şükela:  tümü | bugün
  • kırklareli ilinin maçları tam bir şenlik havasında geçen futbol takımı.

    öncelikle şunu belirteyim ki bu entry sadece kırklarelispor takımıyla ilgili olmayıp aynı zamanda söz konusu ilin genel yapısını hakkında insanlara bir fikir verebilmek amacıyla girilmiştir. zaten entry sahibi kırklarelispor'un şu an hangi ligde mücadele ettiğinden bile bihaberdir. entry sahibi, amacı doğrultusunda yapılabilecek en güzel şeyin 9-10 sene önce kendisinin de tribünlerden izleme şerefine nail olduğu bir kırklarelispor - kasımpaşaspor maçını anlatmak olduğunu düşünmektedir ve hemen aklından geçenleri anlatmaya koyulacaktır...

    efendim, malum kırklareli trakya'da bulunan küçük bir il ve trakya genelinde görülen şoparlardan bu güzide yerde de bol miktarda var. konu futbol olunca da zaten atraksiyona meraklı olan bu kabilenin bireyleri stada akın ediyorlar. bu insanların küçük bir kısmı kapıdan biletini alıp efendi gibi yerine oturuyor (yerine dediysek tribün pek tabii numaralı değil, nereye bulursan oturuyorsun işte...), geri kalanı ise gerek stadın ambulans kapısındaki (stad dediğimiz yer de 1500 kişilik tribünü olan top sahası.) görevliye yalvarıp, gerekse stadı çevreleyen duvarlardan içeri atlayıp bu atraksiyona dahil oluyor.

    söz konusu maç oynandığı esnada kırklarelispor 3. ligde mücadele ediyor. o zamanlar süper lig diye bir şey olmadığından 3. lig bildiğimiz 3. lig. bizim takım (kırklarelispor) baya iyi gidiyor ve sezon sonuna gelindiğinde hala yükselme potasında. kasımpaşaspor ise ezeli rakip. her kırklarelispor kasımpaşaspor maçı zaten olaylı geçiyor, bir de işin içine şampiyonluk mücadelesi eklenince gerginlik daha da artıyor.

    o zamanlar kırklareli'nin bıçkın delikanlılarından olan bizler, bütün şehirde yapılan "kırklarelisporumuzun kasımpaşaspor ile saat 15:00'te maçı vardır. maça bütün halkımız davetlidir."anonsunu duymuş, küçücük şehrin küçücük göbeğindeki stadın kapısının önünde pusuya yatmış, bekliyoruz. şoparlardan biri gelse, stadın ambulans girişindeki (kendisi de şopar olan) görevliyle konuşup beleşe içeri girse biz de arkasından "hani bize" diye adamın üstüne çullanacağız. eğer bekçi izin vermezse stad içindeki görevlilere çaktırmadan stadı çevreleyen alçak (3 metre civarı) duvardan atlayıp içeri girmeyi deneyeceğiz. stadın önünde bir iki dakikalık bir bekleyişten sonra beklediğimiz an gelip çatıyor. kara kuru ama gözlerinden çakallık akan şoparın teki bekçiyle iki kelime konuşup içeri salınıyor. hemen ardından biz de kapıya koşuyoruz. bekçiyle aramızda şu diyalog geçiyor:

    ben: abi be, bizi de içeri olsana be.
    bekçi: oolmaz beyauuu, yasak...
    çocuk2: ama daha demin biri girdi burdan.
    bekçi: girmedi kimse, kim girmiş beyauu...
    ben: ya abi, hadi be, büyüksün, yaparsın bi kıyak.
    bekçi: yok, olmaz öyle şey. gidin bilet alın, girin içeri.
    ben: ya abi, hadi bee, gözünü seveyim...
    bekçi: (bir anlık duraklamadan sonra)... tamam hadi girin, ama söz verin bana bağıracaksınız.
    hep bir ağızdan: tamam söz. çok bağırıcaz...

    işte böylece stada dalıyor, tribünde bulabildiğimiz en güzel yere oturuyoruz. maçın başlama anına kadar kendi aramızda geyik yapıyor, "dün pazarda ananas aldırdım." türü esprilerle kendi çapımızda eğleniyoruz.

    derken stad hoparlörlerinden bir hışırtı geliyor, takım kadroları anons edilmeye başlanıyor. bu kısımda pek bir orijinallik yok. taraftarlar kendi oyuncularının adı söylenirken "oooooleeeeeey..." çekip rakip oyuncuların adı söylenirken bir yandan "yuuuuuuh" diyor, bir yandan da akıllarına gelen bütün küfürleri sahadaki futbolcuların üzerine salıyorlar. yanlış hatırlamıyorsam o maça vali de gelmiş, o da güneş gözlüklerinin arkasından maçı izliyor...

    hep bir ağızdan istiklal marşı söylendikten sonra "yeşiiiiiil - beyaaaaaaz" tezahüratları eşliğinde maç başlıyor. her kırklarelispor maçında olduğu gibi tribünlerde yine 3 tip seyirci var:

    birinci grup, şopar çocuklar:

    bu grubun istisnasız her üyesi maça bir yolunu bulup beleşe girmiş ve hepsinin küfür dağarcıkları tahmin edemeyeceğiniz kadar geniş. her pozisyona uygun bir küfür repertuvarlarında mevcut. yeri geldiğinde bu silahlarını kullanmaktan hiç çekinmezler. çok tehlikeliler...

    ikinci grup, şopar olmayan çocuklar:

    (hep şoparları yazdım, insanlar kırklareli'de sadece şoparlar yaşıyor zannetmesin. aslında romanların nüfusu şehrin nüfusunun üçte biri dolaylarında ve yaşadıkları yer (çinçin mahallesi diye de geçer) oldukça dışa kapalı. ama konu futbol olunca romanlar kabuklarını kırıyor, stada akın ediyorlar. belki futbol maçlarının eğlence anlayışlarıyla bağdaşıyor olması buna bir sebeptir. her neyse...)

    şopar olmayan çocukların yarısı stada beleşe girmiş, yolunu bulamayan diğer yarısı ise öğrenci biletine o zamanın parasıyla bir milyon lira civarı bir para ödeyip tribünde yerini almış. şopar olmayan çocukların küfür dağarcıkları da (şoparlarınkiyle karşılaştırılamayacak olsa da) oldukça geniş. fakat bu grubun deşarj olmanın yanında güzel futbol ve gol izlemek gibi bir derdi de var.

    üçüncü grup, yaşlı amcalar:

    evet, nihayet son gruba geldik ve dikkat ettiyseniz orta yaşlı vatandaşların esamesi okunmadı. neden? çünkü tribündeki sayıları 50'yi (50,000 nüfuslu şehirdeki sayıları da 1000'i) geçmez ve 50 kişi için şurada parmak paralamaya gerek yok. bu durum aslında kırklareli'de futbola ciddi bir işten çok bir eğlence gözüyle bakıldığının en güzel ispatı. tribünleri dolduranlar ya sineması bile olmayan bir şehirde sıkıntıdan patlayan gencecik çocuklar, ya da maçı kahvehane muhabbetlerine meze edebilmek için orada bulunan yaşlı amcalar...

    bu kadar tasvir yeter. biz yine maçımıza dönelim. maçın başlamasıyla beraber topçular sahada koşturmaya, seyirciler ise tribünde tezahürata başlıyor. 5 dakika geçtikten sonra herkesin merakla beklediği an geliyor. kasımpaşalılar topu defanstan ileriye doğru şişiriyor ve 15 20 metre yüksekten gelen top, kırklareli'nin 2 numaralı defans oyuncusu ercan'ın kel kafasıyla buluşuyor. çıkan "çaaaaaaaat" sesinin ardından tribünlerden bağırışlar yükseliyor: "şşş, ercan jölen ne marka lan?.." ya da "saçın bozuldu lan, tarak vereyim..." bunları söyleyenler pek tabii kırklarelispor taraftarları. zaten kasımpaşalılar cesaret edip de maça gelememiş. biz bizeyiz yani...

    gerek kendi oyuncularımıza, gerek kasımpaşalı oyunculara yönelik bu tip sataşmalar maç boyu sürüp gidiyor. insanlar arenadaki gladyatörlere gönüllerince laf atıyorlar, küfrediyorlar. fakat ilginçtir, o an stadda bir şeylerin eksik olduğu biz 3 arkadaşın gözünden kaçmıyor. nihayet 15. dakikada bu eksiklik de tamamlanıyor...

    takımın davulcu ve zurnacısı birer kahraman edasıyla stada giriyor. stadın etrafında tribünlere baka baka bir tur atıp (bolca da alkış alaraktan) her zamanki yerlerine (kulağımızın dibine) gelip yerleşiyorlar. o ana kadar deli gibi tezahürat yapan taraftarlar susuyor, stadın %90'ı maçı bırakıp dikkatini iki kişilik orkestranın çaldığı oyun havalarına yöneltiyor. çaldıkları şeyler "fincanı taştan oyarlar" ya da "caney caney caney, işte meydan ey" olsa bir şey demeyeceğim. maç son derece önemli bir maç ve adamlar stadda alenen roman havaları çalıyorlar. bağırış çağırış, kavga gürültü içinde, kulağımızın dibinde bas bas bağıran bir zurnayla ilk devrenin sonuna geliyoruz. takım güzel oynuyor, ama kimsenin umrunda olduğunu da sanmıyorum.

    ikinci yarıda kulağımız davulla zurnaya alışıyor, önce kasımpaşa bir gol atıyor, sonra kırklarelispor durumu 1-1 yapıyor. oyun sertleşiyor. kasımpaşalılar sık sık "ağğğğğğğhhhhhh" diye kendini yere atıyor ve buna tepki olarak tribünlerden "kalksana be mına godumunun çocuğu..." ya da "sen yat orda, ben şimdi geliyom..." sesleri yükseliyor. böyle bir keşmekeş içinde maç 1-1 sona eriyor. bitiş düdüğüyle beraber olacakları tahmin ettiğimizden biz staddan hızlıca kaçıyoruz. çıkışımız esnasında yaşlı amcaların konuşmalarına da kulak misafirliği ediyoruz: "gene yenemedi pezevenkler bea. siktiminin ali'si o golü kaçırmasa koyduyduk şimdi çocuğu..."

    ertesi gün haberler geliyor. kasımpaşaspor otobüsünün yolu kesilmiş, taşlarla sopalar havalarda uçuşmuş. yaralı sayısı hakkında hiçbir zaman bir şey öğrenemiyoruz. gazeteyi açıyor, puan durumuna bakıp "olm, deplasman maçını alırsak burdaki maç güzel olur. gideriz." diyip iki hafta sonrası için kendi aramızda sözleşiyoruz... o günlerin bir daha gelmeyeceğini, ileride aynı şeyleri tekrar yaşayabilmek için neler vermeyi göze alabileceğimizi bilmeden...
  • trakya'nın 1968 yılında kurulan yeşil beyazlı kulübü. maçlarını 3000 kişi kapasiteli kırklareli atatürk stadyumu'nda oynayan kırklarelispor, kuruluşunun hemen akabinde 1969-1970 sezonunda profesyonel ligde mücadele etmeye başlamış, özellikle 70'lerde ikinci ve üçüncü ligde hayli başarılı olmuştur. 1993'te amatör kümeye düştükten sonra 1994-1995 sezonu sonunda döndüğü üçüncü ligde sürekli üst sıraları zorlamıştır. nihayet 1999-2000 sezonunda şampiyonluğa ulaşan takım güçlü kadrosundaki oyuncuların birinci ve ikinci liglerdeki takımlara transfer olmaları nedeniyle ikinci ligde tutunamamıştır. 2001-2002 sezonunda küme düşen kırklarelispor'un profesyonel liglerdeki son sezonu da 2002-2003 olmuştur. bu tarihten beri amatör kümede oynamaya devam eden yeşil beyazlılar an itibariyle üçüncü ligde mücadele eden lüleburgazspor hariç diğer trakya takımlarıyla birlikte (edirnespor, tekirdağspor, çorluspor dahil) profesyonel liglere hasret durumdadır. son yıllardaki başarısızlığı ile taraftarlarını çok sevdikleri 'kırklar yırtar' tezahüratını coşkuyla yapmaktan mahrum bırakan takımdır bu.
  • bu yıl 3. lige çıkma şansı epey yüksek olan trakya takımı; şimşekler.
  • yeşil beyaz renklere sahip olan ve maçlarını kırklareli atatürk stadında oynayan trakya takımıdır.
  • finaldeki rakibi kocaeli çenesuyu plajyolusporu penaltılarla yenerek 3. lige yükseldiler.
  • 3.lige fırtına gibi başladılar. kel stoperleri taner, forvetleri hasan ve deniz bank asya ayarında topçular. büyük ihtimalle 2.lige çıkacaklardır.
  • 10.10.2010 tarihinde yeni iskenderunspor'u hasan ve göksel'in golleriyle 2-0 yenmiş olan takımım. şu anda afyonkarahisar'ın ardından 2. sırada bulunuyorlar. ama lig yeni başladı, seneye belki 2.lig de mücadele edebilirler.
  • (bkz: biracılar)