şükela:  tümü | bugün
  • hesap makinesi üçkağıdı

    misal, takım elbiseyi beğendiniz. içine gömlek ve kravatı da kattı fiyatı söyledi.
    "çok söyledin hocam, olurunu söyle" dediniz
    hemen hesap makinesini alır, tuşlara hızlı hızlı vurur, çıkan rakama bakar, siler yeniden bir hesap daha yapar, sonuca bakar belki sizede gösterir.
    "abi son yapacağım fiyat budur"
    ulan zaten yaptığın en fazla yüzde on, ne öyle büyük ekonomist ayakları, bankacı numaraları. sanki sekizinci beş yıllık planı hazırlıyorsun, sanki dpt uzmanısın.
  • kendi malını yüce bir ürün, marketten alınanın ise uğur dündarlık olduğuna ikna ederek, yarım kilo peyniri 10 milyona, kahvaltılık kaymağın 100 gr.' mını 5 milyona satyma çabası da bunlardan biridir.

    -neeee! 100 gr. kaymak 5 milyon mu?
    e migrosta 2 milyon?
    -e migrostakine kaymak diyorsan o başka be kızım. süt bile yok o kaymakta. bendeki kaymağın kilosuna 30 kilo (ohha) süt gidiyor.
    -aman aman kalsın ben peynir aliim yarım kilo.
    -buyur 10 milyon
    -höööö??? yarım kilo?
    -he, ama tam yağlı beyaz peynir, halis mulis köy yapımı. hijyenik. öyle sekmiş, mismiş, trişka peynir değil bu!
    -amca bu bildiğin sıkıştırılmış çökelek ve yan tarafında hala x markasının kabartmasını okuyabiliyorum.
    -aaaa köy diyom ben sana, git beğenmiyorsan marketten al.

    bir de tanesi 100 binlik yumurtaları saman üzerine koyup günlük köy yumurtası adı altında 250' ye satma çabaları var.

    istiyorum ki kahraman bakkal supermarkete karşı savaşında bakkalı tutayım ama sınırlarımı da zorluyorlar.
  • indirim talep ettiğinizde (özellikle giyim eşyası aldığınız zaman olur) "fiş almazsanız şu kadar olur" demek. ulan ben sana devlet ne kadar indirim yapıyor diye sormuyorum ki, sen ne kadar indirim yapıyorsun diye soruyorum. üstelik kdv yüzde onsekiz olmasına rağmen bu fişsiz indirimin yüzde onu geçmemesi de ayrı bir komedidir.
    sonuçta bu üçkağıtlar aslında esnafın ticari ömrünü kısaltan üçkağıtlardır ama onu anlamaları için kepenkleri indirmeleri gerekir. bazen o zaman bile anlamazlar, tekrar dükkan açıp aynı sistemde devam ederler
  • bende kullanıyorum üçkağıdı

    hani olur ya, bir tişört ya da pantolon alacaksınızdır, fiyatı makuldur, modeli hoştur felan. ama içinizde "ulan dandik mi acaba?" uktesiyle satıcıya sorarsınız "çekme felan yapmaz di mi, yıkanınca bozulmaz di mi?" satıcı son derece kendinden emin, üzerindekini çekiştirip "bak bende giyiyorum, bişiy olmaz" der.
    ya da çay kahve makinesi veya saç kurutma makinesi alacaksınız, satıcı hangi modele eğiliminiz olduğunu çözer çözmez "benim evde de var bundan çok memnunum" der
    sanki abimiz dandik mal kullanmaz, kalite takılır, konusunda uzmandır, gurudur.
    hade ordan be!!!
  • sinek gibidir, küçük ama mide bulandırıcı.
  • bir kısmını bilmeden de yaparlar. elektronik malzemeler satan bir dükkanda birkaç gün önce bir el feneri hakkında, dükkan sahibi ile yan dükkan sahibi arkadaşı arasındaki gayet ciddi ve doğal diyalogtur:

    - abi kesin alman malı bu.
    - baksana çok sağlam, klemensi de iyiymiş..
    - made in prc yazıyor. ben biliyom, bu prc alman markası.
    - belli abi zaten, baksana ya.
    ben ortamdan gülerek uzaklaştım.