şükela:  tümü | bugün
37 entry daha
  • can baba’nın “yalçın da küçüktür ama mide bulandırır” sözünün muhatabı olan bir “dâhi”nin neredeyse bütün türkiye siyasi elitini selanik dönmesi yapması, “oryantalizm oryantalizm” diye edward w. said’i bile mezarında habire rahatsız eden bir dünya nöbetçisinin marksizm isimli bir sosyalizm/komünizm akımının kurucusunu mason ilan edip bu görüşü savunanları otomatikman masonik olduğunu kabul ettirmesi, özellikle 28 şubat mgk kararları’ndan sonra “kemalist olmayanları itlaf etme grubu”nun yurt çapında “sivil darbe”yi gerçekleştirmek üzere her “aykırı” sivil toplum kuruluşunu ve vakıfları gizli servis ajanı olduğunu iddia etmesi, abd ve israil’in el ele tutuşup türkiye’de deprem yaratması gibi birçok akla zarar önermeleri gözlerimizin önüne serme işlemi, türkiye’yi giderek etkisi alan zihin kapalılığı, internette ve özellikle ekşi sözlük’te giderek yaygınlaşan bir “yeniçağ hastalığı”.

    kendilerine “araştırmacı” süsü veren kimi yazarlar, bu yöntemlerini hayata geçirirken hemen bir savunma mekanizması kurarlar: “komplo teorisi değil gerçek!”, “komplo teorilerim yok ama komplolar hakkında teorilerim var” gibi… bu bana şunu hatırlatıyor, bir yüzyıl kadar önce kimi aşırı sağ teorisyenler de bildik metinleri kullanıyorlardı o hep alıştığımız “üçlü ittifak” ve “üçlü itilâf” kutuplaşmaları zamanında.

    eğer, özellikle ingiltere, fransa, almanya ve rusya gibi ülkelerin birinci dünya savaşı öncesi kimi siyasi yayınlarına bakılırsa korkunç bir yabancı düşmanlığı, paranoya, milletin ve devletin bekası gibi konular gözümüzün önüne gelir. sadece “yahudi komplosu” anlamında değil bu, özellikle kendilerini yaşadığı ülkenin “devlet” kurumlarıyla aşırı derece özdeşleşmiş birisi bile hemen “teori”ler üretmiş. siyasi görüşü gereği “millet ayrımı yapmayan” liberal ve sosyalist kişiler yabancı ülkenin kuruluşlarıyla çalıştığı zaman yaşadığı ülkede “ajan” ilan edilmiş “birileri” tarafından. örneğin, alman bir liberal veya radikal burjuva, ülkesinin ve avrupa’nın gidişatından endişelenmeye başlamış ve hükümete dolaylı olarak bağımlı ya da tamamen bağımsız bir fransız kuruluşlarıyla çalışmaya başlamış ancak ülkesindeki “kralcıdan çok kralcı” olanlar ve hükümet tarafından “işbirlikçi” ve “ajan” ilân edilmiş. diğer tarafından militer fransız hükümeti ve onun “derin” düşünce adamları tarafından “tehlikeli” bulunuyormuş.

    tabii o zamanlar avrupa devletlerinin her birinde bir çıkar çatışması, milliyetçiliklerin yükselişi, belki de kilisenin etkisi vs çok yoğundu. kurumların kendi güç mevcudiyetinin ayakta durması için, avrupa’dan endişelenen kişiler ya hain bulunup öldürülmüşler ya da itibarlarını sarsmak amacıyla birçok “dedikodu” yapılmış. ilk başta liberal ve sosyalist yazarlar ve kuruluşlar buna şiddetle karşı çıkmışlar ama yaygınlaşan ve yerleşik hâle gelen “alman ajanı”, “fransız işbirlikçisi”, “ingiliz casusu”, “yahudi komplosu” sözlerinin belâgatine yenik düşmüşler.

    bu “edebiyat”ın en yalın örneği bolşevik devriminde gerçekleşmiş. kimileri tarafından ülkedeki alman ajanları tarafından yapılmış kimilerine göre yahudi etkisi faalmiş. hatta “kızıl milyarderler” yardım etmişler onlara, bu milyarderler de gizli servis ajanlarıymış…

    peki, insanlar neden inanmışlar bu “edebiyat”a? bu “edebiyat”ın yazarları çevresindekilere “aksini kanıtlayın hadi!” demişler; zaten insanlar da yaşadıkları sıkıntıların kaynağı için bir “günah keçisi” arıyorlarmış, hükümetler ve onların “derin” kanatları da “millicilik” romantizminin sarhoşu olmuşlar, “halk”ın gücünün kırılması isteniyormuş ve bunu halka dayatmışlar: “şimdiye kadar yazılı olan tarih gizli örgütler ve yüksek kurumların mücadelesidir. ey halk! sen bir özne bile değilsin!” sonra ver elini yabancı düşmanlığı, hayal gücünün tatlı zevki, dedikodu üretimi ve yeniden-üretimi, günah keçisi ihtiyacı… kısaca “komplo teorisi”.

    ama “gerçek orada bir yerde” idi, en sonunda bu “edebiyat”ın üretiminin “yalan” olduğu anlaşıldı. bunun için de 6 milyonu aşkın yahudinin öldürülmesi, japonya’da iki şehrin haritadan silinmesi, dresden’in ağır bombalanmasında çok sayıda sivil halkın ölmesi gerekiyormuş meğer… yani, birinci dünya savaşı ve ardından ikinci dünya savaşı’nın ortaya çıkmasının arkasında birçok neden vardır ama önemli etkenlerden biri de işte bu “komplo teorisi” üretimidir. adorno, “ antisemitizm, yahudiler hakkında çıkarılmış dedikodudur” der. bunu tersine şöyle okuyabiliriz: kendi “güç” konumlarının kaybedilmesinden endişe duyan kurumun ya da kişinin, gücünü muhafaza etmesi için, ilk hedefi kendi gibi düşünmeyen ve kendisine oranla “saygın” olan kişi ya da kurum hakkında “dedikodu” çıkarıp, çevresindekileri provoke etmektir.

    burada ayrıca şunu anlıyoruz: “komplo teorisi üretimi”, hükümetlerin, devlet içindeki güç o odaklarının ve onların “derin” kanatlarının “komplo”larının örtbas etmek için yapılır. tüm modern çağın tarihine baktığımızda bu tezin yanlış olmadığı görülür.

    bu yüzden ve dünya savaşları’nın trajik sonuçları ve onların çıkış nedenleri gözler önüne serilince bu komplo teorisi üretimine ilgi büyük ölçüde azaldı ve ısrarla bu “üretim”i sürdürenler de ciddiye alınmamaya başlandı. ancak bu durum hiç bitmedi anlamına gelmez elbette; değişik ülkelerde ve değişik zamanlarda bu üretim tekrar açığa çıkar. işte 11 eylül’den sonra abd ve 28 şubat’tan sonra türkiye’nin başına gelen de budur. çıkar çatışmaların yoğunlaştığı bir ortamda masonik, siyonist, sabetayist örgütler; terörizm=islâm denklemleri ve kimi kuruluşları gizli servislerle bağlantılandırma geleneği… eskiden “komünist”lerle ilgili üretilirdi komplo teorileri; şimdi durum farklı ama “biçim” aynı: türkiye “40 karanlığı”na doğru yol alıyor bilhassa kök olarak dünya savaşları öncesi siyasal atmosfere yenik düşüyor. biz de bu “edebiyat”ı “gerçek” olarak anlıyoruz, inanıyoruz. daha da korkuncu, bunları “araştırmacılık” zannediyoruz. bu “edebiyat”ın trajik sonuçlarını daha 60 yıl önce gördük, ne kadar da unutkanız…

    ama hakkını yemeyelim, bu komplo teorilerinin bile belirli bir gerçeklik zemini vardır. işte ben de şu tezi öne süreceğim: ekşi sözlük’te bu komplo teorilerine inanan ve inandıklarının “komplo teorisi” olmadığını iddia eden azımsanmayacak bir kitle var. kimseye “git” ve “kal” deme hakkı bana ait değil ama onlara şunu söylüyorum, madem gizli servislerden, mason ve siyonistler bu kadar rahatsızsınız o zaman ekşi sözlükte ne işiniz var? bu “yazar”lar bu davranışları ile traji-komik bir duruma düşüyorlar. yani, ben ekşi sözlükle ilgili bir “gerçek” keşfettim:


    - ekşi sözlük nedir?
    + dünya ve özellikle türkiye ile ilgili bilgilerin depolandığı yer.

    - ekşi sözlüğün sahibi kim?
    + ssg,

    - ssg nerede çalışıyor?
    + amerika’da, microsoft şirketinde.

    türkiye’nin iç bütünlüğünü sağlayan bilgiler microsoft’a, dolayısı ile bill gates’e gidiyor. bill gates, gizli servislerle birlikte çalışan biri ve türkiye gibi ülkelerin aleyhinde kampanyalar yürütüyor. ayrıca kendisi çok fazla uğursuz işleri var ve ekşi sözlük’ü kullanarak kara para aklıyor.

    - ekşi sözlüğün yayın organı var mı?
    + var. ekşi dergisi.

    - bu dergi kime ait?
    + vatan dergi grubu adına serdar mutlu.

    microsoft’un faaliyetlerini türkiye’de serdar mutlu ve vatan dergi grubu yürütüyor. örneğin, bu gruba ait ekonomi dergileri, çoğu zaman bill gates hakkında yayın yapıyor, onu övüyor. böylece türkiye karşıtı faaliyetlerde en önde bulunan ve bölücülük yapanlar akp’nin gizli emellerine “uyumlu” bir hale getiriliyorlar. ekşi sözlük, cia ve mossad gizli servis ajanların güdümünde bulunan bir portaldır.”

    [yakında piyasaya çıkacak “ekşi sözlük: 10.000 ajan” isimli kitabımın “ekşi-gates-cia-vatan eşkenar dörtgeni” isimli bölümün taslak çalışmasıdır]

    ironi bir yana, “komplo teorileri” yapmak için pek fazla uğraşmaya gerek yok. belirlediğiniz hedeflerin “bağlantıları”nı ortaya çıkarmak birinci kuraldır, sonradan elinizde hiçbir “kanıt” yokken popüler “kötü”lerle (siyonistler ve masonlar gibi “meşhur” oluşumlar, kimi gizli servisler ve terör örgütleri elbette) ilişkilendirin, en son adım olarak kendinize bir “dürüst” ve “bilimsel” “araştırmacılık” cilâsı sürün. işte bu yüzden “psikolojik harekât” başlatmak ve “manevi linç”e uğratmak için islamcı, milliyetçi ve solcu olmanız da gerekmez; lâkin kendisini nasıl hissederse hissetsin, “yabancı düşmanlığı”, “günah keçisi” üretmek ve karşısındakilerin itibarlarını sarstırmak, destabilizasyon ve provokasyon icra etmek için kullanılan en etkili araç olan “komplo teorileri”nin özünde “ulusallık” vardır.

    ama unutmamak gerekir ki, dünya savaşları’nın tek değilse bile önemli nedenlerinden biri “komplo teorisi üretimi”dir. komplo teorisyeni iseniz ve bunu “araştırmacılık” olduğunu iddia ediyorsanız, yaşadığınız dönemde değil ileriki yıllarda ciddiye alınmaz ve belki nefret edilirsiniz; ya da “komplo teorisi üretimi”nin revaçta olduğu bir çağda iseniz yeteneklerinize ket vurulur, çalışamaz hale gelir. daha da önemlisi “provokasyon”ların kurbanı olursunuz.

    kısaca, “komplo teorisi” üretmenin ve bunun farkında olmamanın nihai sonucu “gündelik faşizm”dir.

    bonus başlık:

    (bkz: araştırmacı adı altında komplo teorisyeni olmak)
185 entry daha