şükela:  tümü | bugün
  • aşkın yeri, zamanı, mevsimi mi olurmuş demeyin. soğuk hava aşkın doğasına aykırıdır bir kere. aşk büyüsüne kapıldığınızı hissettiğiniz, midede karıncalanmaların ve ellerde titremenin henüz kaybolmadığı ilk günlerde kişi sevgiliyle ten temasını her daim korumak ister, anlık ayrılıklara bile tahammülü yoktur. oysa lahana gibi giyinmek dışında alternatif bırakmamaktadır kış, sizin de sevgilinize aranıza sekiz kat kumaş, elyaf ve hatta kaz tüyü girmeden sarılma şansınız olmaz.

    kış içecekleri bile romantizmi baltalama bilinciyle katkılanmıştır. titreyerek içilen bir salep havuz başında yudumlanan meyve kokteylinin yerini tutabilir mi? birbirlerinin kadehinden boza içen aşıklar size de tuhaf gelmiyor mu?

    üstelik yalnızca kat kat giysiler değildir karlı günlerde bünyeyi sarmalayan; kış depresyonu kişiyi ele geçirmek için pusuda beklemektedir, her an buzullaşmış bir su birikintisinin, bir kardanadamın ya da bir buz sarkıtının ardından çıkabilir. el ele yürümektesinizdir, kalbiniz damarlarınıza mutluluk pompalıyordur -en azından siz o anda öyle sanmaktasınız-, derken sevgili üşüdüğünü söyleyip çeker elini, sıcak bir cebi sizin avucunuza tercih etmiştir. gördüğünüz ilk kardanadama uçan tekme atmaya and içersiniz.

    zaten sensei olarak ekşi sözlük de kelamını esirgememiş, buzlu aşk yoktur demiştir, bana da onaylamak düşer.
  • depresif aşklar yaşanabilir kış mevsiminde.
    ağır yorganlar altında sevgili hayali kurulur. birlikte yağan kara bakılır, kapansa yollar, hiç açılmasa bir daha denir. travmatik aşkların zamandır. baharda aşık olduğunuzda yaptığınız gibi hop hop hoplayıp, yeşil çimenlerde el ele koşamazsınız. elde sıcak çorbalar, kalın kazaklar altında beklersiniz.

    fekat... düşündüm de bir dağ evinde, şömine başında* dışarda kar, içerde sıcak şarap bir ortam varsa, aşık olmak kolaylaşacaltır, tesis sıkıntısı çekmek, kış mevsimini suçlamayı gerektirmez
  • üzerine en az şiir yazılan mevsimde* aşık olmak...tam da bünyeyi kış uykusuna yatırmış iken, beden hızla kilo alırken* sabah aynaya bakmadan kafaya bereyi geçirip dışarı salarken kendini, herşeyin alt üst olması...durduk yere bedenin kelebeklerin* istilasına uğraması...mütemadiyen "ne gerek vardı ki şimdi buna" diye salak bir cümlenin* tekrarlanması***...
  • baharda hormonların uyanısıyla değil, soguktan buz tutarken heryer, onunla hayatınızın kesistigi anda içinizin yanmaya başlamasıdır kisin asik olmak. ayazı hissedemezsiniz o ateşin içinde. yolda yürüyen sarmas dolas sevgililer yok denecek kadar azdır bu mevsimde ve yapıs yapıs ilişkiler kıs uykusuna yatmıstır baharda uyanmak üzere. herkes paltosuna sarınmıs, semsiyesini acmıs gideceği yere kosustururken sevdiğinizle sarılıp dünyaya aldırmadan yürürsünüz usulca, agır ama sıcacık adımlarla.
  • boğazlı kazakların, birbirini ısıtabilmenin mevsimidir kış..
    üşüyen ellerin pembeliği, buzda kaymamak için kolkola yürümek..
    belediye otobüsünde buğulu cama onun adını yazmak, kimse görmesin diye silmek hemen..
    aynı battaniyeye sarınabilmek.. o üşümesin diye çekmemek ucundan daha fazla..
    annenin ördüğü atkıyı onun boynuna sarıvermek, ona daha çok yakıştığını söylemek..
    sıcak çikolatayı paylaşmak.. kartopunu sırtından içeri sokmak ve yuvarlanmak karların üstünde..
  • güzeldir çünkü (bkz: kışındır)...
  • ilkbaharda aşk pırpırdır, uçucudur, neşelidir, sonbaharda sönmesi muhtemeldir;
    yaz mevsiminde aşk saman alevidir, o an için güçlüdür ancak güçlülüğü geçicidir;
    sonbaharda aşk depresiftir, platoniktir, yalnızdır;
    kış mevsimindeyse aşk, büyülüdür, tutkuludur, hiç bitmesin istenir, yağan kar gibi tüm hayatın üzerine çöker, kolay kolay da ortadan kalkmak bilmez, gerçektir ve de değerlidir.
  • yorgana sarılmış halde yatagın içinde mayışmış kediye sarılmaktır..