şükela:  tümü | bugün
  • mühendislikten istifa edilip, askerlik sonrası yaşanılması düşünülen hayat tarzını yaşayan kişi.
  • git gide zincir hipermarketlere benzemeye ba$layan dükkanlar..
  • (bkz: kitap calmak)
  • eğer akılda belli bir yazar ya da tür varken gidilirse "onu da alayım.", "dur şu da varmış" derken insanın aklını başından alan herşeyden isteyen yaramaz çocuklara çeviren ve içinde olmak istediğiniz tüm dünyaları barındıran büyülü mekan.

    günümüz kitapçılarının kiyafetlere bakarmış edasıyla dolaşılan alelade dükkanlar haline gelmesi ne yazık.

    (bkz: şekerci dükkanı)
    (bkz: oyuncakci)

    willow **: i feel like a witch in a magic shop.
  • diğer bütün mekanlardan değişik bir havası olan, insanı da o havaya sokan yerdir.

    bir kere kitapçılarda zaman kesinlikle normalden daha yavaş akar. kitaplar arasında dolaşan insanlar daha yavaş yürür, kitaplara tosbağa hızında uzanır, sayfaları da bu hızda çevirirler. çalan müzikler de alışveriş edilen diğer dükkanların aksine yapyavaştır. hiçbir kitapçı görmedim ki içerisinde serdar ortaç'ın "dansöz"ü ya da sezen aksu'nun "seni yerler"i çalsın.

    ayrıca herkesin suratında bir bilgiçlik ifadesi, "dünyayı yalayıp yuttum ben. yanaşma ezerim." tavrı vardır. insanlar evlerinde hunharca yatağın üzerine attıkları, çay tabağı niyetine kullandıkları kitaplara m.ö. 300 yılından kalma vazo muamelesi yapar, anlamsız bir şefkat gösterirler. halbuki sen o kitabı tüm gücünle çekiştirsen bile o kitap büyük ihtimalle yırtılmaz, üzerinde zıplamadığın müddetçe yere düşse de bir şey olmaz.

    sanırım insanın bilinçaltındaki "ulan şimdi bizi kitaptan anlamıyor sanmasınlar, ezilmeyeyim." düşüncesi bütün bunların kaynağıdır. insan ister istemez böyle düşünür, havaya girer ve istisnasız herkes yukarıda söylediğim davranışları sergiler. bunun en güzel örneğini bugün kendimde gördüm. kitapçıdayken bir an kendime dışarıdan baktım ve gördüm ki her daim çok rahat bir insan olan, saatte 30.6 km hızla yürüyen, yemeğini ortalama 8.7 dakikada bitiren (küsüratlı rakam vereyim de salladığım anlaşılmasın), kitapları yer yer kıçımı sıcak tutmak için, yer yerse rulo yapıp adam dövmek için kullanan ben, bu davranışları aynen sergiliyorum.
    işte o an dedim ki "oğlum polyester, buralar sana göre değilmiş de anlamamışsın. hadi ikile bakiyim". elimdeki kitabı (pek tabii tosbağavari tavırlarla) yerine koydum, kafamda bu düşüncelerle oradan yavaşça uzaklaştım...
  • dokuzuncu nesil çaylak.
  • artık neredeyse bütün alışveriş merkezlerinde bulunan; bunun dışında açılanlarda da gloria jeans vb. cafeleri de içinde bulunduran mekan. oysa kitapçı deyince insanın aklına "tüketim" kültüründen uzak, bilgi, kültür yuvası olan yerler geliyor; ya da ben yaşlanıyorum. ah nerde eski kitapçılar .
  • korsan yayinlar, ekonomik kriz, okuma aliskanliginin hizla azalmasi, ucretsiz ders kitabı dagitimi ve buyuk marketlerin kitap satisi yapmasi gibi nedenler yuzunden kapanmakta olan dukkanlar.

    http://www.ntvmsnbc.com/news/473762.asp
  • (tutunamayanlar adlı romanın bir bölümünde oğuz atay, kitapçı'ları çok doğru tespit ve fikirlerle anlatmıştır. kitapçılar üzerine bir şeyler yazmak istiyordum: tutunamayanlar'da, kitapçılar hakkında yazılan bu bölümü hatırlayınca, "kusursuz" dedim. kitapçılar hakkında söylenmesi gereken en güzel ve en anlamlı şey, oğuz atay tarafından çoktan anlatılmış kanımca.)

    yaylı kapıyı iterek geçti. burnuna hafif küflü ve keskin bir kitap kokusu geldi. kitapçı dükkanlarının özel bir kokusu vardır olric: nevi şahsına münhasır derler eskiler: işte ondan. kasada duran genç adam başını kaldırdı ve gülümsedi. taşra usulü bıyık bırakmış kibar bir adam. kitapçı olabilir: bu sıfata uygun bir adam. kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır olric. gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. kitaplar ve çiçekler özel bir itina isteyen varlıklardır. ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgilieri olmayan kişilerin. durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. bana kalırsa, bir "kitapları koruma derneği" kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli. herkes bu işi yapamaz. bazı zalim insanlar, binbir itinayla hazırlanan o çiçek gibi kitapları alırlar, hiçbir koruyucu tabakaya sarmadan, evet olduğu gibi, üst üste koyarlar: sonra kalın ve çirkin bir iple bağlarlar. zavallı kitapların, özellikle en üstte ve en altta kalanları, bu işlem sırasında kurban edilirler: kapaklarının üstünde haç biçimi yaralar meydana gelir. kaba taşıyıcılar da onları oradan oraya fırlatırlar. lekeler ve buruşukluklar kitapları incitir. kapaklar, dizgiler, baskılar için gösterilen bunca itinaya yazık olmaz mı? satıcılar da gelişigüzel dizerler onları: isimlerini bile öğrenmeden. onlar için en iyi kitap, en çok satılan kitaptır. müşterinin ne biçim bir insan olduğuna bakmadan, yalnız en çok satılan kitapları överler onlara. bu adamları bir imtihadan geçirerek yeterlilik belgesi verilmeli olric. herkes kitap satamamalı. cahil kitapçıların, iyi okuyucuları rahatsız etmelerine izin verilmemeli artık. iyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir. kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları. bir zamanlar selim, balkanların ve ortadoğu'nun en hassas okuyucusu olmakla övünürdü. bu çeşit okuyucular, daha kapıdan içeri girer girmez sonsuz bir hürriyet havası duymalıdırlar. kitapları serbestçe koklayarak başıboş dolaşabilmelidirler. oysa, bu cahil kitapçılar hemen yanına yaklaşır, tüyler ürpertici kitap adları sayarlar. kendi akıllarınca müşteriye yararlı olmak isterler. ne gibi bir kitap istediğinizi sorarlar size: polisiye bir şey mi olsun, yoksa bir aşk romanı mı? bazı kitapları insanın burnuna sokarak, bunların çok tutulduğunu, herkesin satın aldığını söyleyerek baskı yaparlar. oysa bu okuyucular, kaçmak için küçük bir bahaneye bakarlar: uçup giderler hemen. bu az bulunur kuşların çekingenliğini hep yanlış yorumlarlar aptal kitapçılar. işte, derler, ne istediğini bilmeyen bir müşteri daha. "aşkın günahları"nı sattım gitti. olmazsa, gece kokan cinayet'i yuttururum. bu "iyi" kitapları uzatmakla, zavallılara nasıl hakaret ettiklerini bilmezler. insan bazı kitapçıları kapıda görünce, onların bekleyişinden korkar da içeri adımını atamaz.