yerlerdeki bütün yapıların sahibi oluyordu. kılıç hakkı aynı zamanda padişahın fethettiği yerdeki kiliseyi camiye çevirme işlemi oluyor. en bilinen ve özdeşleşmiş örneği de ayasofya.

    1. dünya savaşı bittikten sonra itilaf devletleri (başlarında ingilizler*) istanbul'u 13 kasım 1918'de işgal etmiştir. osmanlı imparatorluğu 1 kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile fiilen tarih olmuştur. son itilaf birliklerin 4 ekim 1923'te şehri terketmiş, 6 ekim 1923'te 3.kolordu törenle şehre girmiştir. 29 ekim 1923 tarihinde cumhuriyet ilan edilmiştir. tbmm'nin abdülmecit efendi'ye verdiği halifelik 3 mart 1924 tarihinde tbmm'de çıkardığı kanunla halifeliği kaldırmıştır. sebebi ise türkiye cumhuriyeti'nin laikleşmesinin önündeki engel olarak görülmesi ve halifenin siyasi güç toplamasının önlenmesi. teknik olarak bakıldığında mustafa kemal atatürk'e düşman işgalindeki istanbul'u geri aldığı için kurtarıcı veya yıkılmış bir imparatorluk/devlet'in kaybettiği toprağı fethettiği için fatih unvanını verebiliriz. kılıç hakkının da sahibi artık mustafa kemal atatürk'tür. atatürk'ün kurduğu türkiye cumhuriyeti'nin 1928'e kadar ki kısmında dini islamdır ibaresi vardı. 1928'de islamdır ibaresi kaldırıldı. 24 kasım 1934'te yapılan bakanlar kurulu kararınca ayasofya müze haline çevrilmiştir. altında da atatürk'ün imzası vardır. kılıç hakkını müzeden yana kullanmıştır. ayasofya unesco dünya mirası listesindedir. 2020 yılında kılıç hakkı ise çiğnenerek müze kararı bozularak cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.