şükela:  tümü | bugün soru sor
  • aidiyetsizlik. geldiğin yerden çok uzak, olduğun kişiden çok farklı olma hali. daha tıp terminolojisinde yeri olan bir hastalık değil üstelik ilacının da farmakolojide yeri yok.
  • bunu fark ettiğimde; "en büyük yalnızlığımdır yüreğimin bilinmemesi ve en büyük yoksulluğumdur beni dost bilenin, dost dediğimin beni bilmemesi" diye bir kenera yazdığım gerçekliktir.
  • bir de bazı insanların utanmadan dönüp 'ben seni çözdüm, sen aslında şöylesin, böylesin' diyerek hiç alakanız olmayan şeyler tarif etmesi var. kendini çok zeki sanan tipler. hadi lan oradan yapraam.

    beni tanımıyorsan, sana kendimi tanıtmak istememişimdir, beni yanlış tanıyorsan, seni hiç siklemiyorum demektir ya da hayatımdan uzakta top oynamanı istiyorumdur başkan, siktir et zorlama o iq seviyesi 180 olan beynini. 'kendini beğenmiş' de geç...

    aha hırbonun biri çözmüş mevzuyu aklı sıra
  • insanın kendini bile tam tanıyamaması gibi bir durum varken çok da şaşırılmaması gereken durum.

    her yıl kendime hayret edeceğim şeyler çıkıyor ortaya.

    hayat garip.
  • herkes beni böyle görüyorsa ben kendimi başka türlü görüyorsam hangisi gerçek peki,ben olduğum kişiyi biliyorum ama bu kadar çok insan olduğum kişiden farklı bir kişiyi inanılmaz bir aynilikla görüyorsa acaba ben mi yanılıyorum.
  • olması gereken normaldir. biri birini gerçekten tanısa kim kimi sever a.k..
  • her insanın kendisine bile itiraf etmeye korktuğu çekindiği şeyler varken, kimse kimseyi gerçekten tanıyamaz, ancak çizdiğiniz profili tanır.
  • her zaman başıma gelen eylem.en yakınlarım bile bir durum karşısında "ne tepki vereceğini tahmin edemiyorum" ve "seni tanıyamıyorum karmakarışıksın" diyor.duvarlarımın olduğunu söyleyenler de çok.napayım kendi içimde kendimle başbaşa kalmayı seviyorum ben.

    burcumun arkasına sığınayım mı ikizler burcuyum bende ortam böyle diyeyim mi skjshd
  • "..öyleyse dürüstlük, bir kimse ile ilgili olarak ne kadar şey bildiğindir, hepsi bu."

    nadine gordimer - july's people
  • kimse neyse de, asıl ailenizin sizi hiç tanımaması insan/aile ilişkilerinde yaşanabilecek en kötü durumlardan birisidir. asıl sizi, nasıl bir insan olduğunuzu, nelerden hoşlandığınızı hoşlanmadığınızı, kafanızın çalışma biçimini, duyguları nasıl yaşadığınızı bilmeyen insanlarla yetişmiş olmak zordur.

    bu durum öylesine bir açlık yaratır ki kendinizi anlatmaya, bilinmeye, içinizin görülmesine dair; bir fırsatını bulduğunuzda, karşınızdaki insanda bunu gördüğünüzde normalde insanların kimseye anlatmak istemeyeceği, sadece akıldan geçenler kategorisinde yer alanları bile ortaya döküp saçmak, anlatmak istersiniz. bir çeşit birikenleri acilen boşaltma, sonsuza kadar konuşma isteği duyma durumu.

    hepimizin "gerçekten" tanınıp, o halimizle kabul edilmeye, o halimizle, eksiğimizle fazlamızla sevilmeye ihtiyacımız var, sevme halimiz de aynısı olmalı. korkuyoruz. içimiz görünür de savunmasız kalırız diye, ki haklı bir korku, tüm savunma kalkanlarımızı kaldırmak o kadar kolay bir şey değil ama bir ilişkinin derinliği de tam olarak burada belli oluyor bence; ne kadar kendimizi gösterdiğimiz, yanında ne kadar kendimiz olabildiğimiz, ne kadar zihnimizi ve kalbimizi ortaya döktüğümüzle. bilinir olmak kötü bir şey gibi algılanıyor ama bence tam tersi; istediğimiz/alanımızda yer alan insanlar tarafından da bilinmeyeceksek sadece kendimize mi düşünüp yaşayacağız? tüm o duyguların ve fikirlerin tek yeri kendimiz mi olacağız? dünyanın en büyük sevgisini besliyor olalım; söylemiyor ya da hissettirmiyorsak ilgili kişiye, bir tek kendimize yaşıyorsak, bunun kime faydası var ki? tanınır, bilinir olup olmamak da tam olarak böyle bence.