şükela:  tümü | bugün
  • sen herkesi dinlersin. onlar anlatır sen sorunlarına çözümler bulursun. ama konu sen olunca konuşamazsın, anlatamazsın, çekinirsin. bu sana öyle bir acı verirki. hep içine atmak seni o kadar yıpratırki. bir süre sonra yeter amınakoyım yeter dersin.

    işte bu bir 'lanet'. şahsen tanrı tarafından lanetlendiğime ınanıyorum. öyle olmasa bile tanrı olsam insanları böyle lanetlerdim.

    bu arada yok mu la aranızda bu sorunuma çözüm bulacak.
  • son zamanlarda sıkça yaşıyorum bu derdini kimseye anlatamamak durumunu. neden diye soruyor insan kendi kendine ister istemez. neden anlatamıyorum derdimi kimselere? acaba anlattığımda alacağım saçma sapan cevaplar mı getirdi beni bu hale? yani birine dert anlatma sebebimiz karşıdakinin haline şükretmesini veya karşıdaki kişinin senden daha kötülerin olduğunu da sana hatırlatarak saçma sapan bir döngünün içine sokması mıdır insanı? empati yapamayan varlıklar olduğumuzu yüzümüze vurması mıdır hayatın acaba? sen orada binbir dertle uğraşırken "bunlar da geçer", "haline şükret", "kader kısmet", "can sıkmaya değmez" gibi laf öbekleri midir o dertlerin çaresi? bu cümleleri kuran insan bunların gerçekten dolu cümleler olduğuna mı inanmaktadır acaba? insan derdini anlattığı herkesten böyle cümleler duyarsa nasıl tutunabilir ki hayata? bilmiyorum, ama her defasında "artık kimseye derdimi anlatmayacağım" diyorum. gün geliyor bir yerde patlıyorum ve yine anlatıyorum işte, ama pişman da oluyorum hep sonrasında. çünkü hep aynı kuru laflar, dişe dokunmayan tepkiler ve çözüm önerileri, insanın yüzüne derdinin ve kendinin aslında kendinden başka kimse tarafından umursanmadığını bir tokat gibi çarpıyor. sen o dertleri çözüme ulaştır, gün yüzü gör diye uğraşıyorsun ama dış etmenler sana hiç müsaade etmiyor işte. bir derse çalışıyorsun mesela günü gününe. tüm derslere gidiyorsun çalışıyor, günlerini hatta haftalarını harcıyorsun. hocanın kullandığı kitabı, sınıftaki soruların hepsini, her şeyi çözüyorsun. ancak sınava bir giriyorsun ki sorular tamamen uzaydan gelmiş. bildiğin bırakmak için sormuş hoca diyor ve çıkıyorsun sınavdan. o zamana kadarki mesaine acıyorsun, kendine güvenini kaybediyorsun. çünkü biliyorsun ki sen her şeyi öğrendin o güne kadar derste verilen. ama hoca istemedi ki senden onları. belki ne istediğini kendi bile bilmiyordu işte. üzülüyorsun ve telefona sarılıyorsun sinirli ve ağlamaklı bir şekilde. seni anlayacak birilerini arıyorsun. acaba var mı seni senden başka anlayacak birileri? belki de diyor ve defalarca izlediğin bir filmi tekrar tekrar başa sarıyorsun. çünkü biliyorsun ki; okulun çoktan uzadı ve bu gidişle de ne zaman biteceği belli değil...

    ve beklenen cevabı yapıştırıyor karşıdaki ses; "boşver be oğlum, bunlar da geçer..."

    telefonu kapatıyor ve kendine küfrediyorsun; "ne vardı lan o 2. spermi geçecek" diyerek. çünkü elinden gelen her şeyi yaptın sen, hem de fazlasıyla...
  • bugünlerde "tüm dertlerini kimseye anlatamamak" şeklinde yaşadığım durum.
    az önce twitter'da cahit sıtkı tarancı'nın konuyla ilgili dizelerine denk geldim. öyle güzel demiş ki...

    bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara
    ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgara.

    eline sağlık cahit sıtkı tarancı.
  • yaşanılan sıkıntıyı kimseye anlatamama durumu.
    yaşıyorum maalesef..büyük dengesizliklere sebep oluyor.
    bir üst aşaması da depresyon sanırım. neyse ucunda ölüm yok ya.
  • ülke olarak içinde bulunduğumuz durum.

    hem bireysel hem de siyasi açıdan durumumuz aynen bu. bireysel olarak taksi, otobüs şoförüne, bakkaldan ekmek alırken 'yok senin verdiğin ekmek az çirkin ben şunu alayım' derkenki çaresizliğe bakınız. sevgiliye aileye kimseye bir şey anlatıp başlıkta geçtiği gibi derdimizi veya sevincimizi bile anlatamıyoruz.

    ya anlatmayı bilmemekten ötürü ya da dinlenilmemekten ötürü oluyor bu. taksiciden hep özür dileyerek 'yakın mesafe ama, bozuk yok ama' derkenki çaresizliğimi biliyorum, oysa ne var yakın mesafeyse, trafiğin olmadığı bir saatte kıtalar arası seyahat etmeyi istemediğim için suçlu veya aptal değilim, değil mi?

    siyasi açıdan bu durum izahtan vareste zaten. imdat çığlığı atsan bile kimsenin umrunda değilsin, hatta neden olasın gibi bir tuhaf bakış mevcut.

    bu durumda yurt dışına gitsen, ordaki insanlarla tanışıklık (kültürel ve zamansal açıdan) buradakilerden daha az olduğundan dert anlatma endişesinde olmayacağımız için daha rahat edeceğimiz kesin. fakat bu dert anlatmayı orada başaracağımız anlamına gelmiyor.

    bu olayın siyasi boyutunun kökeni manipülasyon olabilir.

    bireysel boyutu ise genel bir bıkmışlık halidir belki.

    migrosun çileği nedense hep güzel oluyor, durdum çilek alayım ben burdan iyidir dedim. çilek seçerken yanımdaki kadın iki çileği yiyor bir tanesini de alışveriş torbasına atıyordu. ay yol kenarı burası kirlidir evde yıkayıp yiyin dememle kadının sonraki konuşmalarından biraz çatlak olduğunu görüp neden konuştum ki bu kadınla dedim. oysa basit bir paylaşımın bile gerekliliğini tartışmadan yapmayı iki cümle edil iyi günler demeyi isterdim.
  • bazen kendiyle konuşmaktan başka çaresi olmayan insandır. sosyal medyada 140 karakterle göğüs kafesini iki elinle tutup parçalayarak rahatlayamayacağı için tek çözümü kendi kendine dertleşmektir.

    derdini anlatamamak kısmına gelince bir çok sebebi olabilir. yaşadığı olayları rezillik olarak görüp kimseye daha fazla rezil olmak istemiyor olabilir, konuştuğu insanlar gerçek bir dert dinleyici bir dost olmayıp uzaklaşabilir, etrafındaki insan sayısı seyrelebilir, bilir oğlu bilir.

    bu başlıkta aklıma hep anlatmam derdimi dertsiz insana türküsü aklıma geliyor. velhasıl hayatımda son birkaç yıldır bende dertlerimi kimseye anlatamıyorum. ne içki masasında ne yürürken. bilmiyorum samimiyetine inanamıyorum çoğunun inandıklarımı ise kaybetmek ve dertlerimle boğmak istemiyorum.

    kendi içimden konuşup duruyorum. çok mu sıkıldım diyorum bazen, evet çok sıkıldım ama başka çarem yok.