şükela:  tümü | bugün
  • gazeteci yazar saygı öztürk'ün kaleminden tanıklar, ifadeler ve belgeler ışığında 15 temmuz 'da olanlara bilinenler, bilinmeyenler kapsamında bir bakış.. gündemi o günlerden beri takip edene çok birşey öğretmiyor anlatmıyor belki ama ileride 15 temmuz'a ait elinizde derli toplu bi kitap olsun derseniz kütüphanemizde olması gereken bir eser..
  • saygı öztürk'ün 15 temmuz'la ilgili kitabı.

    15 temmuz darbe girişiminin merkezi olarak kabul edilen akıncı üssü'nün eski adı mürted'di. osmanlı padişahlarından yıldırım bayezid ile timur'un ordusu burada karşı karşıya gelmişti. başlangıçta yıldırım bayezid'in yanında olan bazı komutanlar saf değiştirmiş ve bu da savaşın kaderini belirlemişti. bayezid kendisini yarı yolda bırakan komutanlar için “mürted” demişti. bunun anlamı açıktı: “hainleri unutma!”

    aradan yüzyıllar geçtikten sonra aynı yerde başka bir ihanet yaşanıyordu. fetö'cü darbe girişimcileri, esir aldıkları genelkurmay başkanı'nı ve diğer komutanları burada alıkoydular. planlarını burada hayata geçirdiler.

    ve türkiye tarihinin en kanlı gecelerinden birine imza attılar...

    araştırmacı gazeteciliğin önde gelen isimlerinden saygı öztürk bu kitapta o ihanet gecesi yaşananları ve sonrasını, tartışma yaratacak tanıklıklar, ifadeler ve belgeler ışığında yeniden değerlendiriyor.
  • adını ve konusunu geçtim, bir yazar bir kitabı dört ayda yazmışsa bilin ki o kitabı ne insanları bilgilendirmek için yazmıştır, ne de sanat için. o kitap para için yazılmıştır ve o kitap belirli bir zekâ seviyesinin üzerindeki insanlar tarafından okunmaz.

    tanım: dr raflarında gördüğünüz, dört ayda yazılmış saçma sapan fetö kitaplarının bir diğeri. türk yazarının ve okurunun seviyesini ortaya çıkarması açısından önemlidir.
  • valla para için mi yazmış, başka bişi için mi yazmış bilmiyorum ama yazarına laflar hazırladım.

    saygı öztürk, bak yılların gazetecisisin, 15 temmuz sürecini aktarmayı mesleğin gereği görev edinmiş ve bi' kitap yazmışsın. kitabın daha başındaki hulusi akar güzellemelerine daha fazla dayanamadım ve kitabı 38'inci sayfasında bu entariyi yazabilmek için mola verdim. hayırdır kardeş ya, ne ayaksınız siz?

    hadi hulusi akar ile ilgili o gün yaşananları adamın ağzından (yani ifadesinden) aktarmanı anlarım da, o saçmalıklar silsilesi flu kısımlar için kendi kendine soru sorup cevaplamana ne demeli? yazarken sen bile farketmişsin ki, okuyucunun aklına ilk gelen flu kısımları kendi kendine açıp cevaplama gereği hissetmişsin.

    bak bilader, senin yarı yaşında adamım ve kitabının ilk kısmındaki güdümlü triplerini okudukça ben utandım. deneyimli bir gazetecinin işi, puslu kısımları açıp akla gelmesi muhtemel soruları sormaktır. elin yandaş gazetecisine laf söylüyoruz, adamları yerden yere vuruyoruz eyvallah da, hiç mi aklına bu ülkede gerçeklerin er ya da geç açığa çıktığı gelmiyor?

    he kirvem, tabi ya. sen beyana göre yazıyorsun, orada değilsin ve nereden bileceksin gerçeği değil mi?
    tabi ya, gazetecilik etiği, gerçeklerin ortaya çıkması falan filan.

    bak saygı bilader, ben senin yarı yaşındaki bi' vatandaş, bi' muhalif, bi' türk genci olarak sana ne diyeceğim biliyor musun? varsın bu ülke kötü zamanlardan geçsin, varsın bu halkın iktidar destekçisinin de, muhalifinin de gözlerine perde insin, varsın bütün ülke o gece yaşananlara senin kaleme aldığın şekliyle inansın; tanrı şahittir ki hiçbir akçeli işim ve hesabım yokken haykırıyorum: yalan söylüyorsun!

    ve son olarak; bütün kitabı bitirip ilgili kısımları burada refere edeceğim, şerh olsun bu da...