şükela:  tümü | bugün
  • adem ile havva yasağı tattıktan sonra, edep yerlerini örten asma yaprakları hariç çırılçıplak bırakılıp da biri serendip'e diğeri cidde'ye atılmak suretiyle ayrı düştüklerinde kırlangıç kuşu haber uçurmuş birinden diğerine. bu hizmetinin karşılığında ise, yavruları yılanlara yem olup durduğundan neslinin devamını düşünen kırlangıç adem'in barınağına yuva yapmak için izin almış. adem sakalından bir kıl, havva saçından bir tel vermiş; kuş da yavrularını ayaklarından yuvaya bağlamış. o gün bugündür kırlangıçlar ademoğullarının, havvakızlarının evlerine yuva yapar, yavrularını da ayaklarından yuvaya bağlarlar.
  • ömrü 6 aydır.
    hikayesi;
    "kırlangıcın biri ,adama aşık olmuş.adam da yalnızbaşına evinde yaşıyor,garip.
    bir gün kırlangıç aşkını ;insanoğluna itiraf etmeye karar vermiş.
    -tık tık ,camı tıklamış.
    -ne var ?demiş bizimki
    -ben sana aşık oldum,sende yalnızsın bende ,gel yalnızlığı paylaşalım.
    -de git demiş,bizim insancık müsveddesi,benim senle ne işim olabilir.ben insanım sen ise kuşgriplisin.
    kırlangıç çok bozulmuş. ama yılmamış. ertesi gün gene adama seslenmiş ,ertesi gün gene gene...
    yok ,insanoğlu nuh dememiş ,peygamber dememiş. inat etmiş.kırlangıç da göçmüş. derken günlerden bir gün almış bizim hayvanoğluinsanı bir hüzün. camın önünde beklemeye başlamış kırlangıcı. tabi bin pişman. soğuk gecelerde evinde sessiz sedasız oturuyor.aradan mevsimler gelmiş geçmiş kuştan haber yok.. derken bir gün ,bir kırlangıç sürüsü geçiyormuş. bizim insanımız -ya havle ve kuvvete, deyip kesmiş sürünün önünü.demişki ;
    -geçen senelerde camımı tıklayan bir kırlangıç vardı .onu bekliyorum,bekliyorum da gelmiyor.haberin var mı?

    kırlangıç başı demişki;
    -ah ahmak insanoğlu ,kırlangıçların ömrü 6 aydır.."

    (bkz: mevlana)
  • baharın geldiğini müjdeleyen kuş türü. martın sonuna doğru gelip balkondaki yuvalarına yerleşirler. bazen yeni yuva eklerler 3-5 gün uğraşıp çamur, çalı çırpı taşıyarak. uykusuz gecelerden sonra sabahın geldiğini bağıra çağıra haber verirler. balkona sigara içmek için çıktığımda önce yuvadan kapkara gagalarını, kapkara kafalarını çıkarıp kapkara gözleriyle bakarlar ve hızla uçup turlamaya başlarlar. bazen sıkıntıdan yuvalarına doğru elimi uzattığımda dışarda uçmakta olanları bağırıp çağırarak diğerlerini de toplarlar. onlarcası turlayıp üzerime doğru pike yapıp çığlık atarak korkutmaya çalışır. sanırım yüksekten uçmayı ve yüksek yerlere yerleşmeyi severler, çünkü yuvalarını 7., 8. katların balkonlarından yukarıdakilere kurarlar. genelde öğrenci evlerinin balkonlarında bulunur. bazen salonun penceresinin köşesine de yuva yaparlar, ama yağmurda yıkılır o.

    gece balkona çıktığımda ses yaparsam yanlışlıkla uyanırlarsa ses çıkarırlar, hemen içeri kaçarım, çünkü iyice korkarlarsa yuvadan uçarlar ve karanlıkta geri dönemeyebilirler. sıcak yaz gecelerinde balkon kapısı açıkken müziğin sesinden olsa gerek korkup yuvadan atlayanları olur, ışığı görüp odama dalarlar. karanlığa kaçıp kaybolmasın diye yakalar, biraz sever, bir kutuya kapatır balkona koyarım, güneş çıkınca tekrar salarım önünü görüp de istediği yere gidebilsin diye.

    yavrularının çıktığını balkon zeminindeki beyaz üstüne siyah/gri benekli yumurta kabuklarından anlarım. zaten bir süre sonra yavrular kafalarını yuvadan çıkarmaya başlarlar, bütün gün öyle dışarıya bakarlar. zamanla vücutlarının daha fazla bölümünü çıkarırlar yuvadan, sonra uçup giderler onlar da. bi sabah uyanılır ve bakılır, hiç ses duyulmaz, hiç biri kalmamış, hepsi gitmiş. balkon kış için son bir kez temizlenir ve bir dahaki bahar beklenir.
  • alt katın sokağımıza bakan giriş kapısının korunaklı iç tarafına kırlangıçlar yuva yapmıştı yıllar önce. annem ölen annesini görmüş gibi sevinerek "bereket getirir, hayat getirir, şans getirir ve uğursuz yerlere yuva yapmaz kırlangıçlar" demişti. üç yıl kadar kaldı o yuva orada.

    mahallenin acar çocuğu tugay ve arkadaşları bir gün teneke çala çala kırlangıçları korkutmuş. anne kırlangıcın ürkek bakışlarında eğlence aramış herhalde keratalar, hatta yuvalarını eşelemişler. o yıl babamı sakladık toprağa. kalıntısı kaldı yuvanın ama gelmediler bir daha aynı yuvaya.

    üst katın balkonuna taşındılar.

    baharlar durduk yerde anlam kazanmaz, içimizdeki kıpırtıları harekete geçirmesinin vardır bir dayanağı

    kırlangıçlar sadece ıssız yüreklerimizi diyar diyar sürüklemezler, yorulduklarında bir dağın üzerine bırakmazlar bizi; aynı zamanda o dağdan da kekik kokuları, taze bahar havası ve aceleci isyanlar getirip koyarlar önümüze.

    oysa biz götürdüklerine bakmayı severiz, getirdiklerini görmeden.
  • az önce bu türe ait bir yavruyu kedinin ağzından aldım.. kanatları güçlü değil, kaçmaya çalışıyordu ama yükselemiyordu çok.. kedi bu durumu affetmedi.. tabii ben de kediyi.. yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında bi kırlangıç kalmıştı yiyecek.. hayvan oğlu hayvanın doğasında var avcılık.. karınları tok da olsa yapacak bir şey yok, herifin iç güdüsü bu.. ama burası avlak değil.. serseri seni..!

    kediye kızıyorum ama asıl mesele başka aslında..

    insanın işareti, hitabı nereden alacağı hiç bilinmez.. bak bir küçücük kırlangıç yavrusu nelere sebep oldu içeride:

    aldıktan sonra hemen çevirip baktım, çünkü ısırıp ısırmadığını görememiştim.. kan yok.. bu iyiye işaret.. kanatları sağlam.. hiçbir yerinde yara yok, ama canı ne kadarcık ki sıpanın..?

    kucağına almak, elinde mıncıklamak, sevmek falan istedi bazıları arkadaşlar..

    dedim: "bu muhabbet kuşu mu..? bu hayvanlar öyle çok elden ele gezmez, vahşi hayvan bu.. evcil değil.. hasta edeceksiniz.. bir kutuya koyun, besleyecek bir şeyler bulun (böcek, yumurta sarısı vs..) ve hayvanı rahat bırakın.."

    tam bu esnada öyle bir şimşek çaktı ki zihinde.. içerideki bu konuyla hiç alakasız bir resmin tam ortasındaki kayıp parça yerini buluverdi.. ağzımdan çıkanı kulağım ilk kez bu kadar net duymuştu..

    resmen kendi ağzımdan benimle konuşmuştu konuşan..

    hasta veya yaralıya bilinçsiz şefkat faydadan çok zarar getirir.. ve bazen şefkat bekleyen kendi halinden bîhaber birileri, şefkat göremediği, ilgi beklediği, sevilmek istediği yerlere kızar.. ister ki dizinde yatsın, daim yanında olsun, şefkat görsün.. ama onun rahatsızlığına iyi gelecek olan mıdır o şefkat acaba..?

    yabanda kalması, "yabancı" kalması onun nekahat döneminin gerekliliği olabilir mi..?

    olabilirmiş..

    o kendi halinden bîhaber bunu hiç sorgulamazmış.. ama sorgulamalıymış.. bilenle bilmeyen asla bir olmazmış zira.. kutusunun karanlığında beklemeliymiş kanatları güçlenene kadar..

    tabii o da, nasibi varsa..
  • karanlıkta göremezler. dolayısı ile yuvasına ulaşamadan hava kararırsa gün ağarana kadar uçan kuştur.

    geceleri duyduğumuz kırlangıç sesi bundandır.
  • kırlangıça uçarken neden yalpaladığını sormuşlar. o da belanın kah altından, kah üstünden geçiyorum, demiş.
  • en sevdiğim hayvanlardandır. mükemmel uçarlar, saatlerce seyrettiğim vakidir.
  • afrika kırlangıcı ve avrupa kırlangıcı olarak ikiye ayrılan kuş. bu de bunların hindistan cevizi taşıyanları vardır.

    (bkz: monty python and the holy grail)*
  • bir aydır konuğum olan sevimli hayvanlar. yanlız doğum kontrol şart bunlara. fazla yavru yaparlarsa düşürüyorlar bazılarını. ya da yuvalarını daha mı geniş yapmalılardı bilemiyorum. 10 senedir yılın belirli aylarında gelirler, havalar soğurken de başka memleketin başka balkonlarına göçerler. şu an yuvalarında tatlı tatlı muhabbet ediyorlardır heralde. (kulaklığımda bangır bangır müzik açıkken duyamıyorum tabii) gece uyumadan önce cik cik ettiklerini illa ki duyacağım... gündüz vakti beslenme zamanları olduğu için, havadaki böcekleri yakalayarak ağzı açık bekleyen yavrularına getiriyorlar. hava sahasında sürekli bir döngü söz konusu oluyor bu sebebten. aşşağıdan bakanlar, "ay ne şeker bak bak kuşlara bak kızım gördünmü?" türü diyaloglara giriyorlar. bir de yuvalarının girişinin altını çok pisletiyor bu eşşek sıpaları. her gün temizlemekten usanan annem de altlarına kum koydu kabın içinde. eee kediye kum konur da kırlangıca konmaz mı? konur tabii ki. hangi sene hatırlamıyorum, iki tane psikopat serçe davul gibi cüsseleri ile bizim garibanların yuvasına el koymuştu. ulan ne zorunuz var be? zaten yuvayı da delip oturdunuz içine yarısı gitti yuvanın. bizim kırlangıçlar da (karı kocaydı zaten) ortadan bir süreliğine kayboldular. serçeler büyük delikten yuvarlanıp akıllanınca yuvayı terk ettiler. bizimkiler ise yağan yağmuru fırsat bilip çamurdan yuvalarını tekrar ördüler. böyledir kırlangıçlar işte...