şükela:  tümü | bugün soru sor
2 entry daha
  • çocukken halk kütüphanesi vardı oturduğumız semtte. aramızda bayağı bi mesafe olmasına rağmen yürüyerek oraya gider, kitap alırdım. böyle epey eprimiş, yaprakları sararmış, arkasına kütüphanenin kaydının yazılı olduğu karton yapıştırılmış, hemen hemen hepsi aynı renk ciltlenmiş ama içlerinde binbir macera, hikaye, ufuk barındıran kitaplar. meftunluğumun temelleri orada atıldı sanırım. beni de o birbirinin aynı ciltlerden biriyle kaplayıp bi rafa koysunlar, ömrümü orada geçireyim... öyle bi aitlik duygusu! kitabı teslim tarihi de hatırladığım kadarıyla en fazla bi hafta olurdu. okuyamadıysan bi hafta daha uzatma hakkın vardı. yalar yutar, yeni maceralara dalmak için koşa koşa kütüphaneye giderdim. sonra ne olduysa o kütüphaneler birer birer mahallelerden kayboldu. hoş, kimse birbirini ezmiyordu izdihamdan. o yüzden n'oldu diye soran olmadı pek. öylece kaybolup gittiler. hatta bende iki kitap kalmıştı teslim edemediğim için yıllarca suç unsuru olarak gördüğüm. çok ağır gelmişti lekesiz-budala ruhuma, kendimi vatan haini hissetmiştim epey bi süre.
    sonra yine sayısı az olan kitap-kırtasiye (bu da sevdalısı olduğum ayrı bir konudur ki...renkli ataşlar, kokulu silgiler, bembeyaz sayfalarına yazmak için yanıp tutuştuğum defterler.. oooff!) dükkanlarından birine dadandım. taksitle kitap veren, üstelik bunu sadece çocuk yaştaki birinin sözüne ve harçlığına güvenerek yapan dünya iyisi amcalar vardı o zamanlar. işte kitaplığımın ilk ciltlerinde o amcanın şimdiki dünyada bi anlam veremediğimiz, "allah allah..niye ki!!" diye altında çapanoğlu aradığımız desteği yatar. kendi kitaplarım oluyor olması ne büyük mutluluktu allahım!! hemen eve gidince onları şeffaf naylonla kaplar, ilk sayfasına adımı ve aldığım tarihi yazardım. şeffaf naylon, çünkü cilt görünmeli! hâlâ ilk sayfaya tarih atarım ama kaplamayı bırakalı çok oldu. hatta daha geçenlerde birinin naylonunu söktüm de bana minnettar kalmış gibi baktı. öyle ya zaten ömrü rafta geçiyor bi de bulanık bakması ne ola ki!
    böyle böyle daha ilkokul bitmeden mark twainler, jules verneler, ortaokul bitmeden bütün rus klasikleri külliyatı, jack londonlar, john steinbeckler....(anladın sen onu, devrimci bilinç gelişmekte..)
    fakir baykurt ve yaşar kemal'i tanıyınca kendi yaşadığım ülkenin, etrafımda dönen dünyadan çok farklı tarafları olduğu gerçeği, (basmakalıp olsa da) "tokat gibi çarptı" yüzüme! aydınlanma! işte o zaman kaliforniya'daki çiftçilere, rusya'daki proletaryaya üzülmeyi bırakıp, adını ve plaka numarasından başka bi şeyini bilmediğimiz her şeyiyle bize uzak şehirlerde ve köylerde yaşayan, güçlü tarafından ezilen, sömürülen marabalara, ırgatlara üzülmeye başladım. köylerde çok farklı anlayışlar, kültürler ve yaşantılar vardı. çok, çok garipti! gerçek olamayacak kadar garip dengelerle oluşmuş kabullenmişlikler yaşanıyordu oralarda. vay anasınaydı!! lise olduğumda zaten "yaşasın halkların kardeşliği" kıvamına gelmiştim.

    sonra kitaplar..kitaplar boyu oluşan başka dünyalar, evrenler...hiç tanımadığın ülkelerde, hiç tanımadığın insanların gözüyle dünyayı görmeler (bu noktada vascencelos ve marquez kafalarını uzatır)..ruhun zenginleşmesi.. değişen şartlarla hayata bakışın olgunlaşması, hayat algısının çeşitlenmesi, böylece kişisel (ama birbirinden sancılı) değişimlerin kaçınılmaz oluşu...
    hep ve her zaman yoldaşlık eden kitaplar!

    toplum bize hep mükemmel olmayı dayatıyor. bi adım önde olmayı. değilsen yaptığın değersizleştiriliyor. hep bi yapman gerekenler listesi oluyor önünde, hiç bi zaman yetişemediğin, büyüdükçe yeni şıkların eklendiği, tik attıklarının atılmamışa oranı zavallı kalan bi liste.

    bu hikayeyi baştan sona okuyan ve rakiplerinin starttan hemen sonra sabır yarışını terkettiği bir allahın kulu varsa düşüp bayılmadan önce şunu demek isterim ki,
    işte şerafettin bey'in güzel tanımlaması "tohum"ların bünyede nası filizlenip boy attığının,git gide gelişip ululaştığının hikayesidir bu.

    "dünyanın duyduğu hikayeler değişirse dünya değişir"
    belki dünyayı değiştirecek hikaye yazıldı, biz henüz okumadık ya da henüz yazılmadı o yüzden böyle...

    geçmiş olsun!
3 entry daha