şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kenzaburo oe'nin varoluşçuluk soslu romanı. insanın, iradesi dışında bulunduğu dünyaya yabancı olması, tek tek sorunların büyük resimdeki önemi/önemsizliği, sorunu aşma yolunda alkol, cinsellik, bir oranda cinsel "sapkınlık"ların rolü gibi konular üzerinde gezinen batılı bir metin.
  • kenzaburo oe'nin türkçe'ye kişisel bir sorun olarak çevrilmiş, bir solukta okunan kara romanı. bir solukta okunan kara roman yazmak çok güç bir iştir bunu da belirtmek gerek.
  • hayallerinin* peşinden gidebilmek için kendinden, sorumluluklarından,* hayattan* seks ve alkol yardımı ile kaçmaya çalışan, kaçarken tüm bunları sürekli sorgulayan, bu kaçışı gerçekleştirebilmek için bir özürle dünyaya gelmiş olan yeni doğmuş bebeğini öldürmeyi bile planlayabilecek kadar bencil, ama hayatı sarpa saran arkadaşını karşılacağı zorluklardan kurtarmak için kendi sıkıntılarını bir kenara bırakarak duruma müdahale edecek kadar da duyarlı bir adamın hikayesi. bu kaçışta kendisine, intihar eden kocasının ardından kendi kaçışını gelişi güzel adamlarla yatarak ve her gece arabayla şehirde deliler gibi dolaşarak gerçekleştirmeye çalışan eski üniversite arkadaşı eşlik ediyor. yıllar önce, parçası olduğu başka bir kaçışın sonucu ile karşılaştığında ise kırık hayatların insanların kendi seçimlerinin bir sonucu olduğunu görerek bir aydınlanma yaşaması, kaçmaya çalıştığı şeylere daha sıkı sarılması, 27 yaşına kadar ertelediği büyümeyi bir anda kabullenmesi ile sonuçlanan bir adamın birkaç günlük hikayesinin anlatıldığı kenzaburo oe romanı.
  • diğer okuduğum bütün japon yazarlar gibi (mişima, kavabata, dazai vs.), nihilizm, varoluşçuluk, umutsuzluk vs. ile çevrelenmiş, ikinci dünya savaşı sonrası kafayı yemiş neslin/ bireyin kendini bulma çabalarnı konu edinen roman. işleyiş olarak her ne kadar beni osamu dazai'nin insanlığımı yitirirken kadar tatmin etmiş olmasa da, birey ve ahlakın çöküşü, ve toplumsal gerçeklik sorguları açısından oldukça etkileyiciydi. üstelik kenzaburo oe kitabı yazarken kişisel hayatından etkilenmiş ve kendisini adeta kitaba koymuş. (kenzaburo oe'nin de engelli bir çocuğu olduğu düşünülürse). her ne kadar kitapla beraber evlilik, yaşamın sıradanlığı, seks gibi konuları tekrar tekrar düşünmek mümkün olsa da; itiraf ediyorum ki, cümle cümle beni uzak diyarlara götüremedi.
  • --- spoiler ---

    korku duygumuzu yenebilmek için, kaynağını net olarak sınırlaman ve o korku duygusunu yalıtman gerekir.
    --- spoiler ---
  • insani buram buram bayan bir roman. surukleyiciligi neredeyse yok. aksine birkac sayfa okuduktan sonra algi hemen sikintiyla baska seylere kayiyor.
    1994 nobel odulu sahibi bu roman beni nedense yakalayamadi.
  • oe'nin, "amor fati" romanı. romanın başından itibaren baş karakter (bird) o kadar rezil bir halde sunulur ki, arka kapağında yazarın da engelli bir çocuğu olduğu belirtilmese, kahramanıyla özdeşim kurulan kendinden nefretin acemiliğini, yazarın otobiyografik bir huyunu öne serdiğini hissedebiliriz.

    --- spoiler ---

    bird, bir kaçak. ve romanın başında da afrika'ya kaçma planları yapıyor. dünya'ya maruz kalıyor. romanın sonuna kadar da kaçma telaşı, kendini inkar ve kandırmaca son sürat devam ediyor. bebeğin yüzüne romanın en sonlarına doğru bakar, tüm kaçışı, ölmesini dilediği bebekten bağımsız, diğerlerinin tutumuna dairdir. korkularının hiçbir yerinde bebek, dışarıdan bağımsız kendi imgesiyle yoktur. başına gelenin sorumluluğunu yüklenmeyi bildiğinde, kader de garip bir şekilde rast gidiyor. açıkcası bunun bir tesadüften ziyade bir evren yasası, davranışlar çekimi olduğu kanaatindeyim.

    bazen sözlükte, bu kadar nefret bu kadar hınç görünce, anayurt oteli'ndeki, "yeryüzünde canlı kalmanın bir bakıma suç işlemeden olamayacağını bilmeyen, kendini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor, utanıyordu. " cümlesini anımsanırım. tüm hınç, kendimize dair bir inkardan mı mülhem? biri geçenlerde, evine giren hırsızı vuran bir adamdan bahsedince, kulak misafiri olanlardan biri de :" yatak odasına çekip vursaydı aslında ceza almazdı." dedi. sanırım, atari oyunu sanıyor insan öldürmeyi. ya da bir insanı yasalar çerçevesinde yok edersen, yüreğinde günden güne büyüyen bir katrana boğulmadığını düşünerek. belki de en gerçekçisi zaten katran kadar kaldığı için.

    bird, kendini dahli yokmuş gibi azade kılacağı yıkımlar zincirinin sorumluluğunu üstlenmedikçe anksiyetesi azarken, kaderin ışıması; "amor fati"sine denk düşer. ya da kafka'nın "son günden bir öncesi" dediği, artık umulmayacak anda gelene.

    ben de gençliğinde "kuş" lakabını almış ve ismi bile unutulmuş birini tanırdım. çocukken yakışıklılığına imrendiğim bir abiydi. çoğu kızın hasta olduğu garip bir çekiciliği vardı. sonra bir gün, bu kızlardan biri evi terk ederek, "ben ailemi değil seni seçtim." diyerek ona kaçtı. pek bu kadar ileri gitmeyi, evlenmeyi düşünmüyordu. evlendi. çocuğu oldu, boşandı yıllar sonra. hayat, çok toyken sonsuz ekilmemiş, hiç daha önce kimsenin sürmeyi bilemediği ve bizim süreceğimizi düşündüğümüz bir tarlayken; insan anlıyor, kılını kıpırdatmasan da, ya da öyle niyet etmesen de yıkımlardan adım atmanın, bırak sürmeyi kaçmanın bile imkansızlığını.

    --- spoiler ---