şükela:  tümü | bugün
  • ben askerliğimi kısa dönem yapmış biri olarak, kısa dönemin kaldırılmasını eşitlik sağlayan iyi bir gelişme olarak görüyor ve destekliyorum.

    ama yakın zamanda 5 ay 5 gün askerlik yapıp bitirenlerin 6 ay falan daha askerlik yaparak 12 aya tamamlamalarını çok saçma buluyor, bunu dikey eşitlik, evrensel hukuk ilkeleri, bizim gibi insanlara yapılmış eğitim yatırımı, gayrı safi milli hasıla, kamu maliyesi ve ödemeler dengesi, seyir hidrografi ve oşinografi dairesi başkanlığı, profesyonel ordu, lise ve altı eğitim düzeylilerin suça eğilimi, dağdaki çobanla üniversiteli nerde eşit ki burda olsun allaaaşkına sen gibi sebeplerle kınıyor, bunu ülkeden çekip gitmek için bir sebep olarak görüyor tüm dünyaya haykırıyorum.
  • bu meselenin tartışılması göstermektedir ki asla aklımızla ve soyut somut olsun bir takım kategorilerle değil götümüzle düşünüyoruz, mecazen değil "literalli", götümüzü sağlama alan, sıcak tutan durum iyidir doğrudur. bana koymayan durumda biraz olsun nesnel olabilirim ama temel kriter yine götümün herhangi bir risk altında olmamasıdır. bana bir giren çıkan varsa derhal götüm devreye girmektedir. sistem paralel değil seri bağlıdır ve göt beyinden önceki elemandır.
  • "eşitsizliği gidermek" söylemi ile toplumsal destek aranan tasarı. umarım hep tasarı olarak kalır, bir çok toplum zorunlu askerliği kaldırma yada süresini kısaltma yoluna giderken, bir çok ülkede vicdani ret, alternatif hizmet gibi uygulamalar sıradanlaşmışken bunun bir tasarı olarak getirilmesi bile utanç verici
  • şimdi şu ülkede büyük bir işsizlik sorunu var. hatta yıllardan beri kronikleşmiş bir olgu olarak addedilmekte. başta, yürüttüğü iktisat politikasının merkezine "enflasyonla mücadeleyi" koyan muhafazakar bir hükümet bulunduğundan mesele iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı. küresel finans krizi de üzerine şu sıraların moda tabiriyle tüy dikti. netice, işsizlik oranında kırılan rekor üzerine rekorlar oldu. (istihdam düzeyi ve enflasyon arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. hem işsizlikle hem enflasyonla aynı anda mücadele edemezsiniz. bir tanesini seçmek zorundasınız. yani işsizlik ve enflasyon arasında bir trade-off ilişkisinden söz edilir. işsizliğin yüksek olduğu bir ekonomide enflasyon oranı düşük olur. işsizlik oranlarında cumhuriyet tarihinin rekorunlarını kırarken bir de sene sonu enflasyon hedefini tuttursalar bir şey demeyeceğim. şaka şaka yine derim. neyse geçelim bunu...)

    allah kendilerine zeval vermesin, başımızdan da eksik etmesin, hükümetimiz enflasyon ve işsizlik arasında bir trade off ilişkisi vardır prensibine dayanaraktan enflasyonla mücadele programının yanında istihdam sorununu da göz ardı etmiyor. toplumun başına heyhula gibi çöken ve tekmil toplumsal nizamın temelini sarsma tehlikesi ihtiva eden bu işsizliklik mes'elesini (!) makul oranlara çekmek için bir takım çalışmalar yürütüyor. ancak bu çalışmalar ekonomi literatürüne istinat etmekten çok, ancak bir şark kurnazına yakışacak uygulamalar olarak kendini gösteriyor. bu da zaten böyle olmak zorunda, çünkü yukarda bahsini ettiğimiz trade-off ilişkisinden de anlaşılacağı üzere bayraktarı oldukları kapitalist ekonomi kendilerine alternatif bir yol için imkan tanımamaktadır.

    önce liseler dört yıla çıkarıldı. üniversiteyi kazanamayıp emek piyasalarına girecek, daha doğrusu girme teşebbüsünde buluncak gençlerin ayakları bir süre de daha "eğitim aşkı" için bağlandı.

    bu kendilerine topu topu bir sene kazandıracak bir uygulamaydı. bu nedenle "işsizlikle mücadelede" ikinci aşamaya geçildi. hummalı bir çalışmayla birçok üniversiteye yeni sınıflar, anfiler ilave edildi. ertesi yıl birçok bölümün kontenjanı iki katına çıkartıldı. hükümet liseden kazandığı bir yılın üzerine minimum dört yıl daha ilave etti.

    anadolunun dört bir yanına açılan yeni üniversiteler var. bunlarda amaç esas olarak daha başka meselelere dayanmakla beraber, yine işsizlik konusunda hükümetin eline bir koz verdiği gerçeği de yadsınamaz.

    işsizlikle mücadele programı bununla da bitmedi. askeriyenin, tüm bu reformlara rağmen köşeye sıkışan hükümetin yardımına, savaşı kaybeden birliklerin yardımına yetişen ve savaşın kaderini değiştiren yıldırım bayezid gibi yetişmesi, "adaletsizliği ve eşitsizliği ortadan kaldırmak" maksadıyla ortaya kendini atması süreçte gelinen son nokta oldu. ver hükümetin eline bir altı ay daha.

    şimdi soruyorum, daha ne kadar kaçacaksınız bu işle yüzleşmekten, daha nereye kadar geçici çözüm üreteceksiniz? üniversite anfilerini stadlara mı taşıyacaksınız, 12 ay askerlikten dönen gençleri bir yıl da taş ocaklarına mı göndereceksiniz, duble yol yapımında mı kendilerinden istifade edeceksiniz?

    ne adalet ve eşitlik aşkıymış arkadaş. biz solculara savunacak değer bırakmadınız en sonunda. sadece eşçinsel ve hayvanların hakkını savunmaya mahkum olduk resmen, piyuuuv!..

    edit: eşcinsel ve hayvanların aynı cümle içinde geçmesi kimseyi gocundurmasın. şimdi tekrar okudum da böyle bir yanlış anlamaya müsait olmuş kurduğum cümle. eşcinsel haklarının savunulmasından kesinlikle gocunmam. tersine bir çok özgürlüğün genişletilmesinde odak unsur olarak görürürüm. kamuoyuna arz ederim.
  • eşitlik ile adalet aynı şey değildir; sanırım ülkemizin düşünen beyinlerinin temelde düştüğü yanılgılardan biri budur. kısa dönem askerliğin kaldırılması eşitsizliğin giderilmesidir, adaletsizliğin değil. ben hayatımın hiçbir döneminde eşitlikçi olmadım; bunun yanında adil olmanın ve adil davranışların muhatabı olmanın önemini göz ardı etmedim. eşitlik dediğimiz şey, şartlar ne olursa olsun iki bireyin aynı muameleyi görmesini gerektirirken; adalet, hak edenin hak ettiğini alması esasına dayanır. bunu latince ifade etmek durumundayım, zira siz buradaki terimleri alın modern dillerdeki karşılıklarını göz önünde tutup durumun vehametini çözmeye çalışın (türkçede birbirine çok karıştırılıyor; adam "adalet" isterken "eşitlik isterim"; "eşitlik" isterken "adalet isterim" diyor. hayatı boyunca çalışmamış olanla senelerce çalışıp işsiz kalmış olan için işsizlik maaşı adalet mi, eşitlik mi anlamına gelir? ya da iki kavram da ölü müdür? iyi düşünün bunu.): aequitas (bir-örneklik, aynılık) ve iustitia (doğruluk, dürüstlük). eşitlik ve adalet. şimdi bunları düşünerek kısa dönem askerliğin kaldırılması mevzuunu düşünelim.

    herkesin eşit uzunlukta askerlik yapması, hak ettiği uzunlukta askerlik yapmasından yeğdir, diyebilir miyiz? arzulanan nedir? bir etik kaygı güdülmek durumunda; bir tarafta senelerini eğitime adamış ya da aldığı eğitim sonunda ülkeye, aldığı eğitimin kapsamında hizmet eden bireyler; diğer tarafta bu iki statüden ilkine varamayıp, haliyle ikincisini de yapamayanlar. tamam ben orduların olmadığı bir dünya tasarımının ne kadar içinin geçmiş olduğunu hatta her ordu kötüdür önermesinin ne kadar çocuksu olduğunu söyledim; ama nereden bakarsam bakayım ne kendimi ne de benim gibi düşünenleri militarist göremeyeceğimden, bırakın kısa dönem askerliğin kaldırılmasını, askere, istemeyenin gitmemesi gerektiğini düşünüyorum. bu açıdan baktığımızda yukarıda yaptığım ayrıma bile gerek kalmaz; avamdan okumamış tiplerle okumuş tiplerin bir kavanozun içine konup karıştırılmasından bir kaynaşmanın da çıkmayacağını bildiğimden, var olan zekâların köreltilebileceğini ve hatta ısrarla vurgulanan vatan, memleket değerlerinden soğutulabileceğini görüyorum. askere gitmek bile istemeyenin askerlik süresini, askere canı gönülden gitmek isteyen okumamış bireylerinkiyle eşitlemek, başta yaptığımız adalet-eşitlik ayrımı göz önünde tutulursa, tam anlamıyla adaletsizliktir.

    galiba önce adaletin sonra eşitliğin sağlanması gerekiyor; adaletteki "hakkını almak" ve "hakkını vermek" unsurları gerçekleşmedikçe, sonraki nesillerden adil tutumlar beklemek de saçmadır. yatan ile yatmayanı ayırt edemeyip, değerlendiremeyenler yarın ülkeyi yatanlara teslim ederler. adaleti sağlamak için jakobenleşmek gerekiyor sanki; bunu yapmadığınız zaman, zamanın ötesinden fışkıran değerleri kullanıp üstüne bir de sizi suçlu çıkartabilirler. "ne demek yani! hepimiz eşitliğin iyi bir şey olduğunu biliriz! okumuş ile okumamış arasında fark mı olsun yani? sen şimdi çobanın oy hakkının olmamasını da savunursun." diyebilirler. ne kadar değer varsa hepsinin suyunu çıkarana kadar sıkıp kendi kafalarına göre yeni düzenler sınıfı oluşturanlar için "eşitlik" gibi ucunun nereye varacağını kestirmenin pek de mümkün olmadığı kimi değerlerin canı kolayca çıkartılabilir.

    tekrarlamakta fayda var: adalet ve eşitlik aynı şey değildir. adaleti sağlamadan eşitliği sağlamanın kime ne getireceği iyi düşünülmeli.
  • hükümet ile devlet kademelerinin birbirine tekme tokat girişmesinden dolayı olmuş olan hadisedir. ben işin hükümet tarafına bakmayacağım devlet ve bağlantılı olarak ordu kısmına bakacağım.

    eğer varolan sistem tabiri caiz ise boka sarmış vaziyete dönüşür ise yani askerlik süresi 15 ay olursa eğer ordu halk nezdinde zaten uzlasmasız tutumuyla negatif etki alırken bunu katlayacaktır. 27 mayıs ihtilalinden sonra ordu ile halk birbirinden kopmuştur ve bu durumda iyice nefretlik kazanacaktır.

    askerliğin mantığı nedir? niçin zorunlu askerlik vardır? bunu mantığını fazla kafa yormadan sadece tarih bilgisine güvenip ortaya çıkartabiliriz. sadece 1945 yılında atılan atom bombası klasik savas metodlarını kadük etmiş bunun yerine ise soğuk savas dediğimiz diplomasi savasına bırakmıştır. askeri operasyonlar ise teknoloji yardımıyla insan faktorünü önemsizleştirmiştir.

    aslında uzun uzun yazmaya gerek olmadığı kanaatindeyim. sadece gündemi doldurmak için ortaya atılmış bir kıtır olduğunu bu suretle ise bazı şeylerin hasır altı etmek için - mesela suriye sınırındaki mayın temizleme olgusu- atılan kıtırdır. bu iş vergi işine benzer. sen vergi oranlarını yüksek tutarsan kimse vergisini ödemez kaçırmaya bakar, ama sen vergi oranlarını düşük tutarsan herkes paşa paşa vergisini öder. bu kadar basittir bu işin mantığı. hatta bu ahvel seriatlerde şüphe yok ki bir çok namusuzluğun ekmeğine yağ sürmesine sebep olacak olan ve de bakaya sayısının artmasına sebep olmaktan başka birşey olmayacak olan durumdur.

    suymuş buymuş falan filan gerisi traş...
  • az okuyanın çok askerliği hak ettiğini (belasını bulmak manasında, cezasını hak etmek manasında herhalde) öğrendiğimiz ve dolayısıyla yanlış olduğunu bir anda kafamıza dank ettirdiğimiz kaldırmadır. bence çok okuyan çok askerliği hak etmektedir. hiç kimse az okumuş olmayı tercih etmezdi herhalde. en mal adam bile ülkemizin boktan lisans diplomalarından birine sahip olabilmeyi isterdi, fakir kendi gibi az okumuş birilerinin oğlu olduğu için okuyamadı, mesela falanca profesörün dalyarak oğlu mal olmasına rağmen mastır bile yaptı, babası biraz utandığı ve üniversitesindeki ayak oyunları zorlu olduğu için hoca olamadı. filanca iş güç sahibi amcamın mal oğlu da en iyi özel liselerde okumasına rağmen öss'de en dandik özel üniversiteye bile giremedi ama bir açıköğretim diplomasını almayı başardı.

    az okumak veya çok okumak tercih meselesi değil imkan** meselesidir. bu imkanı bulanlar topluma daha çok şey borçludur dağlarda geberip gitmeyi de az okuyanlardan daha fazla hak etmektedirler. keyfim değil mi kardeşim ben de şu an götümle böyle düşünüyorum. bana giren çıkan yok. sen 12 ay yap askerliğini mesleki bilgilerim zayıfladı, ezberimden gitti en son üzülceğin şey olacak çıkınca. canım benim. ülkesini düşünen insan, okumuşla okumuş da bir olmaz.
  • memlekette birçok kişiyi ilgilendiren, ama en başta sevgili eğitimli kitleyi korkutan olay. ben askerlik yaparken ki 25 yaşındaydım (ve 16 ay yedek subaylık ) eğitim esnasında en gençler arasındaydım, en yaşlımız ise 35 yaşındaydı... şimdi geçelim fikirlerime:
    a) meşhur seve seve veya sike sike kuralı geçerliliğini daima korur...
    b) gözlemlenerek ve yaşayarak edinilen tecrübeye göre ne kadar geç o kadar zor...
    c) kaç kaç nereye kadar? kabullenmek lazım bu kadar basit (ama çoook önemli işlerim var... ama şu tezimi verdim... sevgilimi özleyecem...çocuğumu özleyecem vs... ben bizim insanımızdaki kadar zorluktan kaçma amaçlı zorluğa katlanılan tuhaflıkları başka yerde görmedim... tırı vırı bölümlerde yüksek lisanslar... sağlam ve zor bölümlerde kaçış amaçlı seneler süren yüksek lisanslar ... para karşılığı yüksek lisanslar... yurtdışında kariyer amacına çok da hizmet etmese de geçirilen süreler vs vs...)

    yok haksızlıkmış yok eşitsizlikmiş... bir an önce toparlanın, çareniz yok, bakıyorum da bazı suserler hemen yeşil kart ve/veya ülkeyi terketmekte çareyi buluyor, vergi kaçırmaktan bahsediyor... size gülsem mi ağlasam mı? tamam kazık girmiş olabilir ama saçmalamayın lütfen... profesyonel ordu kurulana dek,en azından, sınırları sen ben bekleyeceğiz ve maalesef bazı şanssızlarımız da dağlarda şehit düşecek (bunun müsebbibi tsk değil pkk'dır dikkatinizi ayrıca çekmek isterim). şunu da söylemeden duramıyorum. kendin ve vatan umurunda olmayabilir, ama bu uğrunda askerlik yaparak 12 ayını feda etmekten imtina ettiğin memlekette sevdiğin birileri de vardır. baban, deden, ninen, çocuğun ve tabii annen... hiç olmazsa onlara hizmet ettiğini düşün, ne diyeyim sana...belki o sıkıcı olması muhtemel (evet sıkıcı) süreyi nispeten rahat geçirirsin... ne bileyim tatil gibi düşün...:)

    bir de en çok "kantinde durduk", "garsonluk yaptık" diye ağlaşanlara gülmeliyiz herhalde... ne emmeye ne gömmeye gelmemek bu olsa gerek. istersen seni komando yapsaydık? götün yemedi? yanlış anlaşılmasın, çoğumuzun götü yemiyor arkadaşlar (kendim de dahil), iş başa düşünce o götü kurtarmak için eğitimini alıp savaşıyorsun o kadar. ve evet ateş düştüğü yeri yakar.

    hamaset yaptığımı düşünenler çekinmeden butonlara bassın, çoğunluğa hitap etmediğimi düşünmekteyim, ama asla pişman değilim...
  • pek çok öğrencinin önümüzdeki 1 ay içinde muhtemelen girecekleri son finallerle beraber göt korkusunu kat be kat arttırmış hadise.