şükela:  tümü | bugün
  • jungcu bir söylem; kişinin kendi bilinçaltının yanısıra toplumun da bir bilinçaltı olduğunu ileri süren kavram.
  • spor yazarliginin bos bir is oldugunun farkina varip felsefeye el atan omer urundul'un kuvvetle muhtemel diline dolayacagi kavram.
  • (bkz: kibbutz)
  • düşünce soyut bi kavram değil mi? şuur da öyle. şuur, yani farkındalık. o zaman bir organizmanın bilinci* olması için illa bir beyne* sahip olması gerekmez? çünkü biyolojik şuur kapalıyken bile hastalar bazı deneyimler yaşadıklarını öne sürmüşler mesela.. o zaman bi kedinin de bilinci olabilir, ağacın da, ve belki taşın da? çünkü kendilerine okultist adını veren gizlibilimciler var. doğanın, yani dünya gezegeninin de yaşayan bir organizma olduğunu öne sürüyorlar. çok mu olağandışı? yani bi beyne, akciğere, kalbe sahip olamayan bir "şey" canlı kabul edilemez mi. pozitif bilime göre öyle. ama bu insanlar bunu reddediyor, dünyanın bir bilinci olduğunu öne sürüyorlar.
    şimdi hücrelerimizin de bir bilinci olduğunu varsayalım.. bizim de bilincimiz var, yani insanın.
    pek ya biz dünyanın hücreleri gibiysek? yani bizim, insanların, bitkilerin, suyun, toprağın, hayvanların, bakterilerin, taşın, elementlerin, havanın, hepsinin bilinci dünyanın bilincini oluşturmaz mı? dev bir okyanus gibi, kollektif bilinç. ve her birimiz de onun bir parçasıyız. okaynusa düşen yağmur damlaları gibi.
    benim hücrem bana ait olduğunun farkında değil, ama ben onun bana ait olduğunun farkındayım. o benim alt kümem gibi.
    biz de dünyanın alt kümesiyiz. onun bilincinin, alt bilinçleri.
    dünya da güneş sisteminin alt kümesi. güneş sisteminin bilincinin alt bilinci.
    sonra galaksi, evren.. ve evrenin ötesinde ne varsa onun bilinci var.
    biz de çok küçük gibi gözükse de onun bir parçasıyız, bütün'ün.
    bütüne tanrı dersek*, yani en büyük en büyük bilince tanrı dersek, bu en büyük, herşeyi kapsayan dev bilinç, tüm bilgilere sahip, zamana, mekana da sahip. ve biz onun küçük parçalarıyız sadece.
    hücrelerini oluşturan, en küçük yapıtaşını, atom modelini düşün.. çekirdeğin çevresinde dönen elektronlar.
    sonra da güneş sistemini düşün. güneşin çevresinde dönen gezegenler.
    çok garip! bu kadar benzerlik.
    belki bizim güneş sistemimiz , dev bir organizmanın atomlarından sadece birisi. biz de o elektron-gezegen'lerden birinde yaşayan, küçücük küçücük varlıklar...
    belki bizim atomlarımızın üzerinde de birileri, "bir şey"ler yaşıyor? belki soluk alıp vermiyorlar ama bir bilince sahipler?
    karşı karşıya konmuş iki ayna gibi sonsuzdan gelip sonsuza gidiyor herşey.
    ve evren de koskoca bir bilinç. ötesinde bir şey varsa, o ondan bile büyük.
    bu dev, bizim de parçası olduğumuz o bilinç herşeyi biliyor.
    ve tesadüfü ortadan kaldırıyor bu.. çünkü hepimiz birbirimize bağlıyız. sen, güney afrikada bir taşın üzerinde dinlenen yeşil kertenkeleye bağlısın, o bana bağlı, ben de henüz adı konmamış, nasa tarafından keşfedilememiş bir galaksiye kazara giren o küçük göktaşına bağlıyım.. bilinçlerimiz bağlı, çünkü hepsinin özü aynı. ne yaparsak yapalım, birbirimizden haberdarız farkında olmadan. dev bir örümcek ağı, müthiş bir plan, karışık ama mükemmel bir sistem, evren.
    akciğer hücremle, kanımdaki hemoglobinler birbirlerinden habersiz belki, ama beynim hepsinden haberdar. evren de herşeyden haberdar çünkü biz ona aidiz, onun içindeyiz. bir gün okyanusa düşen damlacık gibi, o dev bilinçle bütünleşiriz belki de.
  • '' hayır, hayır neye inandığımı söylemeye çalışayım.. yeniden doğuş sadece ortak belleğin ne olduğunu anlatan şiirsel bir ifadedir. bir biyokimyacının uzun zaman önce okuduğum bir makalesi vardı, dediği şuydu; türün bir üyesi doğduğunda, belleğine milyarlarca yıl kazınmıştır. bu da bize içgüdüleri miras olarak aldığımızı gösterir. yani şey gibi, bir parçası olduğumuz şu telepati denen şeyin bilincinde olsak da olmasak da varolması gibi. bu da, bütün bu olanları, yani, bilim ve sanattaki dünya çapında kendiliğinden atılmış gibi görünen adımları açıklıyor. her yerde birbirinden bağımsızmış gibi görünen aynı sonuçlar ortaya çıkar. adamın biri bilgisayarda bir şey keşfeder, neredeyse aynı anda tüm dünyada bir grup insan da aynı şeyi bulgular. düşün... aynı şeyi. şöyle bir araştırma yapmışlar, bir süre için bir grup insanı diğerlerinden ayırmışlar, nüfusun geri kalanına oranla çapraz bulmacadaki yeteneklerini gözlemişler. birgün, onlara gizlice önceki günün bulmacasını vermişler, binlerce insanın bir gün önce çözdüğü bulmacayı. puanları çarpıcı bir biçimde % 20 daha yüksek çıkmış. yani yanıt uzaklarda bir yerlerde de olsa insanlar onu bulabiliyorlar. sanki telepatik olarak deneyimlerimizi paylaşıyoruz. ''

    (bkz: waking life)
  • (bkz: gaia)
  • jung’cu ursula k le guin belki de carl gustav jung’dan daha iyi (çünkü daha yalın) anlatıyor` : çocuk ve gölge` bu kavramı: “ ‘kolektif bilinç’ jung’un bir araya getirilmiş tüm küçük egoların en alt ortak paydası için, kültler, itikatlar, hevesler, modalar, statü peşinde koşmalar, alışkanlıklar, başkasından alınan inançlar, reklamlar, popüler kültür, tüm izm’ler, tüm ideolojiler, gerçek paylaşma ve gerçek birlik içermeyen tüm iletişim ve ‘birliktelik’ biçimlerinden oluşan kitlesel zihin için kullandığı terimdir.”

    (bkz: kolektif bilincdisi/#11683600)