şükela:  tümü | bugün
  • bir şiirinde 'sıçarlar adamın ağzına anasıyla babası...' diyerek philip larkin in destek verdiği tez.
  • türk ebeveynlerinin belki de en büyük hatası. bunu da sevgi adı altında kamufle etmesi. cesaretli gençler bu duruma hayır demesini bilir ancak onların hayatı da genellikle mutsuz olur. böyle de sikik bişey işte.
  • bugün tüm gün üzüldüğüm durum. genel olarak düşünüp üzülürüm ama bugün sürekli bunu düşündüm.

    küçüklükten beri resme bir merakım oldu. elim de yatkın. küçükken hep kursa gitmek isterdim. yollamadılar. şimdi kendi kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

    yine küçükken keman kursuna gitmek isterdim. sonuç: yollamadılar.

    dansa ve spora benim kadar yeteneksiz olan insan sayısı epey azdır. bu ikisi ile ilgili kurslara gittim. (yaşım küçüktü ve ablam ve arkadaşlarım da gidiyordu, o yüzden benim için bir sorun teşkil etmiyordu ama hiçbir tanıdığım insanın gitmediği resim veya keman kursuna gitseydim çok daha mutlu olurdum.) hâlâ çok yeteneksizim. bana doğru voleybol topu gelse yapacağım şey yüzüme çarpmasın diye kaçmak olur. ki yüzüme çarptığı da çok oldu. aynı şekilde gram dans yeteneğim yok.

    kendi yeteneklerimin ve bunları geliştirebileceğimin farkındaydım ama ailem bunun için hiçbir adım atmadı. piyano da çalmayı çok isterdim. onun da kursuna gidemedim. ben de gidip oyuncak org almıştım kendime. hoşuma giden şarkıların notalarını bulup kendi kendime çalışırdım. ama bu şekilde kendimi geliştirmem mümkün değildi.

    bu satırları yazarken gözlerim dolu dolu. boşa giden hayatım beni çok üzüyor. yaşlanmaktan korkuyorum ama beni daha da korkutan hiçbir şey yaşayamadan yaşlanmak. pek dışarı çıkmayı seven biri değilim. evde oturmayı tercih ederim ama hoşuma giden bir etkinlik olduğunda da buna gitmeyi isterim. ama ailemden dolayı bu mümkün değil. saat yedi olsun, aramaya başlıyorlar, neredesin, eve ne zaman geleceksin diye. bazen geç kaldığımda neden geç geldin diye sormuyorlar diye baskı yapmadıklarını söylüyorlar ama ben neden bunu düşünüyorum?

    lisedeyken bilişim teknolojileri okudum. bunu ben istemedim. annem karar verdi. puanım tam olarak ona yetiyormuş. ben tekstil okumak istiyorum demiştim. (en düşük de oydu) annem buna karşı çıktı. sonuç: bilgisayara format atamıyorum. bilgisayarda bir sorun çıktığında ablamı çağırıyorum. ailem beni tanımıyor. beni ablamla aynı kişi olarak görüyorlar belki de. onun yapabileceği şeyleri benim de yapabileceğimi sanıyorlar. yanılıyorlar, yanıldılar.

    moda tasarımcısı olmak istiyordum. izin vermediler. onun için kursa gidebilirmişim. şimdi başka bir bölüm okumalıymışım, meslek edineceğim. türk dili ve edebiyatı okudum. yanlış anlaşılmasın, bölümümü isteyerek seçtim ve isteyerek de okudum. (hâlâ bu bölümün öğrencisiyim ama artık mutsuzum.) yine de bu bölümü okumuş olmak beni meslek sahibi yapmıyor. akademisyen olmak istiyorum ve onlar da bunu istiyorlar ama bunun bir garantisi yok, onlar da bunu biliyorlar. ama işte onların gözünde demek ki moda tasarımcılığı ve akademisyenlik aynı kefede değil.

    model olmak istiyordum. artık yaşım geçti, olamam ama birkaç sene önce olabilirdim. bana hep manken gibisin diyen insanlar buna karşı çıktılar. aslında tam olarak karşı çıkmadılar. bunu söyleyemedim bile. bir de böyle şeyler vardır. söyleyemezsiniz bile, söylemeye gerek de yoktur. cevap açık ve net bellidir. mesela kamp yapmayı çok isterim ama ailem buna şiddetle karşı çıkar. o yüzden hiç sorma gereği bile duymuyorum.

    asla asla asla asla asla istediğim hayatı yaşayamıyorum. özgürce düşüncemi bile dile getiremiyorum. cinsel kimliğimden, siyasi düşüncelerimden, din hakkındaki düşüncelerimden bihaberler. benim kim olduğum konusunda herhangi bir fikirleri yok. kafamın içinde neler olduğunu ve yeteneklerimin sınırlarını bilmiyorlar. onlara göre yeteneklerim ödevlerde kullanılan bir lütuf. kardeşimin öykü yazma ödevi mi var? ona ben yardım etmeliyim. resim ödevi? yine ben. işte, ancak böyle durumlarda kullanılır yetenekler.

    nefret ediyorum. nefret ediyorum. nefret ediyorum. ailemden değil. kendimden. onlara karşı çıkamayacak bir karaktere sahip olmamdan. aciz oluşumdan. güçsüz bir insanım. herkes güçlü olmak zorunda değil. ben de böyleyim işte. ama en azından maddi olarak güçlü olabilsem en azından kendi başıma yaşayabilecek güçte olabilsem belki bir şekilde hayatımı istediğim gibi yaşayabilirim. ama bu gücü elime geçirene kadar yaşlanacağım ve bu durum beni derinden üzüyor.

    ailemi sanırım affedemeyeceğim. bunları yapmama izin vermedikleri için değil, kendi doğrularından başkasını kabul etmeyip beni anlamaya bir an olsun bile çalışmadıkları ve sırf onların çocuğuyum diye onların düşüncelerinin, yaşamlarının, zevklerinin bir uzantısı olmam gerektiğini düşündükleri için.
  • ağzına sıçarlar senin, annenle baban.
    niyetleri bu olmayabilir, ama sıçarlar.
    hatalarıyla doldururlar seni, fazladan
    birkaç da sana has ilave yaparlar.

    ama onların da ağzına sıçılmıştır vaktiyle,
    eski usul şapkalı paltolu aptallar tarafından,
    vakitlerinin yarısını saçma bir ciddiyetle,
    öbür yarısını da gırtlak gırtlağa harcayan.

    insanın insana verdiği yokluktur ancak.
    ve bu kıyı sahanlığı gibi derinleşir gitgide.
    elinden geldiğince kurtul çabucak,
    ve sakın ha çocuk yapayım deme. *

    philip larkin - this be the verse

    * ekşi'den çok önce hafif.org'da yayınlanmıştır bu çeviri.
  • birçok aile "elalem ne der hapishanesi"nin hem yöneticisi hem de gardiyanıdır.
  • daha ilk başta üreme kararı vermeleri yanlıştır.
    orta doğu bataklığında üremeleri ise komple mallıktır.

    seni tanıdıktan sonra, ikinci bir çocuk yapmayı düşünmemeleri ise belki de tek başarılarıdır.
  • sıkıntı ailede değildir. okuduğum okul, yaşadığım semt demiş bir de mal.
    bunların hayatında ne kadar az yön belirleyici olduğunu daha kavrayamadı isen o canım ailene laf atmakla uğraşmadan hayatı kendi başına öğrenip kendin şekillendirmeyi deneyebilirsin. gerçi bu kafa ne kadar basar? bilemeyiz
  • aileye bağımlı kalmanın getirisi sonucunda mahvolan hayatlar silsilesi. onlarınkini de birileri mahvetmiştir illaki. kısır döngüden çıkmak kolay aslında son halkanın bunu anlayıp doğruyu seçmesi ile zincir kırılabilir. anılara tutsak kalmamak lazım. hayatın bir dönemi kayıp olsa da geri kalanı kazanılabilir. doğrusu ben de bir dönem bizimkileri mutsuzluk kaynağım olarak görmüş, yıllarca günlük yazmış, kendimce çıkarımlar yapmıştım ve sonuç olarak onların doğru bildiği bu kadardı. o kadar emek ve sevgiye karşılık yanlış kararlarından dolayı onları yargılamak yanlış olurdu, çünkü bildikleri en doğru ve güzel olan benim için aslında çok da doğru değildi. günümüzdeki ebeveynler de genelde dengeyi tutturamamış, çocuklar inanılmaz şımartılmış ve sorumluluk verilmemiş, sonucunda da tatminsiz, isyankar ve mutsuz. umarım çocuk gelişiminde davranışlarımızda altın oran gibi bir dengeyi yakalayabiliriz ya da aslında ebeveynler her daim bir önceki kuşak olduğundan yeni neslin taleplerini asla karşılayamayacak.
  • içinde bulunduğum durumdur. daha çok peder bey yapmıştır bunu bana. (içimi dökme ihtiyacı hissedeceğim için haddinden fazla, uzun bir enty olacak)
    allah'ın bir günü takdir etmedi, bir kez bile aldığım kararı desteklemedi, hobilerimle ilgilenmedi onları eleştirdi, üniversite hangi bölüm seçeceğime bile karar veriyordu. ilgili entrym: babadan nefret etmek

    bir de kardeşlerim; anne vefat etmiş, peder bey şehir/yurt dışında çalışıyor genelde, evlenebilmek için yadırganmamak için evimizi başka memlekete taşıma kararı aldı, dedim ki: "sizin babanız adam değil onun ipiyle kuyuya inilmez, düzenimizi bozmayalım" ben de üniversite sınavına hazırlanıyorum, zaten bir önceki yıl uğraşmadan, kazanacak puan almışım o yıl dershane takviyesiyle sıkı hazırlanıcam kafaya koydum... beni dinlemediler gittiler, ben de peder beyle kendimi bildiğim bileli pamuk ipliğine bağlı olan ilişkileri kopardım, kardeşlerimi aldı götürdü.

    dershaneye başlamışım, kardeşlerimden ayrı olmak her geçen gün koyuyor, derken büyük birader tutturdu "ben askere gidiyorum, döndüğümde babam/amcam beni evlendirecek" ben: y. kafalı senin baban kendi evlenecek, seninle mi uğraşır?(büyük birader askerden geldikten 4 yıl sonra kendi başına ancak evlenebildi)
    beni dinlemedi diğer henüz reşit olmamış 2 kardeşimi evde tek bırakıp askere gidiyor. (bkz: oç anası hariç) madem öyle dedim dershaneyi bırakıp, kardeşlerine abilik yap...

    peder beyle her gün telefonlarda; tartışma hır gür, kızına baskı uyguluyormuş muşum... bu evin büyüğü reisi bensem disiplin isterim arkadaş, yok eğer reis benim diyorsan otoriteni koy ortaya, evine sahip çık demiştim... (fatih sultan mehmed'in babasına yazdığı mektuptan esinlenmiştim) demez olaydım bunu öne sürerek evlenmesinin gerekliliğini daha çok bahane etmeye başladı.

    derken; bir oldu bitti o ne? eve bir kadın gelmiş... annemin yerinde başka bir kadın dolanıp duruyor, o gün anladım annemin öldüğünü, yoksa annemin öldüğünü kabullenemiyordum ve annem öldü diye o gün ağladım, cenazesinde ağlayamayan ben. üniversite sınavını falan da boşlamıştım zaten disiplinden kopmuşum. üniversite sınavına girdim, sonra peder bey bir kır domuzu ile evlendi, biraz tatil yapıcam bahanesiyle kaçtım gittim memleketime, üniversite sonuçlarım tahmin ettiğim gibi berbattı. yine peder beyin otoritesine karşı çıkarak, onun karısına bekçilik yapmaktansa memleketimden gelsin neresi gelirse gelsin diye kıytırık tercih yaptım ve oraya yerleştim. peder yine onu dinlemedim diye bana "s. git nereye gidersen git" dedi, vurdum kapıyı çıktım ...

    hayatımdaki o çalkantılı dönemi atlattım, üvey anneye dayanamayan kardeşlerim bir bir yanıma geldi, ben de hedefime ulaştım ama içimde hep bir ukte kaldı, peder beyin çaldığı, biraderin yangına körükle gittiği o günler olmasa nolurdu? amacıma daha önce ulaşmış olur hayatımdan 5-6 yıl çalınmış olmazdı belki de... peder bey henüz tanımadığım, onun çocuğu olduğundan şüphe duyduğum 2 üvey kardeş peydahlamış, demişlerdi ki: baban ağır hasta gel gör, yok dedim arkadaşımın düğünü var oraya gitmem gerekiyor (swh)
    o günler ölmedi ama iyi ki gömdük de hayatımda çıban gibi duran bu zattan kurtuldum.
  • e bir hikayede biz bırakalım bu başlığa.

    chapter 1 - sanatçı ruhlu genç

    daha küçük bir çocuğum. resime ve tiyatroya inanılmaz bir yeteneğim vardı. en azından öyle olduğuna inanıyordum çünkü her müsamerede başrol bendim. her hafta resim dersi panosunda haftanın en güzel resmi köşesinde benim resmim vardı. aileme ve çevreme ben tiyatrocu olacağım dediğimde onlardan bir bok olmaz açlıktan ölüyorlar vs. tepkiler aldım. hevesim hep kursağımda kaldı. başlamadan bitti sanat kariyerim.

    chapter 2 - sen hukukçu olacaksın

    gel zaman git zaman büyüdüm. tüm derslerimde başarılıydım. okulu hep sevdim. bu seferde mühendis olacağımı, matematik ve fiziğim çok iyi olduğu için mf seçeceğimi söyledim. babam karşı çıktı. olmaz öyle annen baban mühendis sen hukuk okuyacaksın dedi. ne alakaysa. sırf o dönemde bana surat yaptığı ve konuşmadığı için ya lanet olsun diyip tm seçtim. evet yine karşı gelemedim ona. istediğim şeyi yapamadığım için okulu iyice boşlamış ve sürükleniyordum bilinçsizce. geldi çattı üniversite sınavı. girdik sınava neyse ortalama bir puan aldım ama hukuka asla yetmiyor. tercih dönemi de babamın surat yapmasıyla geçti. baba ben tercih yapmayacağım istemediğim bir bölüme gidip puanımın kesilmesini istemiyorum ve seneye tekrar hazırlanacağım dedim. demez olaydım. kıyamet koptu evde sene kaybetmeyeceksin diye. yaptık tercihi ve vasat bir iibf bölümüne yerleştim eskişehir ilimizde. dedim ya okulu seviyordum bari bugüne kadar geldik şimdi elimizdekine sarılalım dedim ve eşşekler gibi çalışıp derece yaptım akademide kalmayı da kafama koyarak. o tempoyla dili de aradan çıkardım. ha neye yaradı yüksek lisansa aynı yıl kabul edildim. babam hala beni yönlendirmeye çalışıyor ve ben hala karşı gelemiyordum.

    chapter 3 - başkaldıran finansçı

    ve ipin koptuğu an. artık babamın baskısına dayanamadım ve istediği şeyi (masterı tamamlayıp yanına dönüp hayata devam etmek) yapmayacağımı eskişehir'de mutlu olduğumu ve akademik kariyerime burada devam etmek istediğimi söyledim. telefondan işitmediğim hakaret kalmadı. sen adam olmazsınlar siktir ol gitler eve bir daha gelme demeler para vermemekle tehdit etmeler... tamam baba diyebildim yutkunarak ama ben asla geri adım atmayacağım. ne düşünüyorsan düşün ben senin başka insanlara kendini kanıtlama projen değilim. bitti ilişkimiz. işte bir baba oğlunun hayatını 3 parçada nasıl mahveder gördünüz.

    ha bu da dert mi mahvetmek mi diyeceksiniz. herkesin derdi kendine napalım. uzun oldu farkındayım. ama genç arkadaşlara şunu diyebilirim ki isyan edin, kabul etmeyin kendi benliğinizi ezdirmeyin. çünkü bu hayat sizlerin. yapmak istediğinizi yapın.

    tanım: hayatına yön vermek açısından ilk defa gerçekten mutlu, kendi istediklerini yapan isimsiz korkuların yaşadığı olaydır.