• an itibariyle günümün ne kadar eğlenceli geçtiğini bana hissettiren, eğlenceli ve bir o kadar da komik, sürükleyici
    "oyun içinde oyun" ...

    oyunda oyuncuların profesyonelliği sahneyi o kadar diri tutuyor ki seyirci bir dakika olsun boş kalmıyor. oyuncu tayfasının, yapımcı müsveddelerinin, oyunlar aleminde dönen çarkın arka planınıyla bir de güzel dalgasını geçiyor ki gay yönetmen rolündeki bekir aksoya ve tam anlamıyla kolpa "pezevenk" yapımcı rolündeki hazım körmükçüye imrenerek bakıyor insan.

    selçuk yöntemve tilbe saran zaten şapka çıkarılası bir profesyonellik. eskiden birbirini çok sevmiş fakat halihazırda birbirinden nefret eden ama bir oyunda tekrar biraraya gelen iki manyak aşığı en nevrotik ve sarkastik haliyle canlandırmışlar. bir dakika olsun dağılmayan ilgiyi toplamak için biçilmiş kaftan ikisi de.

    oyunu çekip çeviren dört kişi de herbiri tek tek rolünün hakkını veren değerli oyuncular. dizilerde görmeye alışkın olduğumuzdan olsa gerek bekir aksoy ve hazım körmükçünün performansının bu kadar iyi olacağını hiç beklemezdik. öyleyse dizilerde harcanan yeteneklerin de farkındayız artık.

    bir de oyunda edilen küfürlere gelince. kimi tam yerinde insanı koltugundan fırlatacak derecede komik; kimiyse belki fazlalığından yakınılabilir. ne de olsa çok estetik durmuyor fakat gerçekçilik yaratması açısından bakıldığında hugo martial gibi bir adamdan çok da edebi konuşmasını bekleyemeyiz elbette.

    tiyatrodan keyf almak isteyenlere birebir bir oyun koca bir aşk çığlığı.
  • oyunun yönetmeni ışıl kasapoğlu'nun, broşürdeki yazısı:

    acaba aşk bu mu?

    sizler her sabah umutların kapılarını açıyorsunuz. bizler her akşam tiyatromuzun kapılarını...

    sadece tiyatromuzun kapılarını... bir de yüreklerimizin kapılarını açabilsek... yaşamlarımızı anlatabilsek sizlere!

    iki ya da üç saat boyunca sahneden size sunduğumuz, sizlerle paylaşmaya çabaladığımız metinlerle "boğuşmaları"mızı, "sevişmeleri"mizi, perde arkasını bir anlatabilsek.

    bir anlatabilsek mide kanamalarımızı, bademcik ameliyatlarını, kalp krizlerini... ya da "tiyatro"nun sevgililerimiz, annelerimiz, babalarımız ya da çocuklarımız yerine geçtiğini ve ayrılıkların zor, çok zor olduğunu... sevgiliden de tiyatrodan da...

    ve bu "kavga"nın taa ölüme değin devam edeceğini...

    bir anlatabilsek bizler için "yaşam" ve "tiyatro"nun aynı şey olduğunu...

    ve bu "şey"in "herşey" olduğunu...

    turneler nedeniyle aylarca karılarını, kocalarını, çocuklarını, sevgililerini göremeyenlerin "ya ben ya tiyatro"yu duyanların çokluğunu...

    acaba aşk bu mu?

    p.s. daha önce başka bir oyun için yazmıştım bu yazıyı. ama koca bir aşk çığlığı için çok uydu.
    sevgiyle...

    ışıl kasapoğlu
  • oyunu türkçeleştiren zeynep avcı'nın, broşürdeki yazısı:

    koca bir komedyenden...

    insan bildiği şeyi iyi yapar. bir tiyatrocu tiyatro yaşamını yazmaya kalkarsa da iyi yazar.
    çünkü iyi bilmektedir.

    josiane balasko yıllardır sahne tozunu da sinema çilesini de iyi tanıyor. önce sahne tozuyla girişmiş işe, sonra sinemada başarı kazanmış. komediyi de iyi biliyor. dolayısıyla balasko sahnede olan bitenlerin perde arkasını komedi olarak kaleme aldığında (hele bir de kendi oynayacaksa) bilmeliyiz ki, hem sahne insanlarını hem de onların yaşadıklarını bizi gülmekten kırıp geçirerek anlatacaktır.

    koca bir aşk çığlığı, balasko’nun hem yazdığı, hem sahnede hem beyaz perdede yönetip oynadığı, yani tepeden tırnağa balasko olan bir yapıt. ilk bakışta sahnelerde ya da beyaz perdede star olmasına yardım etmeyecekmiş gibi görünen fiziğini başarıyla kullanıp giderek ortaya çıkar çıkmaz güldürmeye başlayan balasko'yu türkiye'ye taşıyor denebilir. uzaktan pek beğendiğimiz, sahneye çıkınca bizi büyüleyen kişiler üzülmüyor mu, kavga etmiyor mu, korkmuyor mu, nefret edmiyor mu, endişeden mahvolmuyor mu? bütün bu duygular içindeyken yine de nasıl güldürüyorlar bizi?

    koca bir aşk çığlığı fransa ve belçika sahnelerinden sonra türkiye'de de izleyiciyi komedyenin büyülü, esrik, neredeyse gerçek dışı, traji-komik dünyasına götürecek.

    zeynep avcı
  • koç üniversitesi sevgi gönül oditoryumunda oynandığında daniel karakterini ömer akgüllü canlandırmıştır hazım körmükçü yerine. tilbe saran ve selçuk yöntem kadar bekir aksoy un oyunculuğu da alkışlamak için bir sebep idi. ömer akgüllü çılgınca alkışlandı salonda bunun bir sebebi gerçekten iyi bir oyun çıkarmış olması olsa da biraz da koç öğrencilerinin hocalarına kıyağıydı sanki.
  • izmir sanat sayesinde 7.5 tl'ye izlediğim, tadı damağımda kalan harika oyun. bilet fiyatından özellikle bahsettim çünkü biletix'ten bakıldığında 30 tl civarında fiyatlar görülebilmekte. sadece iki gün izmir'de kalması izmir'e büyük haksızlık gerçekten. gerçi, bu sonu gelmez dizi sektörünün, sefa sürdüğü dönemlerde iki gün bile bulunmaz nimet.

    kesinlikle ve kesinlikle gidilmesi, izlenmesi ayakta alkışlanması gereken oyun ve oyunculuk. tilbe saran gibi müthiş bir oyuncuyu ilk defa izlemek benim için ne kadar utanç verici ise, geç de olsa izleyebilmek o derece inanılmazdı. oynamıyor cıvıldıyor resmen. diğer oyuncular da gerçekten çok iyi fakat tilbe saran eminim izleyenlerin bir çoğunu kendine aşık etmiştir. kavak yelleri ekibinin bir kısmı da hazır izmir'deyken kaçırmayalım diyerek gelmiş heralde oyuna.

    bilet fiyatları falan tamam ama o en ufak harekette çılgınlar gibi gıcırdayan koltuklara izmir sanat'ın bir el atması gerek. bazen oyuncuların ne dedikleri anlaşılamıyor gıcırtılardan.