şükela:  tümü | bugün
  • yaşar kemal'in yağmurcuk kuşu, kale kapısı ve kanın sesi romanlarından oluşan üçlemesi. resmi olmayan bir anadolu tarihi, toprağı, insanı o insanların toprağı ve hayatı algılayışı. ilk satırını okuduğunuz andan bir anda okuyup bitirmek istediğiniz, koca üç cilt bitince de bir dosttan ayrılmış gibi bi hisse kapıldığınız, sanki anlatılan olaylar hala biyerlerde devam ediyo gibi hissedip merak edip durduğunuz ender eserlerden biri.
  • "1980 yılında yaşar kemal’in yeni çıkan “kimsecik” romanı hakkında bir yazı yazmıştım. romanın yayımlandığı günlerde john lennon, marc capman adlı sıkı bir hayranı tarafından öldürülmüştü. adam sürekli olarak lennon müziği dinliyor, duvarlarına onun resimlerini asıyor ve hayatının tek kahramanı olarak bu müzik adamına sarsılmaz bir hayranlık duyuyordu. dünyasında başka kimseye yer yoktu. ama marc chapman ne yaptı? gidip john lennon’ı yani kahramanını öldürdü. bütün dünyayı şaşırtan bir eylemdi bu ve herkes cinayetin sebebini arıyordu. oysa cevap yaşar kemal’in bu olaydan yıllarca önce yazmaya başladığı ve cinayetle aynı günlerde yayımlanan kimsecik romanındaydı. yaşar kemal o romanında kendi çocukluğuna dönüyor, babasının yolda öksüz ve yetim bir çocuk olarak bulup aldığı, oğlu gibi bakıp büyüttüğü salman’ın, büyüdükten sonra, hayran olduğu o babayı öldürmesini anlatıyordu. bu bir “beni de adam yerine koy. beni önemse, beni sev” cinayetiydi. salman’ın elindeki bıçak babasına “beni kabul et! ne olur kabul et! ben varım” diye haykırıyordu."

    (bkz: zülfü livaneli)
  • "bir çocuğun korkudan kaçışı" desem spoiler verme piç derler ama belki merak edip, okuyan olur.