şükela:  tümü | bugün
  • doğan yayınlarından temmuz 2007 de çıkan,çevirisini pınar polat'ın yaptığı,benim ancak 4.baskısını okuyabildiğim haruki murakami kitabı.
    eğer bu adamı biyerlerden duyduysanız ve bi yazara başlamak istiyosanız;ki ben genelde kitaba yazardan,filme yönetmenden başlarım,kesinlikle doğru tercih.
    hızlıca okunup biten,günlük hayattan bahsederken bi erkeğin arızalı duygusal dünyasına dalış yaptığınız müsmükemmel,dupduru anlatıma sahip bi kitap.
    --- spoiler ---

    hacime nin ergenlik hikayesinden sonra evliliği süper geçmektedir.ancak hacime ergenliğinden,izumiden ve şimomotadan bi türlü kopamamaktadır.karısı yukiko ise hacime için bi çeşit hayat öpücüğüdür.
    --- spoiler ---
  • iki aşığın romanı...
    ve hayatlarını yönlendiren tesadüfler... bazen iyi, bazen kötü...
    ve hayatlarını aslında daha çok yönlendiren adımları... doğru ve yanlış...
    yıllarca sönmeyen, tam söndü derken yeniden ve yeniden alevlenen aşk...
  • beni çeken şey , dışarıdan bakılarak ölçülebilen dış güzellik değil,daha derindeki,daha katıksız birşeydi.tıpkı bazı insanların yağmur fırtınalarına veya depremlere karşı karşı gizli bir tutku beslemeleri gibi bende karşı cinsten gelen tanımlanamayan şeyleri seviyordum.daha iyi bir kelime seçecek olursak çekim gücü diyelim.hoşunuza gitsin veya gitmesin,insanları ağına düşürüp sarhoş eden bir güçtü bu.
  • uzun yıllardır yazarını içgüdüsel olarak görmezden gelişimin ne denli doğru bir karar olduğunu ispatlayan roman. içinde ufak bir edebi tat bulmak için harcanan emek kitabın tek zorlayan tarafı. yayınevine verilen söz yüzünden yazılmış sanki. izlediğim uzak doğu filmlerini düşünerek, her yeni sayfasında beni içine alacak bir duygu umudu taşıdım, son satırı bitene kadar. ama gerçek bir hayal kırıklığı. bir ara şu memeli kalçalı çinlinin kitabını okuyayım diyordum ama o biraz beklesin.
    neyse gidip güzel bir dilin, kurgunun ve hikayenin olduğu bir kitap bulayım bari ben.
  • işten güçten başımı kaldırıp da uzun bir aradan sonra okuyabildiğim ilk kitap. yeniden sahalara dönmek için iyi bir seçim olmuş. murakami'yi de özlemiştim doğrusu, belki de ondan bir solukta bitiverdi. fakat her murakami kitabı sonrası kapıldığım o hissi tekrar yaşadım; kitap çok güzel, kurgu, karakterlerin aklından geçenler, duygu dünyalarının bize yansıtılma şekli vs. her şey çok güzel ama neden bunca soru işaretiyle bitmek zorunda ki? ve yine her zamanki gibi -sitem etsem dahi- belki murakami'de sevdiğim şeylerden biri de budur diye düşünmeden edemedim. biraz noruvei no mori'yi anımsatması da hoş oldu aslında. ve evet kitabı yeni bitirdim, kafam karışık*
    yine de doğan kitap'a bir selam çakmadan edemeyeceğim: bir kitabın 4. baskısında nasıl bu kadar hata olabilir? umarım bir dahakine yeni baskılarda bir kez daha okuma zahmetine katlanırlar.
  • yeni okumaya başladım ama direkt beni rahatsız eden bir çeviri hatası çıktı karşıma. kitabin 23. sayfasında şöyle bir cümle var. -" adını karl marx'tan sonra koymuşlar, ister inan ister inanma. " acaba pınar polat isimi çevirmen bu kitabi ingilizceden mi çevirdi de, named after kalibini ondan sonra şeklinde düşündü?

    bu kadar değerli bir yazarın çevirilerini daha profesyonel bir ekibin yapması gerekiyor. yaban koyununun izinde'de de bir sürü saçmalık vardı,türkçede kullanilmayan sözcükler falan. belleten ne anasını satayım? belki oturgacli goturgec gibi birşeydir, ama bir şey ifade etmiyor okura.

    edit: her murakami kitabi gibi bir solukta okunuyor. gerçi bu sefer bi günde bitirdim, ama okuduğum murakami kitapları arasında en vasatiydi sanırım. bir de kosmasaydim yazamazdim var ama o zaten otobiyografik, yazarın bazi notlarindan oluşuyor.

    murakami'ye yeni başlayacaksanız kesinlikle doğru kitap bu değil. abarttiklari adam bu muymus deme olasılığı çok yüksek. benim kişisel tavsiyem renksiz tzukuru'nun hac maceralari ya da imkansizin şarkısı olabilir. ben sahilde kafka ile tanismistim kendisiyle ama sonradan okuduğum zemberekkusunun güncesi çok daha güzel geldi bana. şimdi sirada 1q84 var bakalım.
  • --- spoiler ---

    şimamoto’nun elimde bıraktığı his beni asla terk etmedi. tuttuğum diğer bütün ellerden çok farklıydı, bildiğim dokunuşlardan başka. o sadece on iki yaşındaki bir kızın sıcak, küçük eliydi, ama o parmaklar ve avuç içi bilmek istediğim, bilmek zorunda olduğum her şeyle dolu bir oyuncak kutusu gibiydi. elimi avucunun içine alarak, o şeylerin ne olduğunu göstermişti. gerçek dünyanın içinde böyle bir yer vardı. on saniyelik süre boyunca esen rüzgârla havada kanat çırpan küçücük bir kuş olmuştum. gökyüzünün yükseklerinden uzaklardaki bir manzarayı görebiliyordum. çok uzakta olduğu için görüntüyü tam seçemesem de, orada bir şey vardı ve bir gün oraya gideceğimi biliyordum. bu düşsel manzara nefesimi kesmiş, içimi ürpertmişti.

    eve dönüp masama oturduğumda, şimamoto’nun tuttuğu parmaklarıma uzun uzun baktım. elimi tutmuş olması beni kendimden geçiren bir şeydi. kalbimi günlerce ısıtan narin dokunuşu. diğer yandan beni şaşırtmış, kafamı karıştırmış hatta bir yandan da üzmüştü. bu dokunuşla nasıl başa çıkacaktım?

    [haruki murakami, sınırın güneyinde güneşin batısında, doğan kitap, syf. 18]
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    "sometimes when i look at you, i feel i'm gazing at a distant star," i said. "it's dazzling, but the light is from tens of thousands of years ago. maybe the star doesn't exist anymore. yet sometimes the light seems more real to me than anything"

    --- spoiler ---
  • şuan okuduğum bütünleştiğim kitap.