şükela:  tümü | bugün
  • anlaşılmaz diyorum çünkü ben de anlayamadım. sanırım öyle bir ayar verdim ki, verdiğim ayar benim sınırlarımı aştı. 2 saattir düşünüyorum, verdiğim ayarı hala çözebilmiş değilim.
    otobüs mola yerlerinden birindeydim, cevad çelebi gibi gezerken bir kitapçı gördüm. genelde otobüs mola yerlerindeki klasikler alter yayınlarına ait olduğu için, alter yayınlarının da çevirileri lise dönem ödevlerine benzediği için, türk yazarlarını aldım merceğe. çelik bakışlarımla kişisel gelişim kitapları inceleyenlerin arasında onları küçümseyen bir tavır takınarak size acıyorum, çünkü ben çok okuyorum amına koyduklarım subliminal mimikleriyle küçük küçük yürüyordum. en son geldiğim yerde raflarda kitaplar, rafın başında da entelektüelvari bir adam gördüm. adam tam da bir "kitapçı" gibi bakıyordu.
    raflarda kol gezerken emrah serbes'in deliduman kitabına rastladım. ne zamandan beri de aklımdaydı o kitabı almak. entelektüelvari adam beni kötü kötü kesip duruyor. ne derdi varsa benimle? bu kitap satan adamların çoğu böyle. sen ne biliyon la sikik der gibi bakıyorlar insanın suratına. bilmediği 2 tane yazar duyduklarında da biliyor gibi yapmıyorlar mı? dalyarak bunlar bence. ne bileyim bir birikmişlik mi var, yoksa işsizliğimden mi bilmiyorum, kuruldum adama. uğraşacam herifle kafaya koydum. zaten canım da sıkkın. bir de öyle bir sıkkınlık ki, taşra aydını varoluş bunalımı gibi bir şey. götüme rahat mı batıyor nedir? 24 yaşında çiçeği burnunda, harika bir beyim halbuki. neyse. otobüsün kalkmasına da daha var. sen dur dedim amına. sen dur. sana merhamet etmeyeceğim. işte savaşım orada başladı alicenap dostlarım.
    yavaş yavaş kitabın arka kapağını okumaya başladım. yüzümde bir kitabın arka kapağını okuyan bir insanın dünyayı kurtarmak üzere olan ciddiyeti var. evet bunu herkes yapıyor. ben neden yapmayım? hoşuma da gidiyor bir yandan bu tavır. derken kitabın etiketini gördüm. kitap korsan değil. 24 lira yazıyor etikette. adama dost gibi değil, düşman gibi de değil, patron gibi hesap soran bir tavırla dönerek;
    "bunun korsanı var mı elinde?" diye sordum. ne dedi bana?
    "hırsıza benzer bir halimiz mi var?" dedi.
    evet aynen böyle söyledi. yani aramızdaki soğuk savaşın bittiğinin resmiyetini iki dudağının arasından dökerek ilk kurşunu o sıktı. çok yanlış bir orduya yaptı bunu tabi. öyle bir orduya savaş açtı ki, büyük yenilgiler alarak daha da büyümüş bir orduydu bu! evet kendimi gaza getiriyordum. cepheye asker sürmenin vakti geldi öyleyse, ona merhamet etmeyecektim.
    + anlamadım?
    - hırsıza benzer bir halimiz mi var dedim.
    + ne alakası var?
    - korsan kitap satmıyoruz biz.
    + bu kitabın yazarı da korsan kitaplarla büyümüş bir adam. arayın polisi içeri atsınlar o zaman adamı.
    - nasıl yani?
    + emrah serbes'i tanıyor musun?
    - ne fark eder?
    aha. şşşş. saldırını geri püskürttüm bebe. şimdi ordularıma ölmeyi emrediyorum. allah allah nidalarıyla süngülerimi kuşandım üzerine geliyorum.
    + çok şey fark eder, çok şey.(müthiş bir ciddiyet)
    - peki emrah serbestt korsan kitaplarla büyümüş olabilir. diğer yazarların bunda suçu ne?
    ooouuuuvvvv. güzel toparlanma.
    + nasıl bir suçtan bahsediyorsun?
    geliyorum oğlum, seni denize dökeceğim.
    - mesela, (bir kitap arar, bulur. hangi yazar? elif şafak! elif şafak. emrah serbestt korsan kitaplarla büyüdü diye elif şafağın suçu ne?
    oouuuvvvvvv. küçük direnişler.
    + bak sana bunla ilgili bir şey anlatayım;
    - dinliyorum.
    ağaca sormuşlar; en çok neyden korkarsın demişler. ağaç "balta" demiş. soranlar şaşırmış tabi. e şaşırmamak mümkün mü? yangın var hepinizi yakar, sel var boğulursunuz, keçi var, fidelerinizi yer, neden balta eyyyyy ağaç demişler. ağaç ne demiş biliyor musun?
    - ne demiş?
    + kökü benden de ondan demiş...
    şimdi arkadaşlar benim çözemediğim nokta burası. güzel ayar verdim biliyorum. ordularıma taarruz emri verirken hırsımdan aklım başımdan gitti. düşmanı denize döktük dökmesine, kitapçı ciddi anlamda, abartmıyorum arkadaşlar, perişan oldu. kafasını yere eğdi, gözleri dolu doluydu. baktım ağladı ağlayacak, "gel şu kitabı 20 yap hacım" dedim. derinden derinden hıçkırıyor, "olmaz" diyordu. "son fiyat 22 olur" derken sesi çatallanıyor, ağzının sağından salya akıyordu. baktım içli içli dudak ısırıyor "tamam" dedim. "al şu 20 senin olsun, kitap da benim." olmaz diyor, başka bir şey demiyordu. üflesem yıkılacak bir halde, savunma mekanizması çökmüştü. derin nefesler alırken diyaframı tökezliyor, gözleri sola sola kayıyordu. baktım böyle olmayacak; düşmanı denize şu cümlelerle döktük;
    "bir ağaçtan bir milyon kibrit çıkar, bir kibrit bir milyon ağacı yakar"
    tabi böylelikle kafam iyice karıştı. kibrit kim, ağaç kim, sel neyi metaforluyor, yangınla ne anlatmak istedim, hikayeden çıkarılacak dersler ne, hepsi birbirine girdi. biri beni aydınlatırsa çok sevinirim.
    kitabı alamadım bu arada. 20 yapmadı pezevenk. savaşı meydanda kazanıp masada kaybettik. ama olsun, napalım?
  • ''cool story hocam ama bu şekilde son şukuyu emrah serbes aldı'' dediğim mini hikayeci olma çabası. gözlerinden öper ebeveynlerine selam ederim. ayrıca ''up''ladım, bu da benden sana bir kıyak olsun.
  • güzel başlamış ama sonu aceleye getirilmiş ayar. bilgisayar sırası diğer kardeşe geldiğinden olsa gerek öyle bir tamamlanmamışlık haliyle kalakalmış. hani mahalle maçında öndeyken babanın eve gelmesi ve yemeğe çağrılmaktan kaynaklı hükmen berabere kalmak gibi işte. öylesi bir ikindi sonrası. öylesi bir burukluk.
  • meğerse kitapçı emrah serbes'miş!
  • gayet alicenap bir ayardır. bunun up up up'la bir alakası yok, bu gerçekten böyle.
  • anlaşılmaz olsa da gece gece yarmıştır
  • özet olarak; adam kitabı alamamış.