şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • cep telefonunuzu kaybettiğinizde ertesi gün kayıp eşyalarda bulduğunuz, ders notlarınızı 5 dakikalığına lavabo kenarına koyduğunuzda ise sonsuza dek kaybettiğiniz yer.
  • valla 8 sene bilgisayar mühendisliği bölümünde okudum, asistanların parayla ödev cevabı saattığı iddiasını kesinlikle gerçekçi bulmuyorum. doğru olsaydı 8 sene okumazdım aq.
  • geçen gün rektör öğrencilere mail atmış. mailin ana fikri ise işte elektiriği, suyu, şunu bunu daha tasarruflu kullanırsak, seneye okulumuza şu kadar daha burslu öğrenci alabiliriz fazladan demiş. abicim ben bu rektörü elinden öpmek istiyorum. bizzat böyle gidip odasına tebrik etmek istiyorum. zihniyete bakar mısınız ya?

    bu da böyle bir anıdır işte. koç üniversitesi öğrencisini bilmem ama yönetiminin zihniyeti budur. ülkemin diğer birçok vakıf üniversitesine örnek olması dileğiyle.
  • hayatımda gördüğüm en güzel karalama kampanyalarından birine ev sahipliği yapan okul. söylenecek o kadar çok şey var ki herkes olayı soruşturmadan lince başlamış.

    öncelikle, yiğit hocamızın 'lan' demesi sonuna kadar ayıptır. kendisi de bunun farkındadır ve videonun kesilen kısmında yaklaşık bir 50 kere özür dilemiştir. tabii ki videonun amacı taş atmak olduğu için o kısımlar kesilmiş.

    öğrenciler kaç gündür kampüste eylem yapmaktalar. bu eylemler sırasında yiğit sayın'ın r harfini doğru telaffuz edememesiyle bile dalga geçmekteler. kendisine yapılan ayıplara rağmen yine de bahsi geçen videonun olduğu gün çıkıp öğrencileri dinlemiştir fakat karşısında da iki kelimeyi bir araya getirebilen bir tane öğrenci yoktur. 1 saatlik videonun neredeyse tamamında tek bir cümle kurmasına bile izin verilmemiş, her söylediği evrilip çevrilmiş, ağzından çıkan cümlelere aldığı tepki ise "ama non binary" tarzı konuyla alakası olmayan şeyler olmuştur.

    öğrencilerin isteklerinden haklı olanlar da var fakat bu şekilde çözüme ulaşmaya çalışıp da karşınıza böyle bir muhatap alabiliyorken 2 cümle kuramayıp adamı dinden çıkarmaları cidden olayın haklı yönlerini baltalıyor. yiğit hoca bu okulda "lan" diyecek gerçekten son kişiydi, ona da dedirtmişler.

    edit: öğrenciler resmen türkiye standartlarında cennette yaşadıklarının farkında değil. buna rağmen güzelim okulu böyle konulara çekip haber yapmak tam da hükümetin ekmeğine yağ sürmek oluyor. yarın okula sivil polis gelse nereden geldi bunlar diye ağlayacak ekip de tam bunlar.

    öğrencilerin derdi kız-erkek yurtlarına girememek. derde bakar mısınız? yemek yapıyorlarmış da yiyemiyorlarmış. yiğit hoca sanki ülkede şeriatın bekçisi. adam yönetmelik olduğundan bahsediyor. bunlar da ama hocam karşı çıkmalıyız yönetmeliğe diyor. ben yiğit hoca olsam dikkate alıp dinlemem bile ama naif adam işte.

    edit 2: altta bir tane gerizekalı yiğit hocanın lan demesi üzerine yazdığım entryi eleştirirken yavşak, örümcek kafalı falan demiş bizzat bana. bu tipler işte tam olarak şu okulun kanseridir.

    biz okul cennet derken tam olarak bunlara karşı olduğumuzu belirtiyoruz da anlayan yok. haklı davan da olsa bu şekilde beyinsiz gibi savunursan sırtına binen de çok olur. okuldan da haberleri yok. okulda yemekhanede kız-erkek diye bir ayrım yok. bakın tekrar söylüyorum. yok böyle bir ayrım. kız yurduna erkek öğrenciler giremiyor. bu kadar basit. bu da yök tarafından konulan bir kural. okul belirlemiyor yani. kız ve erkek yurtlarında mutfaklar var. bu yurtlara giriş de yasak olduğu için giremiyorsunuz buraya. ortak alanlar var gidin orada yiyin diyorlar. yiğit hoca koymuş gibi kuralı derdinizi dinlemeye gelen adama ne çemkiriyorsunuz.
  • kar tatili vermemek konusunda büyük bir inat gösteren okul.
    önceki akşam son model yatımla okula gitmeye çalışırken düşündüm ki yatla okula kadar gidemem. hava falan da soğuktu. güvenliği çaldırdım kapattım. eve döndüm.
  • lise mantığından çok liberal arts college mantığına yakın üniversitedir. bu yüzden türkçe, tarih, vs. gibi yök'ün zorunlu kıldığı derslerin haricinde, her öğrencisine ekonomi, psikoloji, sosyoloji, felsefe gibi konuların giriş derslerini zorunlu kılar. koç'un eğitimini kaliteli yapan aslında budur zaten. birkaç tane oditoryum dersi de vardır ve buralarda 100-200 kişi ders görür, ama genel olarak 20-30 kişilik dersler açılır. ödeviydi, sunumuydu, projesiydi derken en sığır koç öğrencisi bile mecburen avrupa'daki, abd'deki okulların öğrencileriyle aynı kulvarda mücadele edebilecek seviyeye gelir. amaç zaten budur. herhangi bir hocanın kapısını çalıp girebilirsin, buna dekanlar ve rektör de dahil. o an çok önemli bir işi yoksa kimse sana "sen kimsin de randevu almadan geliyorsun" demez. işi varsa kibarca "şu an müsait değilim, şu saatte bir daha uğra" der en fazla.

    yani koç üniversitesi'nin tüm manası bu liberal arts college mantığı, yani medeni insanın alması gereken kültürü aşılıyor sana, ve eğitim almak istediğin konuda belki dünyanın olmasa da ülkenin en iyi akademisyenleriyle çok yakın çalışma imkanı sağlıyor. küçük olması, ödeviyle, sunumuyla, projesiyle "lise" gibi gözükmesi de bu yüzden. tabii ki öğrenci popülasyonunun belli bir kısmı saygısız, aile terbiyesi almamış, umursamaz gözükebilir, ama bu herhangi bir devlet üniversitesindeki oranın yanına bile yaklaşamaz.

    derste bilgisayar açmak yasak falan değildir. derslerin %90'ında bilgisayar açıp takılabilirsiniz, hatta son yıllarda gördüğüm kadarıyla herkes onenote falan kullanıp direkt bilgisayara not alıyor, ben de dahil. derste bilgisayar kullanmayın diyen varsa büyük ihtimalle kullanmaman gerekiyordur zaten.

    derslere geç gelme olayının en büyük sorumlusu trafik ve okulun çok uzak olması olabilir belki. onun dışında umursamaz olan, yurtta falan kalıp bunu alışkanlık haline getirmiş olan var mıdır? tabii ki vardır. ama gözünüzü seveyim bunu sınıf nüfusunun yarısından fazlasının devam zorunluluğu olmadığı için bir sene okula bile uğramadığı, hiçbir kontrol mekanizmasının işlemediği, sınava girilip diploma alınan devlet üniversiteleriyle karşılaştırmayın. biz o projelerle, ödevlerle, sunumlarla en azından konuları günü gününe takip edip cidden bir şeyler öğrenmeyi öğreniyoruz.
  • kar tatili vermemek konusunda büyük bir inat gösteren okul.
    hava muhalefeti yüzünden helikopterim iniş yapamadı. on kere aradım güvenliği halat atın, bizi aşağı çekin diye yine olmadı. sonra yürüyerek gitmek zorunda kaldım.
  • kayıtlara girmesi açısından söylüyorum,

    2010 senesinde açılan tıp fakültesi 2016 yılında ilk mezunlarını verirken, mezuniyet töreninde edilen hipokrat yeminine cinsel yönelim ifadesini eklemiş ve hasta ayrımı yapmayacağına binler önünde ant içilmiştir.*
  • [yazdıklarımın çoğunu kendi fakultemi düşünerek yazdım]

    daha kazandığımı bile bilmeden eleştirmeye başladığım, öncelikle web sitesinden başlayarak seneler içinde milyon tane sorun bulduğum okul.

    ama içine girdikçe çoğu sorunun öğrenciler ve yöneticiler tarafından çözülebildiğini, sadece etrafına ve sorunlara duyarlı olarak zaman ayırmak gerektiğini gördüm. eleştirdiğim bazı şeyler tamamen, bazıları kısmen değişti. bazılarını artık eleştirmeyi kestim. eksikleri de vardı, ama şunu kesin biçimde anlayabiliyordunuz ki, bu okuldaki bir öğrenci olarak sizi dinleyen insanlar vardı. en olmadı, kendizi dinletmenin yollarını buluyordunuz. önemli olan istemek ve mantıklı biçimde, doğru yöntemlerle kendini ifade etmekti.

    koç üniversitesi, başarılı öğrenciye dünyanın kapılarını açan bir üniversite. "abi, koç'a senin bölüme geleyim mi?" diyenlere dediğim tek şey, "gerçekten okul okumak istiyorsan, kararlıysan gel" oluyor. koç'un eğitimi iyi, ama koç ilgi istiyor, zaman istiyor, motivasyon istiyor. özellikle bölümler zorlaştıkça ödevler, devam zorunluluğu, sınavlar boş vakit bırakmıyor. en azından benim bölümüm, bilgisayar mühendisliği bu durumda. genel olarak mühendisliklerin böyle olduğunu da söyleyebilirim sanırım.

    atilla aşkar'ın bir röportajında "nasıl okulda hiç sorun çıkmıyor?" sorusuna "öğrencileri boş bırakmıyoruz. bu yüzden sorun çıkartmıyorlar" dediğini hatırlıyorum. gerçekten de öyle.

    ama aklı biraz karışık olan, hayatta ne istediğini tam kestirememiş, herşeye el atan, okulla iş hayatını birlikte sürdürmeye çalışan birisi için çok zor, baskıcı, sıkıcı bir okul. bu okul bitecekse, bitirecek kişi kendisini okula adamalı. öbür türlü yürümüyor. diğer üniversitelerdeki insanlar haftanın 2-3 günü dışarıdayken, koçta bir günün boş olursa kendini şanslı sayıyorsun.

    okul dışında bir hayatın varsa çok zorlanıyorsun. arkadaşlarını görmen, düzenli olarak birileriyle buluşman, bazı işleri yürütmen veya birşeyler kurman gerekiyorsa çok zorlanıyorsun. piyasayı iş hayatında öğrenmek istiyorsan, okuldan alacağın pratik eğitim kadar körelmesine izin vermemen gereken girişimci ruhunun da önemli olduğunu düşünüyorsan, iş tecrübeleri kazanmak istiyorsan çok zorlanıyorsun.

    ve bütün bunlara ek olarak paralı bir okul, pahalı bir okul. ilgilenmediğin her anda kendine kızıyorsun çünkü onlarca parayı çöpe atıyorsun. evet türkiye'nin en pahalı okulu ama ihtiyacı olanlara, başarılı olanlara benim de bir dönem aldığım gibi burs veren, destek olan bir okul. hayata tutunmak isteyenlere hep bir şans daha yaratan okul. bugüne kadar ciddi biçimde isteyen kimseye son bir şans vermeden biletini kestiğini görmediğim okul. okul da okul...

    evet, 370 entryde birçok defa dile getirildiği gibi prosedür okulu, kurallar okulu, bürokrasi okulu, koç'un okulu. evet, ders sisteminde sorunlar var, evet bazı mühendislik bölüm dersleri çok az alan dersi barındırıyor ve bundan mutsuzuz, evet advisor sistemi pek çalışmıyor, evet bütün hocalar çok iyi ders anlatamıyor, hatta bazıları anlaşılır cümleleri zor kuruyor ama bunlar koç'u kötü bir okul yapmıyor.

    evet koç özel bir üniversite, sosyete takımı da burada, evet suzy'deki sosyetik diyaloglar insanın ufkunu daraltıyor ama bunlar koç'un öğrencilerini değersiz yapmıyor. aksine, her türlü insanı barındırıyor, her türlü insandan birşeyler öğretiyor, önyargıları yıkıyor. bazen öyle insanları tanıtıyor ki, kendi yanlışlarını daha iyi görüyorsun, hayattaki yerini, elindeki şansları farkediyorsun. bazen öyle güzel insanlarla tanışıyorsun ki, kendini sorguluyorsun.

    okul öğrencisini seviyor, okul öğrencisini korumak istiyor. mesela ben, bugüne kadar yazdığım herşey idare tarafından okundu, hatta bir defasında gazeteye çıkan ve baş ağrıtan bir yazıyı da (konseyin izniyle) sözlüğe ben koymuştum. buna rağmen az kahrımı çekmediler. süper bir dekanı, çok tatlı öğrenci işleri kadrosu, öğrencilerini çok seven, çok iyi niyetli bir rektörü ne zaman bir konuda fikir istesem randevu verip beni dinlediler, kötü günümde destek oldular. tamam, bazen büyük saçmalıklar gördüm, olmaması gereken şeylerden sorunlar yaşadım ama aynı miktarda ben de saçmaladım. rektörümüz bunlara "büyüme sancıları" dedi, geçti.

    okul küçük bir çocuk gibi, okul şehir dışında, hergün gelmeni istiyor, okul devam zorunluğuna sahip, her an orada olmanı istiyor, okul fazlasıyla ödev ve proje veriyor, boş zamanlarında onunla ilgilenmeni istiyor. okul, bazen üstüne üstüne gelip özgürlüklerini kısıyor ama eğer ona katlanırsanız, büyüyen siz oluyorsunuz.

    ben bir süre okula gitmemeye karar verdim. double f yaptığım dersin sınavına girmedim ve bu sayede okulu dondurma şansına sahip oldum. ailemden maddi destek almayı kestim ve bir işe girdim, ev arkadaşı bularak kendi evime çıktım. bu sırada kendi işim olan reklamgiy'i de geliştirme fırsatı buldum. bütün bunların sonunda gerçekten ne istediğimi anlamamı sağlayacağını umuyorum. çünkü öbür türlü diploma almak için okuyan insanlardan olmak istemiyorum. zaten o tür insanlardan olamıyorum, çünkü isteksizce bir işi yapamıyorum. sorgulamadan öğrenemiyorum. gerçekten bilgisayar mühendisliği okumaya, ve önümdeki birkaç seneyi sadece bilgisayar mühendisliği okumaya karar verirsem döneceğim okuldur. koç'tur. aksi olursa, hoşçakal diyeceğim okuldur.

    gecen zamandan sonra edit: geri donmeye karar verip geri dondugum ve adam gibi degerini bilerek okudugum okuldur.

    edit2: rektörünün değiştiği, bir çok sınırlayıcı kuralın giderek öğrencilere daha rahat bir ortam sağlandığını öğrendim. bu sırada ben kendi bölümümden severek mezun oldum, kendi sektörümde bir iş kurarak hayatıma devam ediyorum.
  • bir mezunu olarak şunun farkındayım ki, bu okuldan çıkan birinciler yüksek oranda paralı okuyan öğrencilerdir.

    hani burslular için okulda okumayan insanlar burada anlamsız korumacı bir havaya bürünüyorda. o yüzden şey ettim.

    bir de bizim okuduğumuz zamanda kimse kimseye burslu musun değil misin diye sormazdı, kimse de siklemezdi. hani o filmlerde görüp; kesin koçta da böyledir dediğiniz "sen burslu musun, pis fakir sana ekmek yok" mantığı bu okulda yoktur. her sene dünyanın parasını vermeyi çok kolay ve kimsenin siklemediği birşey zannediyorsunuz. komik.

    koç holding'i bilenler bilir. o holding zihniyeti neyse okulda öyledir.

    tabii artı parantez açmak lazım. mevcut dönemde artık yavaş yavaş akp zihniyetinin yarattığı burjuva kesimin çocukları bu okulu tercih etmektedir. o çocuklar eğer şu dönemde burslularla taşşak geçiyorsa bunu o hep klasik bok attığınız beyaz türklere değil, diğer tarafa sorun. görgüsüzlüğün prim yaptığı dönem nedense son 12 sene.
hesabın var mı? giriş yap