şükela:  tümü | bugün
  • metal yorgunluğuna benzer. histriyonik kisilik bozuklugu halet-i ruhiyesinin bir sonucudur. yok, nedenidir... yok yok, sonucu... mesela bir çakıcı olmak, efendim bir yeşil olmak, ya da kılı kırk yararak, yardırarak yaşamak böyle birşeydir.

    yorgun kimliklerin imkansiz iliskileri başlığında daha ayrıntılı analizler mevcuttur.
  • "kimim?", "kimdim?", "kimmişim?"lerin yoğun baskısında bunalma.
    sonunda "her kimse"ye dönüşme.
  • sürekli değişmesi gereken bir nüfus kağıdı ile doğmak mesela...
    (bkz: tc)
    (bkz: west bank id)
  • surekli polislere kimlik gostermekten meydana gelen bir yorgunluk. (bkz: terorist gibi gorunmek)
  • hemen meditasyon yapmanin temel amacini dusundurur: zira dunya -ki yalandir- bize zorla bir takim kimlikler benimsetmistir. ama biz bunlar degilizdir. oyleyse neyizdir?
    kendisini yaparken bu sorunun cevabini bilmedigimi derinden hissettigim, ama yine de bilmememe ragmen bildigimi zannettigim durumdan daha huzurlu hissettiren bir seydir zaten bu meditasyon. garip, evet..
    yani bu yorgunlugun su an benim nezdimdeki tek caresi, onu * tamamen reddetmek.. yoksa kendini kimlikten kimlige vur,orda yorul bunda dinlen. nereye kadar?
  • günlük koşuşturmacanın sonrasında, gecenin dibinde ortaya çıkan vaziyet.
  • kimlik yorgunlugu diye bisey olmaz... olsa olsa rol yorgunlugu diye bisey olur. kafanda tasidigin sac sana agir geliyor mu yada tirnagin batmadan varligini farkedebiliyormusun da kimliginden yorulacaksin? kendinden sikilmak diye de bi hadise var yalniz, onunla bunu karistirmamak gerekiyor, zira sebepleri cok farkli.
  • yelkovanın "üçte de dönerim, beşte de dönerim" repliğidir.
  • hayat denilen uzun metrajlı filmde oynadığımız rol ile olmak istediğimiz rol arasında gidip gelmekten oluşan ruh orospuluğu,bazen biz olursun bazen o,ben olamamanın getirdiği haleti ruhiye
  • insanın sahip olduğu kimliklerin altında kendini eziliyor hissetmesidir.
    nedir bu kimlikler? yok, öyle alt kimlik, üst kimlik açıklamalarına falan girmeyeceğim hiç. bilmeyen açsın internetten okusun bi zahmet.
    benim bahsettigim kimlikler bizim kendi kendimize başımıza sardıklarımız tam olarak.
    mesela birinin bir şeyi olma durumu
    ideolojik düşüncelerin getirdiği yükler
    toplumda edindiğin yerle ilgili kıramadığın kalıplar gibi
    bunları zaman içinde kendimiz oluştururuz ve bir süre sonra da o kalıplarla yaşamaya başlarız.
    biraz da konforludur bu tabii. kendine bir yer bulmuşsun ve kendi toplumsal faunanda yaşıyorsundur. çünkü insanda bir şeylere ait olma, bir şeyin parçası olma ihtiyacı vardır. (bu arada konuyla hiç ilgisi olmasa da sevgili ortega'yı da anmadan edemem burda zira kitleler, ortaya çıkış aşamasında bu duyguyla beslenir)
    ama gel zaman git zaman bazıları yük olmaya başlar. çok çok basit örneklere indirgersem eğer misal hiç sevmediğim dayımın oğlunun düğününe sırf akrabayiz diye neden gitmek zorundayım ya da neden bağlı olduğum sendikanın her fikrine katılmak zorundayım (değilsin diyenler olacaktır ama daha bugün yaşadım onu da başka zaman anlatırım) ya da neden konu komşu ne der diye yaşamak zorundayım...
    tabii hepsinden birden mantomu çıkarır gibi kurtulamayacağımı biliyorum. ya da kaçamayacağımı. kaçsam bile gittiğim yerde peşimi bırakmayacağını ve bu yorgunlukla yaşamaya devam etmek zorunda olduğumu. ama yorgunum işte. aslında bu kadar laf kalabalığına da gerek yok hayatın tamamı beni yoruyor galiba...
    yaşamak yorucu başlı başına. yukarda saydığım eften püften örnekler de bahane sadece.
    belki de benim bir sahil kasabasına yerleşip üzüm yetiştirmeyi, şarap yapmayı falan öğrenme zamanım gelmiştir, kim bilir...