şükela:  tümü | bugün
  • toprağı bol olsun milli romancımız reşat nuri güntekin, bir yazısında kitap okuma meselesine şöyle bir değiniyor: ““niye kitap okumuyorlar??” demek, “niye piyano çalmıyorlar??” demek gibi bir şeydir.. kafayı kitap okumaya alıştırmak, parmakları piyano çalmaya alıştırmaktan kolay değildir.. ona göre yetişmek, ona göre hazırlanmak lâzım gelirdi.. okumak, bir kitaptan alınan elemanlarla, kendine manevî bir dünya yapmak, onun içinde tek başına yaşayabilmek demektir.. bu, ta çocukluktan başlayan uzun alışkanlıklar ve egzersizler neticesidir..”

    üstad biraz abartmış bence.. okumayanlar hatayı ana-babalarında arasınlar demeyeceğim canlar.. işaret etmek istediğim nokta bambaşka.. kitap okumak bu memlekette ciddi bir mesele çünkü.. okumuyoruz.. sadece kitap değil hiçbir şey okumuyoruz.. ne gazete, ne blog, ne entry.. sms okuyan, okumaktan keyif alan, üstüne bir de cevap yazan hanımkızceğizleri tenzih ederim..

    ülkemizde kitaba karşı ilgisizliğin sebepleri üzerinde pek çok kez durulmuş ve bu konuda ayrıntılı bir şeyler yayınlanmış.. yapılan türlü türlü çalışmalarda ortaya çıkan netice, türk toplumunda okuma alışkanlığının bulunmayışı gibi bir genelleme.. yokmuş yani.. “hadi ya!!” dedim.. rakamlara güvenen insanım ben, bilime ısrarla inanan bir tarafım var.. o bakımdan istatistik müessesesine ciddi bir sempatim olduğunu söyleyebilirim.. istatistiklere baktım.. baktım ki istatistiklerde bu alışkanlık % 3 civarında.. bence onların koca bir kısmı da esasen meslek icâbı, yani işi münasebetiyle okumak zorunda olduğu gibi bir hâl, bir tavır içerisinde.. gazete satışlarının nüfus oranına göre çok düşük kaldığı ülkemizde kişi başına düşen köşe yazarı sayısı, kişi başına düşen berber sayısıyla rekabet edebilir seviyede.. arada 'şu çılgın türkler' gibi, bilmem ne gibi öyle otuz bin, elli bin, yüz bin falan satış yapan moda kitapların da işin doğrusu satıldığı nispette okunduğunu düşünmüyorum.. isim vermekten pek hazzetmediğim için ismini saklı tuttuğum kitapları çok satan bir yazar için, “kitapları en çok satan fakat en az okunan yazar” denmesi, ince bir ayardır canlar, ironinin ta kendisidir.. kitap okuma, şiir okuma, entry okuma, bir şey okuma bir alışkanlık işi, bir kültür meselesi değil mi?? vakitsizlikten yahut iş yoğunluğundan bahsederek okuyamadıklarını ileri sürenlerin, günde kaç saatini yerli dizilere ayırdığını bir hesap etsek mesela.. her neyse öyle herkese bok atıp “ben okuyorum, çok okuyorum, kültürlüyüm, sözlük bayanlarına kültürümü aktarmak için yanıp tutuşuyorum, selam ediyorum..” demek istemiyorum.. zaten bendeniz de bir kitap değerlendirmesi yazıp koymamışım şu sözlüğe, ama ha babam yazmışım dizilere şakalı makalı..

    neden böyleyiz biz?? cevabı yapıştırayım: “güzele bakmak sevaptır!!” değil midir?? görselliğin ön plana çıkarak okumayı olumsuz etkilediği bir gerçek.. ‘aşk-ı memnu’ adlı yerli dizi için akşamları iki saatimizi televizyon başında harcamamızın sebebi ‘beren saat’ değil mi, ‘hazal kaya’ değil mi?? çok güzeller ve seyrettiriyorlar kendilerini.. romanda o kadar güzel değiller halbuki.. ‘halit ziya uşaklıgil’ üstad ne kadar uğraşırsa uğraşsın romanın bihter'i o mini etekli, o dekolteli beren saat kadar başarılı olamıyor bu millet üzerinde, işleyemiyor ta içine.. fakat dünyada televizyon alışkanlığı olan tek ülke de biz değiliz.. ama biz bir garibiz doğrusu.. örnekleyeyim de tam olsun: biz, yer altından giden ve monoton bir manzaraya sahip metroda dışarıyı seyretmeyi yeğlediğimize göre, taksim – 4. levent metrosunda hologramlı reklam verilebilindiğine göre karanlık duvarlara belki de ‘görsel zekâ’ya sahip bir milletiz!! ‘hürriyet’ alınca şöyle bir çevirip en arka sayfaya bakıveriyor herkes..

    kafama takılan böyle bir memlekette kitap korsancılığının nasıl bu kadar gelişmiş olduğu.. basmıyor lan kafam.. korsana karşıyım o ayrı..

    çatmak istemiyorum kimseye ama gelmiş geçmiş münevverlerimize de, çağdaş romantik yazarlarımıza da, ipten kazıktan kurtulmuş gibi entry giren sözlükçü kardeşlerime de bir çift lafım var.. bir ara söylerim..
  • yemek yememek gibidir. nasıl ki yemek yemeyen bireyin midesi zaman geçtikce küçülür, küçülür, küçülür ve akabinde zorlasan da fazla bi' şey alamaz hale gelir, kitap okumayan bireyler de böyledir; beyinleri gittikçe küçülür, küçülür, küçülür, sonra okusa da o küçük beyine hiçbir şey girmez. kitaplardan edinecekleri bilgileri mahalle arkadaşlarından, kahve arkadaşlarından, gazetelerin magazin köşelerinden öğrenirler. sonra matah bir şey yapmışlar gibi kitap okumuyorum eksikliğini hissetmiyorum derler. ayıptır. evet.
  • kesinlikle
    (bkz: kadınları itici yapan detaylar) ve (bkz: erkekleri itici yapan detaylar)dan biridir. belki de birincisi.
  • ciddi anlamda beyin fonksiyonlarına etki ettiğini düşünüyorum ben bu eylemin.
    ne zaman bir sebepten kitaplarla aram soğusa, okumaya ara versem algılarım zayıflıyor, anlama kabiliyetim yavaşlıyor. konuşmakta, farklı kelimeleri bulmakta ve hatta yabancı dilleri konuşmakta, kelimelerini hatırlamada da sıkıntı yaşıyorum. sanki beynimin bir kısmı grevdeymiş gibi bir his veriyor.
    bir de bunu hayat boyu yaşayanlar var, yazık.
  • yıllar önce ayarı verilmiş eylem, eylemsizlik.

    "kitap okumayan bir insanın, kitap okuyamayan bir insana karşı hiç bir üstünlüğü yoktur."

    m. twain
  • zamanında bir kaç kitap okumamış olmanın acısı, ferdi ve içtimai hayatta kendini doğru, net ve 'tam olarak' ifade edecek cümleleri kuramama sancısıyla kronikleşir. her insan, kendi anadilinde derdini anlatabilecek kadar kitap okumuş olmalı. eşlerden işlere kadar kurulan bir çok diyalogda doğru frekansı tutturamamanın altında hep bu "hiç kitap okumamış"lık vardır.
  • bizim milletimizde şaşırılmaması gereken bir durumdur. zira bizde gazeteci(!) olup da "yediye yakın gazete kurdum, çoğunu sattık ama hala yaşıyorlar" deyip de hayatı boyunca "hiç" kitap okumadığını rahatlıkla dile getirenler de var. kuran-ı kerim hariç tabi. hem de başbakan imzalı. (bkz: mehmet ali ılıcak) (bkz: kutsal kitap imzalayan başbakan)

    ilk gördüğümde gözlerim yuvalarından fırlayacak sandım. oha lan, şimdi bu adam gazeteci, yani iyi kötü fark etmez okumuştur bir şeyler dedim. bizim evde bile üç ayrı kütüphane var yahu! ama sonra dedim, ilahi yürüyen çaydanlık bunlara şaşırma artık.

    çok üzülüyorum sözlük çok, öyle böyle değil.
  • görme özürlü insanlar bile kitaplardaki bilgilere ulasabilmek için kendilerine özgü metodlar gelistirmisken, görebilen arkadaslarin bu durumdan faydalanmamalari durumu.
    gercekten düsündürücü ve mantik disi bi eylem
  • kitap okumamaktan daha beter olan bir şey varsa o da kitap satın alıp alıp okumamaktır.
  • "neden başka insanın bana dayatacağı yalanları okuyayım" anlayışı gibi saçma sapan anlayışlara sahip olarak bunu yapan ve bir üstünlük göstergesi gibi sunan insanların da yaptığı eylem.