şükela:  tümü | bugün
  • bir diğer açıdan bakacak olursak: evrendeki bir güzellik olarak kitap okumak.
  • "kırlar kitaplarda, gerçekte olduğundan daha yeşillerdir"

    fernando pessoa
  • tartışmaya açık bir konudur. yeterince okumadığından şikayet edilen bir toplumda yüksek sesle söylenmesi sakıncalıdır. öyle gidip herhangi bir kitap tezgahından, üstünkörü göz atıp kitap seçmez evrendeki güzellikleri ıskalama ihtimalini doğuracak kadar okuyan okur. "kayıp zaman izinde albertine kayıp" romanı benim için de bir çıkmaz, yazarla o konuda yaklaşık olarak hemfikirim. (ben o kitabın seviyesine gelememişim)ama, aması var "evrendeki güzellikleri" tespit edecek, tadını alabilecek kıvama gelmesi için insanın görsel, işitsel, edebi yönden kendini geliştirmesi gelir. ne kadar çok kitabım oldu, gaza bastım bu yıl bin kitap hedefledim gibi bir tarzla, evrendeki güzellikler bir yana, edebiyatı ıskalar, tarihi, coğrafyayı, dönemin koşullarını, karakterleri bile ıskalar insan. kitap okumanın keyfi vardır. bu keyfi almak ve okuduğundan faydalanmak için bile insanın beynini geliştirmesi gerekir. öyle her bestseller diye sunulanı, filmlerde kenarından kapağı gösterilen kitapları filan okumayın boş boş. insanın ana dilinde bile okuyacağı kitapları kendi seviyesine uygun seçmesi gerekir, anadilde "stage"inizi belirleyin, yükseltin, evrendeki güzelliklerin ihtişamı artsın.
  • (bkz: fırsat maliyeti)

    aslında bu yaklaşım, söz konusu başlığın lafzıyla değil, ruhuyla değerlendirilmeli. konu içeriği spesifik anlamda "kitap" olarak belirlenince gündeme oturuyor. fakat temelde "hayatın nasıl yaşanması gerektiği," konusu besleyici kaynak.

    "kitap okumak" gibi kimlik inşası ve kişisel isnada vücut veren konularda, aykırı yaklaşımların en azından "değerlendirilebilir" olması, son dönemlerin yükselen anlayışı alanında oscar ödülüne aday olmasını sağlıyor.

    sosyal medyanın da etkisiyle zihinlerdeki rekabet ve farkındalık algısınının artmasıyla, her anı dolu dolu gelişimle geçirmenin yanında, "en yüksek verimi nasıl alırım," düşüncesi bonus olarak geliyor. emek-sonuç ilişkisini en avantajlı hale getirmeye çalışmak, kişinin kendisini bir nevi kurumsal şirket gibi yönetmesine sebep oluyor.

    fırsat maliyeti konusunun hayat bazında kayda değer ölçüde önemsenmeye başladığı bir gerçek. zaten kişinin kendisi üzerinde kontrol çabasının artması, diken üstünde bir yaşam ve huzursuzluk getirebiliyor. bunun giderek yaygınlaşacağını düşünüyorum. o nedenle meditasyon tarzı yaklaşımlar da buna paralel olarak artacaktır. kişinin kendini yakalaması ve gerçekleştirmesinde uygulanacak metotların doğruluğundan ziyade, bu yöndeki eğilimlerin artması bu konuda yeterli. ne var ki bu tür eğilimler de, kişinin kendisini gerçek anlamda dinleyebilmesi ve keşfedebilmesi odaklı olmak yerine, yine somut hayattaki verimini artırmaya yönelik olarak uygulanıyor. gerçek anlamda tatminkar yaşam farkındalığı yine gelişmiyor.

    konu temelini farzladıktan sonra esas noktaya gelirsek, evrendeki güzellikler, yani kitap okuma dışında geri kalan her şey, yanıltıcı bir anlatım. çünkü "kitap okumak" gibi belirli bir eylemden sonra, belirsiz, sonsuz bir alternatifin üstünlüğü ima ediliyor. ancak aslında sunulan alternatif o kadar da belirsiz değil. zira tamamıyla yaşamın geri kalanına hakim ve süper güçleriyle tüm alternatiflere erişebilecek bir zaman ve mekan düzleminde değiliz. en önemlisi bir düzen ve sistem içerisinde yaşıyoruz.

    bunun da ötesinde, hayata nasıl yaklaşmalı? epikuros gibi haz odaklı bir yaklaşımı ön kabul alırsak (ki bana göre yanlış değil; başlığın amacıyla da uyuşuyor), öncelikle nitelikli hazların belirlenmesi lazım. mesela hedonist olacağım derken, illüzyona uğramış hayat beklentilerine ulaşma hırsıyla, tam performans fayda odaklı yaklaşımı benimseyen insanlar var. sözlük'te de var bunlardan. hafif sıyırmışlığı fark edebiliyorsun. tamamıyla rekabet havasında yaşıyorlar, bildiğin arenada gladyatör gibiler. sonradan sonraya bu işin kendisini motivasyon belliyorlar. inanılmaz bir ruh hali.

    örneğin son zamanlarda her gün 1-2 satranç maçı yapıyorum internetten. toplam 1 saate yakın vakit alabiliyor. şimdi bu satranca harcadığım vakit nasıl düşünülmeli? hayatın içindeki hedef-haz-amaç-anlam-fayda gibi etkenleriyle beraber topluca bir değerlendirmede nasıl bir konuma oturtulmalı? aslında kitap okumak konusu da aynı bağlamda. kitabın içeriği, öğrettikleri, sağladığı somut gelişim ve manevi tatminlik gibi boyutlara hiç girmedim dikkat edin. konunun asıl patlak verdiğini düşündüğüm nokta açısından değerlendirdim sadece.

    bütün bunların cevabını vermek zor. fakat hayatı ve tatminlikleri belirli düzlemlere indirgemek doğru değil. estetik bir vücudun olur, insanların bakışlarından haz alırsın. beraber saçmalayabildiğin arkadaşlarını eve çağırıp amuda kalkma yarışması yaparsın, haz alırsın. ekşi sözlük'teki kolektif ruh hoşuna gider, takılmaktan haz alırsın. odanda akademik çalışmalara gömülürsün, yine haz alırsın. kısacası fırsat maliyetini hayatın her alanında işletmeye çalışmak pek sağlıklı bir ruh hali değil.

    eylemin kendisine bakınca, kitap okumak, hafif sikletleri çıkarırsan içeriktir, öğrenmektir. hayatın geri kalanına göre daha derin olabilir. bunu gereksiz düzeyde kitap romantizmi yapmak için söyleyenler de var ama buradaki asıl kastım kitap değil, bir şeylerin etraflıca öğrenilmesi, keşfedilmesi, düşünsel farkındalığa kavuşulması. bir arkadaşınla da kitap okur gibi konuşabilirsin. belki daha fazla fayda ve haz alabilirsin. ama kitabı kitap yapan, "kitap" kalıbı olmamalı. "o yaprakların kokusu var ya," hiç olmamalı. düşünür bir yazar var, adam bunun içinde, ifade ettiği bir şeyler var," sadeliği ve akılcılığıyla yaklaşılmalı.

    kitap okuyunca hayatı kenara atıp triplere girmek, diğer güzellikleri ve farkındalıkları peşinen yok saymak, ne kadar romantik bir bağnazlıksa; hayatın tamamen somutuna, faydacılığına, fırsat maliyetine yüksek ölçüde odaklanmak, araba alırken fiyat-performans hesaplar gibi yaşamak da bir o kadar hastalıklı yaklaşım.
  • hayatın tadını cumali ceber izlemek sanan kişi beyanı. ben öyle hayatın da zevkin de amk af edersiniz.
  • hayatın bir kez verilen bir hediye olup olmadığını bilmiyoruz.

    ayrıca kitap okumak o ağaçların ve cıvıltılı kuşların adlarını ve özelliklerini bilmek, o yeni yüzlerin ne tür insanlar olduğunu daha hızlı anlamak, sevgiline o gökyüzündeki yıldızın ne olduğunu söyleyebilmek anlamına geliyor. o filmler de* kitap okuyan insanlar tarafından yazılıyor*.

    zaten çok fazla okuyan kalmadı, çok fazla "dostoyevski" yok yani. bu da fazla geliyorsa o zaman kitap yakanlar distopyası fahrenheit 451'i tavsiye ederim, fakat evet, ne yazık ki o da bir kitap.*

    ps: herkes istediği gibi yaşasın, kimse de yargılamasın kimseyi.
  • yahu sevgili yazarımız daha önce de böyle bir başlık açmıştı. bildiğin okuyan, belki de yazan birisi. ironi yapıyor, sonra herkes atlayıp linç etmeye çalışıyor. bir alemsiniz vallahi.
  • kitap okumak başlı başına evrenin en güzel şeylerinden biri zaten. bir dostoyevski romanında bir yandan st. petersburg sokaklarında dolanırken diğer yandan insana ve insanlığa dair sorgulamalara tanık olursunuz. kitap okumak, sayfalar aracılığıyla dünyaya açılmaktır.