şükela:  tümü | bugün
  • hakan şükür'ün anlattığı bir hikaye vardı: uğur tütüneker'in jübile maçından önce fatih terim kadroyu yaparken uğur'a "kaç dakika oynarsın?" diye sorup "valla bir 45 dakika oynarım hocam" cevabını alınca "oğlum 45 oynayacaktıysan bırakmasaydın?" demiş...

    son maçta 60 sayı atıp basketbol bırakılır mı lan allahsız!
  • ortaokula gittiğim zamanlarda ligde parlayan yıldızlardan biriydi, leblebi gibi 30 sayı atıyordu.

    liseye başlamıştım, iversonlar, tmaclerle karşılaştırılıyordu, leblebi gibi 40 sayı atıyordu. muazzam bir savunması vardı. amerikalıların tabiriyle killer instinct akıyordu kanında. hırs, çalışma, azim, hepsinin birleşimine sahipti.

    üniversiteye geçtim, leblebi gibi 50 sayı atmaya başladı. karlı bir günün sabahında 81 yazıyordu skorborddaki isminin yanında. bireysel olarak tarih yazsa da, takımı kaybediyordu.

    üniversite bitti, iş hayatına atıldım, kobe hala leblebi gibi sayı atıyordu. yeniden zirveye çıkmış, iki yüzük daha kazanmıştı. artık en kral hater bile majestelerine ne kadar yaklaştığını kabul ediyordu.

    bilmem kaç senedir çalışıyorum, göt göbek bağladım, yakında evleneceğim ve kobe hala leblebi gibi sayı atıyor. çok ağır sakatlıklar geçirdi, savunması kötü, şut seçimleri yanlış, takımı rezil halde ama bu adam 36 yaşında ve hala gençlere kök söktürüyor. bir zamanlar rakibi olarak görülen iverson, tmac basketbolu bırakalı çok oldu, kendi jenerasyonunun götündeki kıllar kadayıf oldu fakat kobe hala zirvede.

    çalışma azmi, hırsı ve saf yeteneği ile mj'den sonra basketbolun gördüğü en büyük isimdir benim nazarımda.
  • 7 yaşındayım. bir cumartesi sabahı erkenden uyanıyorum. anne babamı uyandırmaya korktuğum için televizyonu açıp kanalları kurcalamaya başlıyorum. sevdiğim bir şey bulamadığım için listede ilerledikçe ilerliyorum. biraz ilerledikten sonra bir kanalın ismi dikkatimi çekiyor: nebea tivi. kanalı açıyorum. sarı formalı adamlar siyah formalı adamlarla oynuyor. sarı formalılarda bir adam var, 34 numara. topu her seferinde bir yuvarlaktan geçiriyor. her seferinde seyirciler çılgına dönüyor. biraz onu izledikten sonra bir oyuncu daha fark ediyorum. 8 numara. çok uzaklardan topu yuvarlağa atıyor. seyirciler yine çılgına dönüyor. zıplayıp topu yuvarlaktan geçiriyor. seyircilerle birlikte ben de çılgına dönüyorum.

    maçın bitmesine yakın babam uyanıyor. "baba çabuk koş bak bir şey buldum" diye çekiştiriyorum onu. babam gülüyor, "buna basketbol denir, eskiden ben de oynardım" diyor. babama 8 numarayı gösterip accccaip şeyler yaptığını söylüyor, kim olduğunu soruyorum. işte orada tanışıyorum seninle.

    babamla oturup nebea tivi izlemeye başlıyoruz. bana belli başlı oyuncuları gösteriyor, basitçe kuralları anlatıyor. o anlattıkça, ben izledikçe aşık oluyorum oyuna. ama bir yandan da 8 numarayı izlemek istiyorum. o gün bir daha izleyemiyorum 8 numarayı.

    aynı gün babam bana eskiden basketbol hakemliği yaptığını söylüyor. düdüğünü ve üniformasını gösteriyor. bir de kitap veriyor bana: basketbol hakemleri için kural kitabı. oturup okumaya başlıyorum.

    birkaç hafta sonra babam beni bir basketbol kursuna yazdırıyor. aklımda tek bir şey var: kobe olmak. onun gibi top sürmeye, turnike atmaya, şuta kalkmaya, sayı attıktan sonra onun gibi sevinmeye çalışıyorum. olmuyor. hiçbiri olmuyor.

    aradan zaman geçiyor. ergenlik yıllarıma geliyorum. basketbolu belirli bir seviyeye getirmişim. ama aklımda hala kobe olmak var. gece kalkıp maç izlemeye başlıyorum. kobe fadeaway atıyor, anında ayağa kalkıp fadeaway atıyorum. koltuğa, halıya düşüyorum. kobe faule geliyor, topu onunla aynı anda sektirip aynı anda çıkarıyorum. birini posterliyor, anında onun gibi seviniyorum. oyun durunca ellerimi dizlerimin üzerine koyup, belim eğik pijamamı çiğniyorum. ertesi gün okula gidiyorum, fırsat bulduğum her an gece yaptığı hareketleri yapıyorum. zıplayarak koridordaki kirişlere değiyorum. kağıttan top yapıp çöpe atıyor, girince kobe diye bağırıyorum.

    dergi alıyorum. pivot, nba türkiye, slam alıyorum. her ay. hepsini aldığım gibi hatim ediyorum. posterleri asıyorum. tekrar tekrar okuyorum.

    interneti ve ingilizceyi söküyor, elimden geldiğince haberleri takip ediyorum. para biriktiriyorum. yemiyor, içmiyor, para biriktiriyorum. çok zaman biriktiriyorum. aklımda tek bir şey var: kobe'nin ayakkabısını alacağım. bilgisayarım, msn'im, odam, her yer kobe ve ayakkabı-forma resimleriyle dolu. ama parayı biriktiremiyorum, ayakkabı beni çok aşıyor.

    2008, doğum günüm. babam elinde koca bir kutuyla çıkageliyor. paket kağıdını anında yırtıyorum. turuncu nike kutu. hayır diyorum, hayır. olamaz herhalde. kutuyu açıyorum. kobe 3 çıkıyor kutunun içinden. simsiyah, arkasında nike logosu, önünde kobe'nin imzası. deliriyorum. anında giyiyorum. o gün onu çıkarmıyorum. ertesi gün okula gidiyorum. ayağımda kobe 3. artık kirişler bana daha yakın geliyor. attığım her top içeride. yakın, uzak hiç fark etmiyor. zirvede hissediyorum. kendimi kobe hissediyorum.

    finallere kalıyoruz. 2008. rakip celtics. en büyük düşman. sen en büyük düşmanı yeneceksin, ben de okulda başım dik dolaşacağım. gördünüz mü en büyük kim diyeceğim. olmuyor. yetmiyor. 39 sayı fark yiyoruz. siliniyoruz sahadan. okulda herkes üzerime geliyor. kavga ediyorum. hayatında kavga etmemiş ben tekme tokat kavga ediyorum.

    2009'a geliyoruz. hidolu orlando. neden hido'nun takımını tutmuyorsun diye yine okulda üzerime geliniyor. hido ne blokladı senin kobe'ni diye yine üzerime geliyorlar. sahadan siliyoruz orlando'yu. yine serinin her maçı ayaktayım. yine kanepeden kanepeye zıplıyor, faul atıyor, forma çiğniyorum. şampiyon oluyoruz. atlıyor, zıplıyorum. her yere, herkese söylüyorum. gördünüz mü en büyüğü diyorum. başım dik dolaşıyorum. kimseden ses çıkmıyor.

    2010'a geliyoruz. rakip, 2 sene önce bizi sahadan silen, beni tekme tokat kavgaya sokan celtics. inanıyorum, bu sefer olacak. yine alay konusu oluyorum. 2. maçta allen 8 üçlük atıyor, yıkılıyorum. 3. maç. fisher son çeyrek 11 atıyor, deplasmanda maçı çalıyoruz. havalardayım. olacak diyorum. 7. maç. sen çemberi, ben dizlerimi dövüyoruz. fark açılıyor. dualar etmeye başlıyorum. götüm götüm kapatıyoruz farkı. maç bitiyor. sen karşı potadan orta sahaya koşuyorsun. ben odada dört dönüyorum. intikamımızı aldık diyorum. en büyük sensin diyorum. facebook'ta bütün celtics sayfalarına ingilizce uzun yazılar dolduruyorum. çok kişi mesaj atıp küfür ediyor. umrumda olmuyor.

    2013 yılı. sevgilimden boynuz yemişim. lise aşkı. çok kötüyüm. sen çılgın atıyorsun. seni izledikçe derdi tasayı unutuyorum. bir sabah uyanıyorum, aşilin kopmuş. maçtan sonra basına ağlıyorsun. dünya başıma yıkılıyor.

    nisan 2016. son maçın. suratına bir ifade oturuyor. bu maçı alacak diyorum. utah'a 60 bırakıyorsun. kariyerinin ilk sayısı gibi son sayısı da faulden geliyor. maçtan sonra mikrofonu eline alıp konuşmaya başlıyorsun. birlikte yaşadığımız o anlar gözümün önünden geçiyor.

    2020 ocak. evde oturuyorum. bir anda mesaj yağıyor. yıllardır görüşmediğim ilkokul arkadaşlarım, lise arkadaşlarım, üniversite arkadaşlarım, kavga ettiğim celticsliler, beni aldatan eski sevgilim... aklımıza ilk sen geldin, çok üzülmüşsündür, başın sağ olsun yazıyorlar. anlamıyorum. twitter'a giriyorum. girmez olaydım diyorum.

    bunları kısaca yazdım. uzun halini sen zaten biliyorsun. 7 yaşımdan beri birlikteyiz. seninle büyüdüm. senden çok şey öğrendim. seninle öğrendim. daha öğreteceğin, öğreneceğim çok şey vardı. beni büyüttüğün, bana öğrettiğin için çok teşekkür ederim.

    seni çok ama çok seviyorum.

    edit: entry'yi girdiğim andan itibaren pek çok yazardan mesaj aldım. çoğu başsağlığı dilemiş, bazıları kobe'nin kendisi için değerini anlatmış. duygulandıran mesajlar da oldu. hepinize çok teşekkür ediyorum. sizler çok güzel insanlarsınız.
  • hiç sevmeyeni olmayan bir insan daha gitti.. hiç bilmediği şehirlerin, hiç bilmediği sokaklarında ölümüne üzülüyor insanlar.. üzdün be reis: (
  • daha güzel hali için: https://medium.com/@denizgencer/kobe-90f45db3f2a5

    üst edit:
    dün akşam >>> https://streamable.com/tgd0
    ve hemen sonrası >>> http://gfycat.com/totalcomplicatedafricanjacana

    - - - - -

    nba'de her zaman en sevdiğim oyuncuydu.
    hatta basketbolun ötesinde sanırım en sevdiğim sporcuydu. hala öyle...
    (bkz: kobe bryant/@spark)

    lige ilk girdiği zaman fast break dergisi kendisi hakkında bir yazı yazmış ve lakers benchinde oturan bu çocuk için ilk güzel duygularım o zaman oluşmuştu.
    doğal bir sempati beslediğim ve iyi bir oyuncuya dönüşmesini dilediğim çaylak oyuncunun tüm zamanların en iyilerinden biri olacağı, saçma sapan istatistiklere imza atacağı aklımın ucundan bile geçmemişti o zamanlar.

    sonra bu aşağıdakileri oldu;

    yahu bu adam 18 kere all star oldu
    5 kere şampiyon oldu
    2 kere finaller mvp'si
    1 kere normal sezon mvp'si oldu (bence en az 3 tane olmalıydı bundan ciddi hakkının yendiğini düşünüyorum)
    tüm zamanların en skorer 3. oyuncusu (32,670)
    tüm zamanlar playoff en skorer 3. oyuncusu (5,640)
    2 olimpiyat altın madalyası var

    ve bence en önemlisi kariyerinin 20 senesinin tamamını la lakers forması giyerek geçirdi.

    tek forma, 20 sezon.

    tabi böyle olunca bu adamın los angeles lakers tarihinde de aşağıdaki sıfatlara sahip oluyor.

    en çok sayı atan (11.384 basket sokmuş bu adam)
    en çok maça çıkan (1292)
    en çok üçlük isabeti bulan (1710, 2. sırada derek fisher var 846)
    3. en çok rebound alan (elgin baylor ve kareem abdul-jabbar'ın arkasında)
    3. en çok asist yapan (magic johnson ve jerry west'in arkasında)

    rekorlar mühim ama maç içi performanslar daha önemli bence.
    hiç unutmayacağım anlar var uykulu gözlerimin önünde.
    pek çoğunda uyumamamı engelleyen tek şey şu an hatırladığım anlar çünkü...

    2003 yılında kafayı yiyip 12 üçlük atıp rekor kırdığı seatlle supersonics maçı
    https://youtu.be/bekckbq1gwe

    2004 yılında portland trail blazers'a iki üçlük attı. bir tanesi maçı uzatmaya götüren, bir tanesi maç kazandıran. hangisi daha zor ve daha saçmaydı hala emin değilim.
    https://www.youtube.com/watch?v=79y_yckhhso

    2004 yılı final serisi ilk maçında detroit pistons'a karşı son hücumu teke tek oynayıp maçı uzatmaya götüren üçlüğü atması (faul yapıp maçı kazanmak yerine savunma yapmayı tercih eden larry brown'u da unutmadık)
    https://youtu.be/mdzo77adjue

    2006 yılında utah jazz'a 30 sayı attığı 3. periyot (toplam 52 sayı)
    https://youtu.be/n0xzdqahak8

    2006 yılında dallas mavericks'e 3 periyotta 62 sayı attığı maç
    https://youtu.be/ijnofs3g91a

    gene 2006 playofflarında phoenix suns karşısında önce maçı uzatmaya götüren turnikeyi, sonra uzatmada maçı kazandıran basketi atması. (bunların ikisi de spontane gelişen set hücumu dışı pozisyonlardı)
    https://youtu.be/naczzdmp4c0

    2006, toronto raptors, 81 sayı
    https://youtu.be/s7p4svfg7a8

    2008 olimpiyatlarında ispanya'ya karşı gösterdiği her tarafından olgunluk akan şu performans.
    https://youtu.be/fhpve5yfvhc

    2009'da basketbolun ana sahnesi madison square garden'da sanat filmi niteliğinde gösterdiği 61 sayılık performans
    https://youtu.be/sduzjhihjci

    benim michael jordan'ım sensin kobe.
    jordan'ın büyüklüğünü sorgulamam, sorgulayanı azarlarım. ama bizim için en büyük sendin.

    en güzeli senin sayısız rekor kırışını izlemekti.
    en güzeli senin shaq olmadan şampiyon oluşundu.
    en güzeli her sene oyununa yeni özellikler, yeni silahlar eklemendi.
    en güzeli kendine black mamba lakabını takacak kadar narsist ama bir o kadar da hakediyor olmandı.
    en güzeli 12 üçlüktü.
    en güzeli 3 çeyrekte 62 sayıydı.
    en güzeli 81 sayıydı.
    en güzeli aşil tendonu kopuk halde sahayı terketmeyip faul atışlarını kullanmandı.

    ama artık bitti.

    teşekkürler.

    spark

    not: ağlamıyorum, gözüme efsane kaçtı...

    - - - - -

    aklımızda kalsın, günahına girdiği nba yıldızları:

    ben wallace - https://youtu.be/m4thirfdo0q
    steve nash - https://youtu.be/2g7lkhjr8ia
    dwight howard - https://youtu.be/8p5m6kkx6ga

    - - - - -

    son: http://static3.businessinsider.com/…rd soft gif.gif
  • bu adam jordan'dan sonra gelmiş geçmiş en iyi 2. oyuncu. birileriyle kıyaslamak içinde yanlış zamanlar bunlar. adam gelmiş 35 yaşına kariyerinde ulaşamadığı bir başarı, tek başına tecavüz etmediği takım kalmamışken gerek yok yani *

    draft olduğu seneden beri kıyaslanmadığı yıldız kalmadı(carter, t-mac, iverson*) hepsinin eline bir bir verişini izledik durduk, ki hepsini çok severim. kariyerinin başında yeni jordan olur mu diye gazlanmaya çalışıldı oyun tarzı, stili, kazanma hırsı jordan'a en çok benzeyen oyuncuydu. adam durmadan çalıştı çabaladı copy-jordan değilde kobe bryant oldu. başarılarla dolu bir kariyerinin sonlarına doğru yaklaşmışken bu adamı itin götüne sokmak çokta mantıklı değil. önümüzdeki birkaç sene içerisinde bu adam basketbolu bıraktığı zaman 90'lar jenerasyonundan nba'de oynayan adam kalmayacak lan bide bunu düşünün.

    edit: zamanın ötesi ney lan. yanlış bişey mi söyledik sanki.
  • deron willamsla yanyana oynamaz. sistem koşmayan iki oyuncuyu kaldırmaz. ekrem dağ gibi savaşçı oyunculara ihtiyacımız var.
  • saçma sapan şekilde shaq'ı gönderdiği söylenen oyuncu. öncelikle "liseliler bilmez" kalıbını kullanmak istemem ama öyle yorumlar görüyorum ki rezalet.
    şimdi büyük olayların koptuğu 2003-2004 sezonu ve öncesine gidelim. kobe o sene 25 yaşında ve shaq 32 yaşında. mental olarak olgun olması gerekenin kim olduğu belli burada.
    kobe aynı zamanda bir tecavüz davasıyla karşı karşıya. üstelik suçsuz olduğunu bile bile sürekli bununla uğraşıyor. fiziksel olarak yorgunluğunun yanında saçma sapan bir şekilde maçlar yerine davalara gidiyor falan.

    lakers bir önceki sezon finali görememiş, haliyle 3 peatten sonra başarısız olarak görülüyor. shaq ise o sezonun büyük çoğunluğunu düşük performansla geçirmiş. off season geliyor, shaq bitecek kontratını yenilemek istiyor ve çabaları sayesinde takıma payton ve malone katılıyor. ama shaq'ın kafasında sadece yenilemek istediği kontratı var ve bunu açık açık söylüyor. takım arkadaşları dahi söylüyor.

    kobe ise davalarla beraber sakatlık yaşıyor ve dinleniyor evinde. kampın ilk günü shaq çıkıp diyor ki "eksiğimiz yok, tüm takım burada", sonra ekliyor "fisher, malone, payton için bu sezona hazır gireceğim". ne yapıyor yani? kendisine 3 şampiyonluğunda yardım eden adamı, adam yerine bile koymuyor. sonra evinde yemek veriyor, yemeğe bir kişiyi çağırmıyor, peki bu kim? tabii ki kobe. yetinmiyor açık açık kobe'yi eleştiriyor ve diyor ki "dizlerinden dolayı artık daha fazla pas vermesi gerekiyor". kobe cevap olarak sadece "kendisi merak etmesin, ben zaten bir guard olarak ne yapmam gerektiğini biliyorum" diyor. shaq ondan sonra alakasız bir şekilde "malone ve payton bu takıma sadece 1 kişi için geldiler, bu 2 değil" diyor. yani gene kobe'yi sallayıp "buranın kralı benim" diyor. derdi yine takım için değerini hatırlatıp para istemek.

    kobe bir röportajda bunu dile getiriyor ve anında phil jackson ceza kesiyor kobe'ye. shaq herşeyi yaparken ceza verilmezken phil jackson kobe'ye ilk hatasında cezasını kesiyor. jackson'un amacına daha sonra geleceğim.

    bu şekilde sezon açılıyor. herkesin aklında tek soru var "peki bu iki adam ne yapacaklar?". tek gündem bu nba'de.
    sezonun ilk maçı, kobe sahada yok. lakers'ın rakibi dallas ve kobe o zaman colorado'da. maça yetişiyor ama oynamayacak aynı zamanda sakat çünkü. takım rahatlamışken sahaya geliyor kobe. lakers ezip geçiyor dallas'ı ve 3. periyodun sonunda herkes takımı alkışlarken geliyor kobe. yani ona ilgi gösterilmesini değil, gösterilen bir ilgi varken girmek istiyor.
    v sign yaparak seyircileri selamlıyor ve gidiyor shaq'ın yanına oturuyor. tribünlerden alkış kıyamet kopuyor. maçtan sonra kobe çıkıp diyor ki "bana göre hepsi geride kaldı biz arkadaşız ve 4. şampiyonluğu alacağız". lakers muazzam başlıyor, sonra karl malone'u kaybediyor. all-star arası geliyor. işte jackson bölümü burası. o sene aynı zamanda jackson'un da kontratı bitiyor ve jackson maaşının 2 katına çıkmasını istiyor. hatta tehdit ediyor kulübü. rahmetli jerry buss o an görüşmeleri kesiyor. jackson bu işin arkasında kobe'nin olduğunu düşünüyor. ama normalde ise olan artık jerry buss'ın triangle offense oynayan takımın zevk vermediğini ve eskisi gibi showtime basketboluna dönmenin takıma maddi ve manevi katkı sağlayacağına inanması ve o kontratı vermek istememesi. jackson saçma sapan geriye düşülen bir maç sonrası, çok iyi hatırlamıyorum ama maç içerideydi onu biliyorum, kobe'yi düzgün şut kullanmıyor diye eleştiriyor kobe ilk yarısını 1 sayıyla tamamladığı maçı ikinci yarıda 40 sayı atarak kazandırıyor gene eleştiri alıyor. sonra gidiyor başka bir maçı 8 sayı ile tamamlıyor ve sağlam bir savunma performansı koyuyor bu sefer de "daha agresif olması lazım" diyor phil jackson. daha sonra lakers playoff yapıyor ama finaller kaybediliyor. tex winter'a göre finallerin gitmesinin tek sebebi ise shaq'ın kazanmak istememesi. "adam gibi bir maç oynamadı" diyor shaq için.
    sezon bitiyor ve lakers'ın elinde 3 tane kontratı bitmiş isim var, kobe, shaq ve phil jackson. lakers yönetimi phil jackson ile kafadan sözleşme yenilemiyor. shaq ise çıkıp diyor ki "eğer jackson gidiyorsa beni trade edin", kobe ise ağzını açmıyor.
    lakers aradaki yaş farkı, shaq'ın artık çenesine vuran performans düşüklüğü ve illallah dedirten sakatlıkları ve egosu yüzünde doğal olarak shaq'a kontrat dahi önermiyorlar ve gönderiyorlar.

    shaq miami'ye trade oluyor çer-çöp karşılığında. sonra shaq çıkıp diyor ki daha miami'ye ilk geldiğinde "ben kaliteli bir tuvalet kağıdı gibiyim, kalitem bellidir". daha sonra yine gider gitmez bir karşılaştırma yapıyor.
    "ben don vito isem, penny fredo, kobe sonny, wade ise michael'dır". buradan da kobe'ye çakıyor gene.

    üstelik burada kişisel yorum yapacağım; shaq o dönemin en dominant oyuncusudur evet fakat kobe olmasa tek başına kazandığı hiçbir yüzüğü kazanamayacak olan adamdır. keza kobe de shaq'sız o 3 tane yüzüğü alamayacak adamdır. yani bu iki adam birbirleri sayesinde bu başarıları yaşayan adamlardır. ki bunu shaq biraz sonra diyeceğim cümle ile doğruluyor.

    kendisine bu kadar yararı olan adama çakıp, daha lige gireli 2 sene olmuş adamı yüceltmek falan herşeyden önce karakterli birine yakışmayacak davranıştır. nesini gördün wade'in de sana 3 şampiyonlukta yardımcı olan adama çakıyorsun? daha sonra wade bile bunu dürüst bulmadığını söylüyor. tabii zaman geçiyor, ikisi arasındaki kavgalar shaq'ın kariyerinin sonuna gelmesiyle azalıyor ve shaq'a emekli olduğu gün soruyu soruyorlar "garnett, wade, kobe, lebron gibi adamlarla oynadın, en iyi kimdi" diye soruyorlar. shaq cevap vermiyor soruya fakat sadece kobe ile ilgili olumlu şekilde konuşuyor.

    "lakers'tan niye ayrıldın? sebep kobe miydi?" diye soruyorlar verdiği cevap ise "kobe ile olayların alakası yoktu, ben sadece daha fazla para ediyordum fakat bana bunu vermediler" diye bütün bu yaptıklarını açıklayan cümleyi kuruyor.

    yani shaq alamadığı dolarlar yüzünden kobe'ye sardığını itiraf ediyor. hatta ve hatta kendisine son olarak şu soru geliyor; lakers'tan ayrılmak hata mıydı? işte orada shaq'ın en büyük itirafı geliyor. "hiçbir zaman 'eğer' demem ama biz beraber kalsaydık değil 3, 6 tane şampiyonluk kazanırdık, tarihin gördüğü en iyi ikililerden biriydik" diyor.

    işte sevgili sözlük, durumlar böyleyken böyle. eğer hala kalkıp "kobe shaq'ı gönderdi" diyecek adam varsa, bu sadece çok büyük nefrettendir.
  • beton sahalarda derme çatma potalara basket attıktan sonra "kobeee" diye bağırırdık. bu dünyanın öbür ucunda yaşayan bir insanın adana'da varoş bir mahalleye ulaşması efsanesidir. üzdü.
  • çöp kutusuna çöpü basket şeklinde atıp, içine sokunca kobe diye sevinen insanları derinden etkiledi. huzur içinde yat.