şükela:  tümü | bugün
  • süleymaniye de bir sahaf. gerek dükkan önündeki tezgaha koyduğu 2 tl lik kitapları gerek içeri girdiğinizdeki izzet-i ikram ve geniş kitap yelpazesiyle bir de ahmet abinin istediğiniz kitabı birkaç güne getirmesiyle gönüllere taht kurmuştur. önünden geçip giderken tezgahında gözünüze mutlaka bir kitap çarpar, çokça aradığım bir sürü kitabı bu şekilde bulmuşluğum vardır. bundan mütevellit özellilkle dükkanın önündeki tezgahı bağımlılık yapar.
  • alt kattaki tekli koltukta gözlerimi kapamış, etrafı dinliyordum. üstümde dünya dönüyordu, insanlar yaşıyorlardı.

    edebiyat fakültesinden çıkıp yemekhaneye giderken kısaca bir göz atardım sokağa kurulmuş 2,5 liralık kitaplara. tezgahın önünde kalmak istemezdim çünkü aç olurdum genelde. yine de geçip gitmek yerine şöyke bir kitaplara bakmaktan kendimi alamazdım.

    yemeğimi yiyip soluğu burada alırdım, bu sefer büyük bir istekle. temel ihtiyaçlarımdan birini karşılamıştım çünkü ben bir insan olarak. tarım ve sanayi devrimlerinin getirdiği boş zamanı düşünerek harcayan insanların düşüncelerini kağıt parçalarına döküşlerini inceleyebilirdim artık burada.

    devrimlerin getirdikleri. meyve toplamak, kök sökmek, avlanmak yahut çapalamak, sağım yapmak, tohum ekmek gibi işlerle uğraşmayacağım için düşünmek ve okumak için çok zamanım oluyordu. işte, 2,5 liraya fotoğrafçılık tarihi hakkında bilgi edinebilir ve cumhuriyet başlamazdan önce beyoğlu fotoğrafçılarının harita üzerinde gösterilmiş dükkanlarının yerlerini ilgiyle inceleyebilirdim, osmanlı çiniciliğine ilgim olmamasına karşın sırf orada duruyor diye kuşe kağıda basılmış ağır kataloğu yerinden kaldırabilirdim.

    biraz da içeriye, türk edebiyatı raflarına bakayım. gözlerimin içine bakıyorlar. bu raflardan kurtulup küçük bir maceranın ardından bir başka rafa gireceklerini bilmeden.

    bir gün bir kitap sordum adını hiç sormadığım fakat ahmet olmasından şüphelendiğim kişiye. hangi kitabı sorduğumu hayırlamama karşın bana alt kata bakmamı söylediğini kesin olarak hatırlıyorum.

    indim alt kata. küçük bir oda. kitaplarla dolu. açılmamış çöp poşetleri var yerlerde içinde kitaplar. raflar üzerime düşeceklermiş gibi bunca birikimi kaldırmanın zorluğu içerisinde. ağır ve tozlu. döndüm dolaştım uzunca süre. sanırım istanbul sahaflarda en çok bulunan kitap araba sevdası ve sözde kızlar.

    işte dedim. merhabalaşacağımız kitap bu. tekli koltuğa oturdum, kapadım gözlerimi. elimde evliya çelebi'nin seyahname'si. üstümde zaman akıyor, çağlar birbirinleri ezip kapatıyor. bir grup göçebe boğazı yürüyerek geçiyor, körler şehrinin karşı kıyısına birileri demir atıyor. taştan kaleler yapılıyor, ilahiler okunuyor, top ve kılıç sesleri geliyor, kurbanlar kesiliyor, evliya çelebi yarım kilometre ötemde doğup kıçına ilk şaplağı yiyor (bir süre kulağım çınlıyor), depremler oluyor, bihruz bey yeni takımıyla yürüyor, ingiliz askerleri meyhanelerde eğleniyor, cumhuriyet ilan ediliyor, hikmet benol'un kahkahası duyuluyor, sinemalarda gazoz içiyor insanlar (kimisi sessizce içine geğiriyor), araba kornaları duvarlardan sekiyor, öğrenciler yemekhaneden amfilerine gidiyor.

    hikmet benol anlatıyor yine bir şeyler. "insanlar yaşıyor, kendilerini yaşıyor." diyor. merdivenden ayak sesleri geliyor, aşağıya, yanıma biri iniyor. heybetli bir gölge, bir duvarı karaya boyuyor. arap ihsan efendi. "ey kör!" diyor, "aç gözünü de düşlerden uyan. simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. kaf dağı'na varamasan bile çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. bırak dünyanın haritasını yapmayı! daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini hiç görebilir mi?"

    gözümü açıyorum. şimdiyi yaşıyorum. öğrenciler yemekhanelerinden amfilerine gidiyor. elimde evliya çelebi'nin seyahatnemesi. seyahatname'de 8 cilt boyunca anlatılan yerlere gitmeyeceğimi, 8 cildi okuyacağımı, yaşamım boyunca dünyayı ve tüm alemi sözcüklerle göreceğimi acıyla, mutlulukla, ıstırapla, sevinçle fark ediyorum.