şükela:  tümü | bugün
  • amin maalouf'un ölümcül kimliklere kitabında dediği gibi " bir insanın kimliği, başına buyruk aidiyetlerin birbirine eklenmeleri demek değildir, kimlik bir yamalı bohça değildir, gergin bir tuval üzerine çizilen bir desendir; tek bir aidiyete dokunulmaya görsün, sarsılan bütün bir kişilik olacaktır "

    maalouf'un "ölümcül kimlik" dediği şey, kimliğin aidiyetlerden sadece birine indirgenmesidir. işte o zaman, kimlik sahibi, daha bir katı ve acımasız olur, aidiyetlerden öne çıkan üst kimliğe bürünür ve o kimlik ölümcül olur.

    maalouf şöyle devam ediyor " ...zaten çoğu zaman kendinizi en fazla saldırıya uğrayan aidiyetinizle tanımlamaya eğilimlisinizdir; kimi zaman bu aidiyetinizi savunacak gücü kendinizde bulamadığınızda onu gizlersiniz, bu durumda o sizin içinizin derinliklerinde kalır, gölgeye sinip ödeşme saatini bekler; ama ister sahip çıkılsın ister izlensin, ister fazla açık etmeden ya da gürültüyle ilan edilsin, kendinizi özdeşleştirdiğiniz kimlik odur."

    bu yüzden kimliğin tamamına bütün olarak bakıp o tuvaldeki resmin güzelliğine varmak gerek.resmin güzelliğine vardığınızda kullanılan bir rengin fazlalığı ve azlığı değil bütünü değerlendirmeli insan. ve tabi herşeyden önce dönüp kendi tuvalinde renk demetlerine de bakmalı.
  • ontolojik bir tanima veya karakteristige sahip olmayan sey. tanimlanmak icin her zaman bir "öteki"ne ihtiyac duyan bir... kılıf.
  • diğerleri gibi yine enfes tespitler barındıran harika bir milan kundera romanı.
    (bkz: l'identite)

    --- spoiler ---

    - evet, korkunç, " dedi chantal, bir yaşam dramı üzerine yapılan tartışmayı, sıradan bir yemek sorununa nasıl döndüreceğini bilemez durumda.

    " sevdiği kadının fiziksel görünüşünü bir başka kadınınkiyle karıştırmak. bunu şimdiye kadar kaç kez yaşadı. hep aynı şaşkınlığa düşerek: onunla ötekiler arasındaki fark bu kadar az mı? en çok sevdiği varlığın siluetini, benzersiz saydığı bir varlığın siluetini nasıl olur da ayırt edemez?"

    "..çünkü saldırısına uğradığı bu ateş, bir süreden beri onun yabancısı değildi; o ateşe gerçek adını koymayı bir türlü kabul etmemişti, ne var ki bu kez ne anlama geldiğinden kuşkusu yoktu ve işte bu nedenle de ondan söz etmek istemiyordu."

    "..ama o, yavrusunu unutmak istemiyordu. onun, yeri doldurulamaz varlığını savunuyordu. geleceğe karşı bir geçmişi savunuyordu, zavallı küçük ölünün önemsenmemiş, hor görülmüş geçmişini."

    "bu hep böyle oluyor: onu yeniden gördüğü andan, sevdiği kadın olarak yeniden tanıdığı ana kadar belirli bir yolu kat etmesi gerekiyor."

    "..o sırada jean-marc'ın gözlerini kamaştıran güzelliği, onu yaşından daha genç göstermiyordu: hatta yaşının, güzelliğine daha da incelik kattığı söyleyebilirdi."

    "..çünkü aşkın bakışı yalnızlaştıran bir bakıştır. jean-marc, başkalarınca fark edilmez olmuş yaşlı iki varlığın aşk yalnızlığını düşünüyordu: ölümün habercisi olan hüzünlü bir yalnızlık. hayır, chantal'ın gerek duyduğu aşk dolu bir bakış değil; onun istediği, yabancı, bayağı, kösnül bakışların, yakınlaşma, seçme, sevgi, hatta incelik taşımayan, üzerine ister istemez, kaçınılmaz olarak dikilen bakışların altında boğulmak. böylesi bakışlar onu insan topluluğunun içinde tutuyor. aşkın bakışı ise onu oradan çekip alıyor."

    "özlem mi? karşısında oturduğuna göre ona nasıl özlem duyabilirdi ki? insan var olan birinin yokluğundan nasıl acı duyabilir? (jean-marc bu soruyu cevaplayabilirdi: insan, sevdiği adamın karşısında özlemle yanabilir;onun gelecekte var olmayacağını seziyorsa; sevdiği adamın ölümü, görülmemekle birlikte daha o zamandan varlığını duyuruyorsa.)"

    "-..dostluk nasıl doğdu? düşmanlığa karşı birleşme olarak doğduğuna kuşku yok; birleşme olmasaydı, insanlar düşmanlarının karşısında çaresiz kalırlardı. böyle bir birleşme bugün belki de yaşamsal bir önem taşımıyor.
    -düşman her zaman olacak.
    -evet, ama onlar bugün görülmez ve anonim nitelikte. yönetmelikler, yasalar. birileri, senin pencerenin önüne bir havaalanı yapmaya karar verirse ya da seni kapının önüne koyarsa, dostun olan biri senin için ne yapabilir? sana ancak, yine görülmez ve anonim olan biri yardım edebilir, örneğim toplumsal yardımlaşma öğütü, tüketiciyi koruma örgütü, avukatlar barosu. dostluk artık, ele tutulabilir kanıtlarla ölçülebilen bir şey değil. savaş alanında yaralanmış dostu arama ya da kılıcını çekip onu haydutlara karşı koruma fırsatı hiç çıkmıyor. yaşamlarımızın içinden, büyük tehlikelerle karşı karşıya kalmadan, buna karşın dostlukları da yaşamadan geçip gidiyoruz."

    "erotizm, ticari açıdan karmaşık bir olaydır; çünkü herkes bir yandan erotizmi yaşamaya can atarken, öte yandan, mutsuzluklarının, yoksunluklarının, kıskançlıklarının, komplekslerinin ve acılarının nedeni olarak ondan nefret eder."

    "insanın hem bir çocuğu olması, hem de içinde yaşadığı dünyadan nefret etmesi olanaksız, çünkü onu bu dünyaya getiren biziz."

    "suskunluğu başkalarının gözü önünde sürdürmek zordur. ... sürekli tavana mı baksınlar? öyle yapsalar bu, suskunluklarını başkalarına sergilemek anlamına gelirdi. çevredeki masaları mı incelesinler? o durumda da suskunluklarıyla eğlenen bakışlarla karşılaşırlardı ve bu daha da kötüydü."

    "o dönemlerde askerlerin bile birbirlerini tutkuyla öldürdüğünü düşünüyorum. yaşamın anlamı, insanlar için bir 'soru işareti' değildi, yaşam onlarla birlikteydi, tüm doğallığıyla, işliklerinde, tarlalarındaydı.
    ...
    oysa bugün, hepimiz birbirimizin benzeriyiz; işimize karşı gösterdiğimiz ortak ilgisizlik bizi birbirimize bağlıyor. bu ilgisizlik bir tutku haline geldi. çağımızın tek büyük, kollektif tutkusu."

    "-iki insanın birbirini sevmesi, kendilerini dünyadan yalıtması çok güzel bir şey. iyi de, bu baş başalıklarını ne ile besleyebilirler? dünya, üzerinde konuşulmayacak kadar iğrenç de olsa, birbirleriyle konuşabilmek için bunu yapmaya gerek duyarlar.
    -...
    -..oh, hayır hiçbir aşk suskunluğun üstesinden gelemez."

    "peki, bir dilencinin istekleri, neden bir iş adamınınki kadar saygıdeğer olmasın? umut beslemediği için, dilencinin istekleri ölçülemeyecek kadar değerli: özgür ve içtenlikli istekler."

    "..ve devimsizliği sessizliğin ağırlığını daha da arttırıyor."

    "giz, en çok paylaşılan, en sıradan olan, en çok yinelenen ve herkese özgü olan şeydir; beden ve onun gereksemeleri, hastalıklar, saplantılar, kabızlık örneğin ya da adet günleri. özül yaşamımıza özgü bu durumları başkalarından utanarak gizlememizin nedeni, bunların son derece bireysel durumlar olması değil, tam tersine, son derece ortak durumlar olmasıdır."

    "jean-marc'a o mektuplardan söz edemezdi, çünkü bu içtenlikli davranışıyla ona (kendisine ve ona), mektupların kendisine sunduğu olasılıklarla gerçekten ilgilenmediğini, kendisine gösterdiği o yitik ağacı önceden yadsıdığını hemen belirtmiş olacaktı."

    "insan, nasıl olur da hem nefret eder, hem de nefret ettiği şeye bu kadar kolaylıkla uyum sağlar?"

    "nefret edilecek bir iktidarı, kendisini onunla özdeşleştirmeksizin kullanan, kendini ondan bütünüyle ayrı tutmakla birlikte onun hesabına çalışan ve günün birinde, kendisini yargılayanların karşısında, savunma olarak, iki yüzlü olduğunu ileri sürecek olan biri."

    "evden ayrılırken, özgürlüğüne kavuşacağını düşünüyordu, ama böyle yapmakla, aslında kendini bilmediği ve denetleyemediği bir gücün güdümüne teslim etmiş oluyor."

    "konformizmin kötülük, karşılığının da iyilik olduğuna hangi yargıç karar vermiş? uyum sağlamak, başkalarına yaklaşmak demek değil mi? konformizm, herkesin aynı noktaya yöneldiği, birbiriyle buluştuğu, yaşamın daha yoğun, daha canlı ve daha ateşli olduğu o yer değil mi?"

    "..chantal onun için var olmayı sürdürmüyordu artık, bir başka yere gitmiş, bir başka yaşama geçmişti, öyle ki, ona o yeni yaşamında rastlasa tanıyamayacaktı."

    "savurduğu iri cümleler ne kadar saçma olursa, bundan o kadar gurur duyuyordu, çünkü ancak çok zeki biri, saçma düşüncelere mantıklı bir anlam kazandırabilirdi."

    "bir lokomotifin icadı, bir uçak planının tohumunu içinde taşır, buysa, bizi kaçınılmaz olarak kozmik bir füze yapımına götürür. bu mantığı, şeyler kendi özünde barındırır, başka deyişle bu, tanrının tasarladığı şeyin bir parçasıdır. insanlığı tümüyle değiştirip, yerine bir başka insanlık koyabilirsiniz, ama bisikletten füzeye doğru giden gelişimin önüne hiçbir biçimde geçemezsiniz. bu gelişmenin mimarı insan değildir; insan yalnızca bir uygulayıcıdır. hatta zavallı bir uygulayıcı, çünkü uygulamakta olduğu şeyin anlamından haberi yoktur. bu anlamı yaratan biz değiliz, tanrı; bize gelince dünya üzerindeki görevimiz o'na itaat etmek ve kendi iradesini yerine getirmesini sağlamak."

    "özgürlük mi? sefaletinizi yaşarken mutsuz ya da mutlu olabilirsiniz. özgürlüğünüz, işte bu seçimi yapmaktan ibarettir."

    "zaten çıplak, ama onlar onu soymayı sürdürüyorlar!"

    "-..çok silik bir anı bu; o da zaten bu yüzden bu cümleyi yüksek sesle söylüyor; o anıyı böylelikle daha gerçek kılacağını düşünüyor;..."

    --- spoiler ---

    bunu beğendiyseniz diğer kitaplarından da alıntılar içeren entryler için: milan kundera/ die semaphore
  • imi olma hali. her im, bir kim'e karşılık farkedilme fonksiyonunda.
  • başkalarıyla olan kavgalarımızın bitiminde kendi içimize dönüp başlattığımız bir savaştır.

    her insanın yaşamı boyunca sahip olduğu 'üç' kimliği vardır.

    bunlardan birincisi : esasen kim olduğunuzdur.
    evde yalnız kaldığınızda veya sizi bir görenin olmadığı anlarda ortaya çıkan , 3. bir bakış açısının araya girmediği , insanın bir 'etki yaratma çabası' içerisine giremediği zamanlarda büründüğünüz asıl benliğinizdir. salt gerçekliğinizdir. zararsızdır. varsa da zararı kendinedir.

    bunlardan ikincisi : insanlara gösterdiğiniz taraftır.
    herkesi etki altına almak için gerçeklerin çarpıtıldığı tarafınızdır. genellikle bu tür bir piçliğe başlamak için karşı tarafı tamamiyle tanımaya çalışırlar. karşı tarafın ilgi ve alakasını , beğenilerini kavrayıp tamamen karşı tarafın kabul edebileceği bir insana bürünmek gibi piç bir değişkenlik halidir. sevgilinin yanında şair , annenin yanında masum , arkadaşların yanında küfürbaz ve komik bir insan olarak tanınmayı örnek olarak verebiliriz.

    bunlardan üçüncüsü : size yakıştırılan tarafınızdır.
    her oyunda kazanan taraf olmak gibi bir lüks olamaz tabi. anlattığım ikinci kimliğin bir kurbanıda siz olabilirsiniz. sonuçta insanlar doğar , büyür ve belli bir çevre içinde yaşar. siz kim olursanız olun daima karşı tarafın deneyimleriyle yargılanacaksınız. buna örnek olarak ; her erkeğin kadınların hepsini kaşar olarak görmesi (evet bu tür beyinsiz erkeklerden çok var.) ve her kadının erkeklerin hepsinin 'aldatacağı' gerçeğini yapıştırması gibi (kabul edin kadınlar , sizin çoğunluğunuzda böyle). birşey yapıp yapmadığınız önemli değildir. insanlar size daima geçmiş deneyimleriyle yaklaşır ve size kafalarındaki insan modelini yapıştırır. karşı tarafa göre siz her zaman her türlü pisliği yapabilecek birisiniz. bu kötü. kendimiz için kötü.

    işte bu yüzden , insanların yaşamı boyunca sahip olduğu ve savaştığı 'üç' kimliği vardır.
    en büyük çelişkilerimiz bundan kaynaklanıyor zaten.
    ve tabi ki bu yüzden hiç kimseye güvenilmez.
    ve tabi ki hepimiz 21. yüzyılın en büyük savaşının (bir 'kimlik' savaşının) faili meçhul kurbanları ya da en gaddar komutanlarından biriyiz.

    böyle böyle şeyler işte.
    usul usul 'kendi' olarak yaşamak varken nelerle uğraşıyor insanlar.
    (bkz: şeker kız kendi)
  • erik erikson'un ifadesiyle "insanın olmak istediği şey ile dünyanın olmasına izin verdiği şeyin buluşma noktasıdır."
    kamusal insanın çöküşü | richard sennett | çev: serpil durak, abdullah yılmaz | s. 141
  • "kimlik, insanın zamanın içindeki incelişinde onu dünyaya bağlayan bir ayna.."*
  • kimlik, oblivion'a göre türkçedeki en güzel kelimelerden biridir.
  • kimlik, verili bir yapı değildir, tarihsel olarak inşa edilen ve sürekli yeniden inşa edilen, başka türlü de kurulmuş olabilecek -ve hala kurulabilecek- olumsal (contingent) bir kategoridir (tanıl bora“inşa” 168). kültürler ve diller gibi kimlikler de değişik kaynaklardan beslenir, tarihsel bir saflık ve homojenlik içermezler.