şükela:  tümü | bugün
  • klasik müzik hakkında doğru sanılan 9 kusurlu hareket:

    1. bach mozart beethoven, ha bi de 4 mevsim..

    hacı dur. kusurlu hareket. yanlış yolda olduğun belli. klasik müzik bunlardan ibaret değil. buyur, beethoven senfonileri veya 4 mevsim kadar önemli bir başka eser: http://www.youtube.com/…dchnk2wojrc&feature=related

    2- klasik müzik insana huzur verdiği için dinlenir?

    eksik olduğundan mütevellit faul. klasik müzik pek çok duygu gibi huzuru da içinde barındırır. özellikle dini müzikte bu halet-i ruhiyenin yakalanması için yüzyıllar boyu ciddi bir çaba sarfedilmiştir. ancak bugün dinlediğimiz konser müziği külliyatı, tüm ruh hallerini bütünüyle kapsar. 19.yüzyıl senfonilerine kabaca bakarsak huzurdan çok huzursuzluğu, bestecinin iç çalkantılarını ifade eden eser sayısı ezici derecede fazladır.

    klasik müzik severler bu müziği huzur bulmak kadar, böbrekleri boğum boğum eden bir heyecan ve stres düzeyine ulaşmak için de dinlerler. (bkz: madde1)

    3- klasik müzik, rock gibi, jazz gibi bir müzik türüdür.

    direk kırmızı kart. klasik müzik bir tür değildir. coğrafyalar ve türler üstü bir müziktir. ta eski yunandan günümüze uzanan, sürekli değişen devasa bir kültürdür. tabi böyle yazınca bana bile edebiyat yapıyormuşum gibi geliyor. ancak şunu diyebilirim. 18. yy ve 19. yy klasik müziğinin farkı (vivaldi-çaykovski) bugünkü herhangi iki tür müzik arasındaki (metallica-ibrahim tatlıses) mesafeden fazladır. çünkü sosyal devrimlerin etkisiyle müziğe bakışın kökünden değiştiği bir süreç yaşanmıştır. bugünkü müzikler tınısal olarak ne derece farklı olursa olsunlar benzer bir müzik algısı içerisinde bestelenmekte..

    4- moonlight sonatını mozart, ayışığına bakarak bestelemiştir?

    çift dalış, sarı kart. napster zamanında "mozart-moonlight sonata.mp3" dosyasını internete yayan kimse allah cezasını verecek.. moonlight yani ayışığı sonatını beethoven bestelemiştir. ismini de o değil, eserin etkileyici duruluğunu ayışığına benzeten bir yazar sonradan vermiştir. esere beethoven'in verdiği isim "quasi una fantasia" idi. ünlü ilk bölümünün yazılmış en güzel aşk pasajlarından biri olduğu herkesçe kabul edilse de beethoven'in bu bölümde, o efsane triolelerle "ölüm"ü anlatmış olması da muhtemel. herşey ilk göründüğü gibi değildir.

    5. bach müziği eşittir matematiktir?

    endirek sebest vuruş. ah bu beni en derinden yaralayan cümle. bach müziğine matematik demek, hünkar beğendi'ye "patlıcan'dan ibaret" demektir. maradona'ya "topçu", grace kelly'e "güzel kadın" deyip geçmektir. en nihayetinde bugün insan'ı "proteinden müteşekkil bir canlı" olarak tanımlarsak neler eksik kalıyorsa bach müziğini matematikle açıkladığımızda aynı şeyler eksik kalıyor.

    bach müziğinin matematiksel olarak algınlanmasının nedeni; son derece komplike formatı ve yaklanan denge hissiyatıdır. açıkçası müzik tarihinde bach'ın özellikle bestelediği füglerdeki biçimsel karmaşa ve hakimiyete yaklaşabilmiş ve onun ulaştığı dengeye ulaşabilmiş başka bir besteci yoktur. ancak bach bu dengeye ölümü, hüznü, neşeyi, coşkuyu, heyecanı, azimi, sebatı ve hatta flörtü anlatarak ulaşmıştır. kantat ve pasyonlarının etkileyiciliği olağanüstü hikaye anlatabilme yeteneğinden ileri gelir. salt matematiksel hakimiyet, müziğin doğasına terstir. bach da bunu en iyi anlamış bestecilerin başında geliyor.
    mükemmel* bir strüktür üzerine inşa ettiği çoşkuyla bunu örneklendirelim: http://www.youtube.com/watch?v=f1blib0utca

    6. klasik müzik bestecileri ölüdür

    serbest vuruş. tekrarlanırsa ihtar. çoğunlukla doğru olsa da istisnalar mevcut ve kaideyi bozuyorlar. klasik müzik tanımlanmasında zorluk yaşan bir müzik. tüm türlerin iç içe geçtiği çağımızda sınırları çizilebilir olmasa da günümüzdeki pek çok deneysel, film ve konser müziği bestecisi 19 ve 20.yy klasik müzik geleneğinin devamı kabul edilebilir. klasik müzik ölmüş bitmiş, kontağı kapatıp jübilesini yapmış değildir. kendileri ölmeden iki çok ünlü örnek verelim (bkz: arvo part) (bkz: philip glass)

    7. orkestra şefi seyirciye mabadını dönüp sopa sallayan, ne iş yaptığı belli olmayan biridir?

    avantaja bırakılabilir çünkü üzülerek söylüyorum ki bugünkü pek çok şef için geçerli olan bir laf. ancak bazı şefler vardır ki o çok bilindik eserlerde bile kendi dünyalarını yaratıp bizi oraya davet ederler. bir kültür oluştururlar. konserde çalınan eserler defalarca prova edilmiş, en ufak noktasına kadar şefin yaklaşımıyla yıkanmıştır. bu konuda yazmak, konuşmak boş. eğer aynı senfoniyi (bkz: wilhelm furtwangler) (bkz: arturo toscanini) (bkz: leopold stokowski) (bkz: herbert von karajan) gibi şeflerden dinlersek farkı görebilmek için uzman olmaya gerek olmadığını da anlarız.
    şef'in gerçekte nasıl bişey olduğunu görebileceğimiz bir video örneği gelsin: http://www.youtube.com/watch?v=o2aeaqjukdy

    8. dinlemek için entel ve dahi zontel olmak gereklidir

    penaltı, ancak hakemin kararı esas. ahkamlar iyice zorlamaya başladı, tartışmalı posizyonlar bunlar. bu da kısmen geçerli bir önerme. müzikten etkilenmek için bilgi sahibi olmak gibi bir ön şart kesinlikle olmasa da dönemine ilişkin bilgi, müziği ve bestecinin ne anlattığını anlayabilmeyi kolaylaştırmakta. örneğin beethoven müziğinden etkilenen bir insan, aynı eserleri bir de fransız devrimi ve yaşam hikayesini okuyup dinlediğinde, adamın ne yapmaya çalıştığını daha bütüncül olarak anlayacak ve müzikten sağladığı keyifin orgazmik noktaları daha tazyikli olacaktır. yine de konsere gitmek zorunda hissettiği için, artislik olsun diye giden kokonalara laflar hazırlamadım değil..

    9. klasik müzik konserde dinlenir. özellikle aya irini'de, çünkü akustiği şahane.

    direk kırmızı artı 5 maç ceza. milletin aya irini sevdası yüzünden gözümün önünde çaldığı halde duyamadığım devasa virtüözler şu hayatımın en sinir bozucu anlarını yaşattılar. #18590115
    ayrıca öksürmenin dahi yasak zannedildiği konserler gerçekten izleyiciye yaşattığı stres düzeyiyle alınan zevki mahfedebilmekteler. ilk maddedeki bahar ayini'nin 1913'deki ilk seslendirilişinde dinleyicilerin kavgaya tutuştukları ve birinin konser salonunu yakmaya kalkıştığını okuyunca bu günkü geberik dinleyicinin bu müziği en sıkıcı hale getiren etken olduğuna inanmaktayım.
  • -icracılığı dışarlarsak- klasik müzikle dinleyicilik perspektifinde ilgilenen insanların hususa dair zaman içerisindeki kültürel gelişimi yaklaşık olarak şu şekildedir(bu ayrımı, zamanında, olaydan epey anlayan bir arkadaşım kabaca taslaklaştırmıştı; ben de birkaç nokta ekleyerek genişletiyorum):

    dinleyici, ilk başta belirli popüler klasik eserleri dinler. daha sonra yavaş yavaş besteci odaklı dinlemeler yapması sonucu, genel dönemleri (ortaçağ(ve öncesi), rönesans, barok, klasik, romantik, 20. yüzyıl(ve sonrası)) ayırt edebilecek duruma yükselir.

    bu noktadan sonra, kişi artık yavaş yavaş ana dönemlere ait birkaç adet önemli besteciyi ve bu bestecilerin bazı önemli eserleri sayabilir; ana dönem arası geçişlere tekabul eden besteci ve eserlerden bahsedebilir.

    bundan sonraki dinleyici mertebesi, artık klasik müzik kültürü -bazı çok fazla bilinmeyen ve itibar görmeyen besteci ve eserler hariç- genel olarak oturmuş dinleyicinin konumudur. tahmin edileceği üzere, bu kişilerin yaptıkları dinlemeler daha ziyade yorumcu odaklıdır; o sebeple bunlar, önemli klasik eserlerin her birisi için birkaç farklı kayıda sahip olmaya çabalayan kişilerdir. bu sebeple, bu kişilerin klasik müzik arşivleri genelde birkaç bin albümlük mertebededir.

    yorumcu odaklı dinleyiciliğin bir üst mertebesindeki dinleyiciler, artık işi "tarihi kayıt" toplama mertebesine çıkartmış kişilerdir. bunlar, artık neredeyse, deutsche grammophon, emi, decca, rca gibi önemli temel klasik müzik firmalarının çıkarttıkları albümlerinin önemli kısmına sahiptir; dolayısıyla, mevzu bir eser söz konusuyken bir yorumcunun –bakın bir eserin demiyorum-, o esere dair mesela 4-5 farklı kayıdını bilen kişilerdir(örneğin, beethoven’ın 5. piyano konçertosu denilince, arrau’dan 3 farklı kayıt çıkartabilir ortaya; bu üç kayıt arasında da nüanslı bir biçimde ayırım yapabilir.). işte bu sebeple, bu tarz kişiler, artık, 1950'lerde başlayan stereo kayıt dönemi öncesinde çıkan kayıtları da toparlamaya girişmişlerdir. sahip oldukları arşivdeki albüm sayısı da onbinlerle ifade edilir.

    tabi dediğim gibi bu "genel" sahip olunan klasik yol-yordamdır. fakat zorunlu bir yol değildir. şöyle ki, mesela, besteci veya yorumcu oldaklı dinlemeler yaparken, kişi tarihsel enstrümanlarla yorum olayına girişebilir. şahsen, dönemsel yorum mantığının temelindeki felsefeyi ve daha önemlisi bu tarz yaklaşımlarla girişilen çoğu kaydı beğenmediğim, anlatım yoğunluğunu ziyadesiyle cılız bulduğum için bu hususu es geçiyorum.(bkz: #43175299) bunun dışında, besteci odaklı dinlemeler yapmakta olan bir klasik müzik dinleyicisi, özellikle romantik dönem sonrası zuhur etmiş aşırı sayıdaki ve çok fazla bilinmeyen bestecilere de sardırabilir. bu tarz bestecileri çok fazla kişi bilmediği ve çok rağbet edilmedikleri için, ya tüm eserlerinin hepsi icra edilmemiştir ya da basılı eserleri çok fazla ön planda olmayan yorumcu ve orkestralarca icra edilmiştir. o sebeple büyük firmalar bu eserleri basmadıklarıdan ötürü, bu tarz kayıtları bulmak da biraz zordur.

    şimdi olay şu ki, tarihi yorum avcılığı epey zahmetli ve bir o kadar da pahalı bir iş. çünkü, işin aslı, bir kişinin artık tarihi kayıtlarla ilgileniyor olabilmesi için, mantıken, bence, herhangi bir eserin güncel ve klasikleşmiş yorumlarını falan baştan bilmesi lazım. yani, bir eseri ilk defa tarihi bir kayıttan dinlemek, sadece ses kalitesi düzeyinden ötürü, eseri dinlerken besteye tam nüfus etmekte zorlanmaya sebep olacağından biraz saçma olur, olabiliyor. düşünsenize, mesela beethoven’ın 5. senfonisini karajan’dan, kleiber’dan, barbirolli’den falan dinlemeyip de ilk olarak mengelberg’den dinlemek pek akıl karı bir iş değildir.

    ayrıca bu olaya girişmek, hususun ekonomik boyutu sebebiyle de biraz sakat. yani çok fazla paranız yoksa, binlerce albüm biriktirdikten sonra daha da coşup tarihi kayıtlara girişmek pek akıl karı değil. çünkü, bir yerden sonra arşivci/koleksiyoner mantığıyla "bu da benim olmalı!" falan diye olaya dalabilir ve servet harcayabilirsiniz. üstelik büyük umutlarla aldığınız kayıtların acayip kolpa çıkma ihtimali, mevzu tarihi kayıtları basan şirketlerin fazla bilinmeme ihtimalinin yüksek olması sebebiyle, kuvvetle de muhtemeldir. (içinize oturur sonra verdiğiniz para; muhtelif örnekleri mevcut...)

    evet, durum genel olarak böyle. bu hususun da bilinmesi ve bahsedilmesi gerektiğini hissettiğim için bu bilgileri seninle paylaştım sayın badi; ama bak bonus olarak da nelerden bahsedeceğim; bilmiyorsan acayip ilginç gelebilir birazdan dinleyeceklerin, okuyacakların:

    şimdi, geçen aylarda youtube üzerinden tarihi kayıtlara sarmıştım yine; bruckner’in karajan yorumları arasında gezinirken öyle bir hazine buldum ki, bu bulduklarım beni acayip etkiledi:
    sene 1944, mekan berlin. yani naziler iktidarda ve berlin ablukada. ingilizler şehri hava bombardımanına tutuyor. fakat almanlar olayı kanıksamış olmalılar ki, yoğun bombardımanın altında walter gieseking, beethoven’ın 5. piyano konçertosunu icra ediyor. ama ne icra: adamlar hem muazzam çalmışlar eseri hem de inci gibi bir kayıt gerçekleştirilmiş -ki, ne kayıt: tarihin bilinen ilk stereo kayıt örneklerinden! evet, sene 1944 ve stereo kayıttan bahsediyoruz! hatta öyle ki, net bir şekilde şunu diyebilirim: kayıt kalitesi, neredeyse "emi’ın (falan) 1970’lerde yaptığı kayıtlardan daha ötede"!:
    http://www.youtube.com/watch?v=ey7lvuvjjx4

    evet, muazzam değil mi? fakat bu kayıda dair çok daha ilginç bir şey var: eğer eserin sakinleştiği yerleri dikkatli dinlerseniz, konser salonunun dışında almanların ingiliz uçaklarına yüklendiği uçaksavarların seslerini duyabilirsiniz:
    http://www.youtube.com/watch?v=ey7lvuvjjx4&t=2m30s
    http://www.youtube.com/watch?v=ey7lvuvjjx4&t=5m40s

    bu resmen tüyleri diken diken edici bir şey!

    uzun lafın kısası, acayip etkilendim; tarihi bir kayıdın beni bu şekilde etkileyebileceğini düşünmemiştim öncesinde.

    bağlantıları takip ederek bulabildiğim diğer kayıtlar şunlardır; zevkle dinleyin:
    http://www.youtube.com/watch?v=mpssx4jyemg

    http://www.youtube.com/watch?v=cibzs2w0mnq
    http://www.youtube.com/watch?v=_3yjxyzl8bk
    http://www.youtube.com/watch?v=hfgn3nr9wui

    http://www.youtube.com/watch?v=au6yv0qspao

    (videodaki açıklamalara bakarsak, bu kayıtları aeg-telefunken k7 stereo kayıt cihazıyla yapmış almanlar. böyle epey bir miktar kayıt varmış; fakat ruslar berlin’i işgal edince, bu kayıtları tabiri caizse talan etmişler; arşivlerine falan götürmüşler; şu an ulaşılabilir ve zarar görmemiş düzeyde çok azı kalmış.)

    ek:
    konuyla alakalı önemli bir husus olması açısından: (bkz: #33616397)
  • haliyle ilgi gormemis sözlükçülerin en etkili 10 müzik parçası listesi basligini okurken aklima dustu. muzik tarihinin avrupa merkezli muzik baglaminda tarihsel etkisi en fazla 12 eserini belirlemeye calissak nasil olur? guzel olmaz mi? olur olur guzel olur, dediginizi duyar gibiyim.

    once biraz aciklama: 12 adet, cunku 10'a sigdiramadim ve 12, 10'dan daha mukemmel bir sayi (yersen). tabi ki son tahlilde subjektif bir liste ancak bu 12'nin secimini tarihsel dayanaklara yaslanmak suretiyle yapmaya calistim. bir "best of" veya en populerler listesi degil. daha ziyade muzigin evrimsel gelisimindeki en buyuk ayak izine sahip eserleri dizmeyi hedefliyor. muzigin evriminde kendinden sonra gelen besteciler - muzisyenler uzerinde en fazla etki birakan eserleri ve belli bir kulturun doruk noktalarini. dinleyiciyi (kendim dahil) cogunlukla gormezden gelmeye calistim. muzik tarihi uzerine okurken eksikligini hissettigim bir listeleme mantigi idi. ihtiyaci olana yardimci olsun, bu konuda dusunmek isteyene zemin hazirlasin. benim muzik bilgim tabiatiyle nihai veya tamamen istatistiki bir noktada olmadigi icin bu amaca ulasamadigim varsayilabilir. siralamanin arkasinda degilim ancak yine de secilen 12'linin mantiginin gecerli olduguna inaniyorum.

    (eserler genellikle iri tabiatta oldugundan sadece ilk bolumlerinin linkini koydum. isteyen diger bolumlere de bakabilir)

    12. rahmaninov piyano konçertosu no. 2 ve rahmaninov piyano konçertosu no. 3, 1901 - 1909
    kendi kayitlari, koncerto 2. moderato ve koncerto 3 allegro ma non tanto

    bu daha cok dinleyici uzerinde etkili olan bir ornek, o nedenle sonda. rahmaninov romantik dönemden sonra geldi, ancak onun gec kalmisligi yillanmis sarap misali gunumuz "romantik" algisini olusturmayi basardi. 2. koncerto icsel anlatimin, 3. koncerto da piyano tekniginin tarihteki doruk noktalarindan.

    11. gregoryen dies irae, 13. yuzyil
    tam melodi

    listedeki devasa captaki eselerin arasinda tek bir basit melodi. yalniz herhangi bir melodi'den bahsetmiyoruz, (katolik) bati kulturu bilincaltinin en temel melodilerinden biri bu. 8 yuzyildir kullanimda. dies irae bu alanda tek basina degil, yine de benzerlerinden daha guclu bir hafiza yaratarak one gecmeyi basariyor. bu listedeki diger eserler icinde bile bu melodinin cilgin kullanimlarina rastlanacak. ne zaman bir besteci olum'e dair bir pasaj yazsa aklina gelecek. yaslanmayan melodi.

    10. don giovanni, wolfgang amadeus mozart, 1787
    ilk bolum
    commendatore sahnesi

    lorenzo da ponte'nin librettosunu, mozart'in da muzigini yazdigi don giovanni, wagner oncesi opera'nin tarihteki en ozel ve derin ornegi olarak parliyor. opera turlerinin arasinda, hatta onlarin ustunde duruyor. komedi ogeleri ile baslayan eser, finaline dogru muzik tarihinin en karanlik noktalarindan birine ulasiyor. commendatore'nin ziyaretinde fakli 3 karakterin ic ice gecen konusmasi hem karmasik hem de butuncul hem de vurucu. iste bu an, mozart'in dehasini en saf sekilde disa vurdugu anlardan biri.

    9. 4.33, john cage, 1952
    piyano

    bes dakika bile surmeyen, muzik tarihinin en tartismali birkac eserinden biri. insanlar bunun muzik olup olmadigi uzerine hararetli tartismalara girdiklerinde, 4.33 coktan muzigin tanimini degistirmisti bile. muzik ses miydi? hayir muzik zaman'di. post modernite'nin muzikteki quintessence'i.

    8. matthaeus-passion, johann sebastian bach, 1727
    tam konser

    sadece bach'in vokal muziginin degil, tum protestan dini muzik kulturunun asilamaz zirvesi iste bu 3 saatlik metafizik sesler toplulugudur. eser o kadar saf ve guclu ki, tarihte kendinden once bu alanda bestelenen pasyon ve kantatlarin degerini dusurdugunu bile iddia edebiliriz. dinlerken bach'in neden 5. evangelist kabul edildigini anlayabiliyoruz. ayrica eserin 19.yy daki bach aydinlanmasini da fisekledigini belirtelim (bkz: 11 mart 1829 matthaeus passion konseri)

    7. symphonie fantastique, hector berlioz, 1830
    ilk bolum

    beethoven her ne kadar programli muzik i icat etmistir desek de fantastik senfoni'ye kadar muzik tarihinde gercek anlamda bir program-enstrumantal muzik birlikteligi goremiyoruz. fantastik senfoni enstrumantal muzigin, bir konu gudumunde gidebilecegi her yere gidiyor, hatta siniri asip saykodelik dunyaya tarihte ilk defa adim atiyor. berlioz'un eksik kalmis muzik egitimini kapatmak icin ugrasilari sirasinda, ozellikle tema gelisimi icin, buldugu onlarca kucuk muzikal icat da eserin buyuklugunu destekleyen ogeler. beethoven'in 9. senfonisi'nden sonra bestelenmis en onemli senfonilerden. bir ihtimal ile en onemlisi. program icin (bkz: #16684307)

    6. der ring des nibelungen, richard wagner 1848-74
    ring'e giris

    opera dortlemesi. wagner'in tiyatro, edebiyat, muzik, mimari ve gorsel sanatlari birlestirdigi kainati. muzik tarihinin, hatta sanat tarihinin en buyuk insaatlarindan. kendinden sonraki muzik uzerindeki devasa etkisi olculebilir duzeyde. sadece muzikten bahsedersek, donemin tum diger bestecilerini kendine gore pozisyon almaya zorluyor, armoni anlayisini degistirerek modernizme zemin hazirliyor.
    dahasi icin (bkz: gesamtkunstwerk)

    5. le sacre du printemps, igor stravinski, 1913
    tam kayit (sahneleme orjinal versiyon degil)

    1913'te stravinski bahar ayini'ni bestelediginde dunya buna hazir degildi. caykovski izinde bir bale bekleyerek galaya gelmis olanlar hayatlarinin en buyuk sokunu yasadilar ve tarihin en onemli konserlerinden biri tam bir fiyasko ile sonuclandi. kavgalar duellolar vs. stravinski bundan o kadar etkilendi ki bir daha bu kadar cesur bir eser yazmadi, yazamadi. olsun varsin bu kadari yeter de artar. bahar ayini'nin dinleyicide yarattigi ilkel duygusal tepki o kadar yuksekti ki, tum yuzyili sardi. basta sinema muzigi olmak uzere 20. yuzyil senfonik muziginin dna'sina kendini isledi. hani iddiali laf olacak ama: her bir saniyesi (teknik-bicimsel ve melodik) saf yaraticilik iceren tarihteki tek muzik eseri.

    3 - 4. das wohltemperierte klavier ve beethoven piyano sonatları 1722-42 ve 1795-1822
    bunlara yer yetmez sadece iki ornek bach
    beethoven

    klavye'nin eski ve yeni ahitleri. bunlari hak gecmesin diye yanyana yazinca cok guclu oldu tabi. soyle diyebiliriz; klavye/piyano veya kompozisyon ogrenen bir kisinin bu kitaplarin ikisinin de uzerinden gecmemis olmasi dusunulemez. ikisinden birini bile cekersek muzik tarihi cokebilir. bu kadar fundamental kitaplardaki melodilerin gunumuz populer muzigini dahi etkilemesi ise baska bir guzellik, baska bir katman. beethoven, 19. yuzyilin; bach ise neredeyse tum muzik tarihinin ozlerini kucuk parcalar halinde onumuze koyuyorlar.

    2. beethoven senfoni no. 9, 1824
    bernstein konser kaydi

    gerek nicel gerekse nitel olarak tum 19. yuzyil romantizmini 9. senfoninin gudumunde kabul etsek herhalde abartmis olmayiz. birbiri ile en alakasiz besteciler bile (brahms, wagner, berlioz vs.) en cok bu eserden etkilendiklerini itiraf ettiler. dinleyici de sembolik anlamlar yukleyerek eseri basucuna koymakta gecikmedi. 20. ve 21. yuzyilda ise hangi kurum kendine evrensel deger atamak istediyse mars olarak onu kullandi. nazisi de caldi komunisti de. yine de ici bosaltilamadi. eger muzik tarihini sadece romantik dönem uzerinden okusaydik, suphesiz ki ilk sirayi beethoven'in 9. senfonisi alirdi...

    1. die kunst der fuge, johann sebastian bach 1742-50 (bach'in olumu ile yarim kaldi)
    tam kayit

    ... ancak daha genis okuyunca fug sanati adindaki bireysel ve kulturel olarak insanligin ulastigi uc noktalardan birine tosluyoruz. muzik tarihinin bicimsel olarak en karmasik, icerik olarak en saf eseri. hem kendine kadarki yuzlerce yillik kontrpuan kulturunun dorugunu cizdi, hem de bestelendikten asirlar sonra 20.yuzyila geldigimizde caz'i etkiledi, 12 ton muzigini etkiledi, kubist ressamlari etkiledi, elektronik muzige dokundu ve bu listedeki diger tum eserlerin aksine etki alani bitmis veya zayiflamis degil. fug sanati'nin tarihte biraktigi ayakizi gitgide buyuyor ve gelecekte daha da buyuyecek gibi goruluyor...
  • selpak yahut orkid gibi bir jenerik markanın ismi olan klasik müzik, esasında avrupa kıtasının sanat müziğini ifade eden ölü yahut can çekişen bir sanattır. sadık okuyucular hatırlayacaktır, daha öncesinde avam-ı nasın müziği olan halk müziğinin öldüğünü kerelerce yazmış idim. bu kez de batılı ekabirin müziği olan klasik müziğin ihtizarını konuşacağız.

    müzik niçin ölür?
    bu soruyu okuduğunuzda zihninizde başka bir sorunun uyanması lazım: müzik ölür mü? sizi önce müziğin de öldüğüne ikna etmem lazım. bunun için de müsellem bir örnek seçeyim: mehter. aylar önce yine bahsetmiştim mehterden (bkz: mehter müziği/#123334956). şöhreti cihana gulgule veren bu debdebeli müzik, devrinin en şenlikli, en canlı, en semiz müziğiydi. şimdi? şimdi ölü. içini doldurdular, özel günlerde panayırlarda sergiliyorlar. artık yaşamıyor, naaşı muhafaza ediliyor. tekke müziği de böyledir. tekke müziği için evvela tekke lazımdır. onu besleyen pınar, semirten meme tekkedir. yani diyeceğim o ki müzik de dil gibi ölür, ölebilir yahut yatağa düşebilir. bunu da yazmıştım evvelden, halk müzikleri de ölüyor diye (bkz: halk müziği/#112383452) bu fasıl tamamsa şimdi gelelim ikinci soruya:

    klasik müzik öldü mü?
    avrupa'da sanat müziğinin doğuşu 16. yüzyılın ortasıdır. ondan evvelkiler (dufay, lassus, palestrina vs.) kilisenin memurlarıdırlar. müzikleri kilise sınırlarının dışına taşamaz. bu isimlerin eserlerini seslendirmek için günümüzde dahi konser salonu olarak kiliseler tercih edilir. dahası, bu eserler günümüz sanatçısıyla ve dinleyicisiyle konuşamaz. kulağımıza çalınanlar anlamadığımız bir dilin mahsulüdür. bazen bir bebeğin lisanı kadar iptidaidir ancak bebek de bizle konuşmaz. 16. yüzyıl öncesindeki avrupa müziği bu yüzden "klasik" olamaz. avrupa'da sanat müziğinin yeşereceği ortamı imar edenler müzisyenlerden çok din adamlarıdır (haziran düzkan için edit: din bireyleri). john wycliffe, jan hus, martin luther vesaire... bu zatların eserleri klasiktir işte çünkü sordukları sorular hala günceldir. hatta girolamo savonarola'yı da katabiliriz bunlar arasına. "gerçek hıristiyanlık bu değil" diye homurdanmaya başlamışlar, katolik kilisesinin çarkına çomak sokmuşlar ve daha koyu, tavizsiz bir dini muktedir kılma niyetiyle yola çıkmışlar ancak her radikal hareket gibi dönüştürmek istedikleri kurumu cılızlaştırmışlar. kilise çelimsizleştikçe, taşıması kolay bir bukağıya dönüşmüş. müziğin avrupa'da sanat halinde filizlenişi bu hal ve şeraitte olmuştur. rönesansın şafağında ilk seçilen müzisyen cipriano de rore'dir ancak ilk hakiki sanatçı şüphesiz gesualdo'dur. ondaki şaşaayı, uzviyeti, belagati, tazeliği seleflerinde asla duyamazsın. sonrası meşhur mesel, bilmeyen yok. dowland, monteverdi, bach, handel... nereye kadar gider bu? şostakoviç, prokofiev, musorgski... bundan sonra kim var aklınızda kalan? philip glass, ligeti, john cage, toru takemitsu, milton babbitt? var mı içinizde bunları açıp dinleyen? sizi temin ederim alper maral bile dinlemiyor. "dur bakayım neymiş bu" diye dinlenecek şeylerdir bunlar. ilk dinlemede bayatlarlar. internette bir arayın bakalım 1950 sonrası klasik müzik bestecilerinin isimlerini. var mı tanıdığınız? bahse varım arnavutluk başbakanları listesine bile daha aşinasınızdır. işte neredeyse bir asırdır klasik müzik namına çıkanlar bunlar. fikirler ve metinlerle güç bela ayakta durabilen sirk müzikleri. kültür ve sanatın ilişkisi, veri ile bilimin ilişkisine benzer. kültür sanatı doğurur, serpilen sanat da kültürü abad eder. bilim de veriler, aksiyomlar üzerine inşa edilir ve semirdikçe yeni veriler doğurur. kültür doğurmayan sanat kısırdır, soyunu devam ettiremez. apaçık görülüyor ki 21. yüzyılın avrupa kıtasının sanat müziği kültür inşa etmeyi becerememiş, kısır bir sanattır ve yarım asır evvel ölmüştür.

    neden ölmüş olabilir?
    büyük tarihçi andre piganiol roma imparatorluğunun yıkılışı için şöyle der: "l'empire romaine n'est pas mort de sa belle mort; elle a ete a assassinee"
    yani
    "roma imparatorluğu doğal bir ölümle ölmedi; katledildi"
    aynını avrupa'nın sanat müziği için söyleyebiliriz. bu "nasıl öldü?" sorusunun cevabı oldu. şimdi neden öldüğünü konuşalım. yukarıda veri-bilim; kültür-sanat rabıtasından bahsetmiştim. analojiye doydunuz, biliyorum. bu sonuncusu: tohum - mahsul. daldan dala atlamayı, okuyucu gezdirmeyi severim. o yüzden biraz cevelân edeceğiz. hatırlayacaksınız bir ara (g)enetiği (d)eğiştirilmiş (o)rganizmalardan mamul tohumlar çok tartışılmıştı. o zamanki münakaşaları pek iyi hatırlıyorum. bu teknolojinin insan sağlığına zarar verebileceği endişesini taşıyanlar bir tarafta, gdo'nun zararsız olduğunu ve hatta gdo'nun açlığa, kıtlığa çare olacağını müdafaa edenler beri taraftaydı. zararlı mıdır değil midir konu bu değil. konu açlığa çare olacak diye pazarlanan şeyin açlığa çare olmaması bilakis gıdayı kartellerde kümelemesidir. neydi mantık? diyelim pamuk ektin ama kımıl zararlısı dadanıyor. sen de tohumun genetiğini değiştirerek onu bu muzarrata karşı korunaklı hale getiriyorsun. şahane. kulağa modernizmin argümanları kadar hoş geliyor. "köhne gelenekleri yıkmak yenilerini inşa etmek gerek" falan. ama ne oldu? transgenetik pamuk tohum vermiyormuş. yani? yanisi sana tohum veren ele muhtaçsın, yoksa mahsul alamazsın. modern sanat da buna benziyor. tohum vermeyen kısır mahsul. modernizmin ürünü işte budur. peki modernizm nedir? valla buna derli toplu yanıt bulamazsınız. dileyen arasın. mesela oxford'un sözlüğünde "geleneği yahut köhne olanı terk edip, yenilik ve değişiklikten yana tavır alan üslup" gibisinden bir şeyler söylüyor. dufay'ın zamanından bakınca gesualdo da modernist o zaman. şimdi oxford'u da beğenmiyor kahpe diyeceksiniz ama haksız mıyım allah aşkına? geleneğe saldırmayan, onun hudutlarından taşmayan sanat mı olur? ne demiş ezra pound? "make it new" - yeni olanı yap. demek ki neymiş modernizmin medarı? yenilik. yeniliğin pırıltılı bir tarafı olsa da bihayattır. tazelik ise canlılara hastır. bilhassa son 20 yılımızın amentüsü haline gelen inovasyon (paraya dönüştürülebilir yenilik) bunun delilidir. transhumanism, yapay deri, sanal gerçeklik, uzay seyahati, iha, siha, topraksız tarım, e-ticaret, gdo, turizm falan filan... hız, yenilik ve kalabalık arzusunun bu denlisini insanca bulmuyorum. çok değil bundan 40-50 sene evvel kişinin kendi evinde doğması ve aynı evde ölmesi sonra da eşinin dostunun maiyetine defnedilmesi sıradan ve olağandı. hayatın evde başlayıp bitmesi günümüzde sefaletin ya da imtiyazın alameti oldu. ölmek bile bir dizi defin ve tıbbiye bürokrasisine tabi artık. aileyi, cemiyeti, köyü, mezrayı unufak eden, saçan, dağıtan bu hız geriye kültür komaz tabii. kültür komadığı gibi sanatı, amacı şaşırtmak olan sığ bir üsluba, birvşakaya dönüştürdü.john cage'in meşhuuur eseri 4'33 döneminde değerlendirirsek iyi bir şaka, güzel bir fikir belki ama bu müzik midir? işin felsefesini, ıvırını zıvırını, "sessizlik de müziğe dahildir" falanını filanını bir geçin rica ederim. ya da schönberg'in 2 numaralı yaylı çalgılar dörtlüsü? avrupa sanat müziğinin modernist dönemini şöyle tanımlamak pek yerinde olacak: uzmanların uzmanlar için bestelediği, uzmanlarca icra edilen müzik. sanatın bilimselleşmesi, akademikleşmesidir bu, ki sanata vurulacak en büyük darbedir. sanat, dini ikame edecek yegane şeydir şu yavan devirde. onu bilime karşı müdafaa etmek gerekirdi. o sezilebilir, hissedilebilir, kavranabilir, idrak edilebilir ama bilinemez bir cevherdir. sanatta yenilik olmaz, tazelik olur. dünya tarihinin belki de en uzun ömürlü sanatı yenilik hevesi yüzünden öldü. piganiol roma imparatorluğu için söylediği gibi; doğal bir ölümle de ölmedi, katledildi.
  • müziğin evrensel dilidir.
    "yaptığımız en büyük kötülük, müziği kelimelerle yorumlamak oldu." - arthur schopenhauer
  • herhangi bir melodiyi kullandiginizda, kimsenin size telif davasi acmayacagi muzik turu.
  • ben bu klasik müzik beste yazarlarının alayının bipolar olduğunu düşünüyorum, sert sert girişler sonra bi anda huzurlu melodiler falan.
  • bugun dahi dogru caldiginizda ses kayit cihazlarinin olmadigi o donemdeki halinin aynisini elde ettiginiz, tarihin en canli kanitlarindan.. o zamanlardan ayni kalan cok az $eyden biri..

    "the music was here...and here. that's the beauty of music, they can't get that from you" --shawshank redemption
  • kisacik bir ani, uzak gecmiste kalan bir aniyi, bir ormani, dort tane mevsimi, aski, nefreti, bir devrimi, essek kadar bir hikayeyi, minicik bir peri masalini size kimi zaman 1 kimi zaman 4 kimi zaman 48 ayri enstruman kullanarak anlatabilen isitsel kitaplara klasik muzik adi verilir. bazen hic anlamaz, bazen oyle bir anlarsiniz ki salaga donersiniz. kimi zaman o ani size yasatacak baska hicbirsey bulamaz acar dinler hayatin tadini cikartirsiniz, kimi zaman tahammul edemezsiniz. nasil yazilabildiklerini anlamak mumkun degildir kanimca, sadece keyiflerine varilabilir. cok uzak ve cok daha medeni caglara ait olan guzide eselerdir bunlar.
  • her insanın içinde nasıl ki sevgi, nefret, kıskançlık varsa ama şiddeti kişiden kişiye yetiştiği ortamla, özüyle değişiyorsa, her insanın içinde de bu şekilde asaletin olduğuna inanırım.

    ve klasik müzik dinlendiği zaman o an için insanın yaşadıkları mutluluk, hüzün veya huzur ile tam olarak ifade edilemez. klasik müzik insanın içindeki asalet duygusuna, ''insanlığı''na dokunur.

    klasik müziğe entel müziği gözüyle bakarak önyargılı olmamak gerekir. ayrıca çok mutlu olduğunuz bir anda ya da bunun gibi uç duygularda olduğunuz zaman klasik müzik tabii ki dinleyemeyebilirsiniz. klasik müziği bir fon müziği ya da gözlerinizi kapatıp düşüncelerinize eşlik eden bir müzik olarak dinlediğinizde seversiniz. yani demek istediğim klasik müziğe önyargılı olmayın. dahilerin ürünüdür onlar.