şükela:  tümü | bugün
  • ulvi cemal erkin'in çokça uğraşarak senfonik yapıya soktuğu bir türkü. milli çok sesli türkümüzde hakim enstruman fülüt olup, trt'nin bu derlemeyi çok beğenip fırsat buldukça dinletmesinden ve birçok programın final ezgisi olarak yayınlamasından kelli, köçekçe'nin notaları beynimize kazınmış haldedir; duyduğunuzda usunuza çocukluğunuzun tv başında geçen soğuk kış gecelerinin düşmesi büyük ihtimaldir. (duzeltme icin itaatsiz'e tesekkurler)
  • kocekce muzik formu olarak kocek veya cengilerin oynamasi icin yaratilmis bir oyun muzigi formudur, sozlu veya sozsuz olabilir ve genellikle halk muzigi ezgilerine yakin ezgiler kullanilir..
    herkesin cokca bildigi unlu kocekce eseri ise aslinda ulvi cemal erkin'in derlemesidir..
  • dort turk orkestra eserinin ilk parcasi.
  • yamulmuyosam anadoludan görünümün jenerik müziğiydi. bir şeye benzeyen, dinlenebilir nadir türk senfonik eserlerinden
  • (bkz: köçekçeler)
  • dinlemesi gayet zevkli başarı ile çalınmış eser. çalanları tek tek tebrik etmek lazım iyi çalmışlar genç çocuklar.
  • karcigar makamindan olanlari en cok bilinenleridir.
  • duyuldugunda 80 lerin cocugu olan her turk evladina bicerdoverleri hatirlatarak can havliyle uzaklasma istegi yaratan eser..hatta direk akla bicerdoverlerden sonra turkiyenin gelismi adina "fabrika bacalari,bogazici koprusu,1 tane turk badrali silep,3 tane tank,ekose etekli calisan kadin" goruntuleri getir..ki turkiyenin 80 yildaki gelisimini gosteren bir eserdir bu..eeee turkiye kus misali nerdeeeen nereye..
  • ulvi cemal erkinin en büyük türk erkin babası olması gerektiği fikrini beyinlerimize kazıyan eser.

    böyle bir neş'e, letafet ile başlıyor... ellinci saniyesinden sonra biraz uslanıyor. ardından bütün yirmiüç nisan merasimlerini, neş'e doluyor insanları filan hatırlatıyor insana. elimizde o tarafa bu tarafa sallayarak figürler sergilediğimiz kurdelalarla hayal ediyoruz kendimizi. ikinci dakikasına başlamadan acıklı bir köy olayını hatırlıyoruz, başlayınca ondokuz mayıslara geçiyoruz. iki kırklı sürelerinde filan, kendimizi üflemeli çalgıların hakimiyetine bırakıyoruz. yırtarız dağları, enginlere erkinlere sığmayız diyoruz. üç yirmilerde anadoludan görünüm başlıyor. yurdumun anadolu nam cennetinden çıkmış bir "kötekçe" bu diyoruz. yurdumuz ne cennet, ne güzel yer. görsen ne güzel olursun, bilsen anadoluyu diyoruz. sonra headbang yapıyoruz. dört buçukuncu dakikalara kadar. sonra bir köy üflemeli töreni oluyor. "eller kınalı, gözler sürmeli, nerede bulmalı, satın almalı, beeeeeeeeeenli ah gel sürmelim gel" diyoruz beşinci dakikasına girerken. sonra gene headbang yapıyoruz. bir daha köyümüzün yağmurlarını getiriyor aklımıza köçekçe. köpekçe özlüyoruz anadolumuzu. bilahare efe oluyoruz, efelerin efesi gibi kollarımızı kabartıp kabartıp dans ediyoruz, altıncı dakikasının sonlarında. sağa sola sallanıyoruz bir miktar. bakmışız yedi buçuğuncu dakikalarına gelmişiz köçekçenin. ardından "nazlı yarim geldim sana, fistanını toplasana" diyoruz sekizinci dakika girişinde. bir yarım dakika daha nazlı yari düşlüyoruz köçekçeyle. ardından sanki karadeniz bir esiyor köçekçede. bir bakıyoruz, dokuz dakika olmuş köçekçemiz. tam omuz sallarken biz, o bitiyor. loopa almışız ya, sonra gene şen şakrak başlıyor köçekçe.

    günlerce, yıllarca dinlense insanı (misal beni) sıkmayacak, çoşkulardan çoşkulara sürükleyecek bir melodiler bütünü. hayır üç beş gündür düzensiz aralıklarla bangır gümbür dinlediğimden değil. çocukluğumdan kalan bir alışkanlık. ben doğmadan dinlemişim gibi sanki köçekçeyi. köçekçe doğmuş, köçekçe ölecekmişim gibi sanki.

    eskiden okulumuzun eğitim yılına başlamalarını oditoryumlarda kutluyorduk. ben bunun canlısını da o vesile ile dinlemiş idim. canlısı daha bir hoş oluyor. bangır gümbür yüreği pır kıpır oluyor insanın. valla, canlı bi dinleyin. klasik müzik dinlemeye insanlar köçekçe dinleyerek başlamalı zaten. türk müziğini de insanlar bunla tanımalı. isabetli bir tanıtım müziği.