şükela:  tümü | bugün
  • sonradan ünlü olmuş birisiyle komşuydum ben.

    pek de seçkin olmayan bir muhitte, orta halli bir sitenin 4. katında yaşıyordum. bahsettiğim hanımefendi burayı okumadıkça fazlaca anlam ifade etmeyen bu detayların sonuncusu, evin aslında bir arkadaşıma ait oluşu. tarık. muhafazakar babanın deist oğlu. belki de türkiye'deki ilk deist oydu. keskin ve aykırı görüşlerinden ötürü oğluna karşı aitlik hissedemeyen babası, onlarca dairesi arasından burayı hibe etmişti ona. aylık para geliyordu babasından, annesinin el altından gönderdikleri haricinde. yeter ki uzak olsundu babasına, dahasını da gönderirdi. iki koca il vardı aralarında babasıyla. böylece bağlı olduğu cemiyet arasında saygınlığını yitirmesine sebep olacak bir pürüzden kurtulmuştu kendince. tarık söylüyordu bunu. zihninde dönüp duran fikirlerini içinde tutamaz, heyecanlı bir dille döküverirdi dudaklarından. tanışmamız da şiddetli bir tartışmanın içinden ikimizin de sağ çıkmasıyla başlamıştı. sevmiştim onun canı pahasına tutunduğu düşüncelerini. beraber takılmaya başlamalarımız, bir süre sonra onda kalmalarımla devam etti. o bazen çekip gider bir hafta hiç uğramazdı eve. ekonomik özgürlüğü onu bir alanya'ya bir ankara'ya bir istanbul'a taşır, oralarda kendi gibi düşünen insanlarla oturup fikirlerini olgunlaştırmış halde dönerdi. ikimiz arasinda umursamaz bir tanışıklık bağı vardı. kardeş gibiydik. tuhaf bir alışmışlığımız ve kabullenişimiz vardı birbirimizi. yanında sessizce oturabileceğim birine dönüşmüştü zamanla. asalak olduğumu hiç hissettirmemisti ona karşı. yine bir gün evden ayrılıp istanbul'da dinler çatışması adlı bir oturumda tanıştığı galatasaray liseli kız ile, tekrarlanan görüşmeler sonrası sevgili olmuş, bense tahtımın sallanacağını, kızı eve getireceğini ve bana ufak ufak yolun göründüğünü düşünürken, bizimki istanbullar'a gider olmuştu. kız gelemiyordu çünkü. sıklaşan gitmeleri, gelmemeleriyle sonuçlanıyordu ve neredeyse bir yıl boyunca yalnız yaşadım.

    o zamanlar sitenin ufak tefek elektrik işlerini yapıyordum küçükken ustadan edindiğim tecrübelerle. site sakinleri tarafından sempati kazanmamın yanı sıra aidat ödemekten de sıyrılıyordum. ufak tefek çeviri işleriyle de kıt kanaat geçiniyordum. tek lüksüm geceleri tüm sitenin bahçesini gören balkonumda sigara ve çay içmekti. çok basit bir konu açıp kendimle tartısıyordum dünyanın en önemli meselesiymis gibi. bazen şansım yaver gider de bir kadınla iletişime girmişsem gün içinde, gecesinde onunla sohbet ederdik balkonda.

    40 daireli sitede herkesi tanımıyordum. bizim ünlüyü görüyordum fakat bir keresinde günaydınlaşmamız harici bir diyaloğumuz olmamıştı. romantik komedi filmi klasiği tuzum bittiler, suyum kesildiler yaşamadık hiç. benim umrumda değildi varlığıyla yokluğu açıkçası. nah değildi. o zamanlar da güzeldi bu. birkaç dakika bile konuşmamız yeterdi anlaşmamız için ama hiç bir türlü fırsat olmuyordu. olsaydı eğer, magazin programlarında yüzleri sansürlenmis merakla kim oldukları beklenen iki kişiden biri olacaktım şimdi.
    neyse. sonradan ünlü olan bu kahramanımız, kızımız, ekranların çok konuşulan kişisi, savruk yürüyüşler ile hiçbir zaman alakasını kuramadığım farklı saatlerde gelirdi evine. tüm bunların ortak tek yönü, gece yarısından sonra olmasıydı. karşı dairemizde oturuyordu ve siteye giriş kapısını kapattiğindan emin olduğumda, kapı deliğinden eve girişini izlerdim. hatta aniden arkasını dönecek ve benim kapının hemen arkasında olduğumu anlayacak diye ödüm kopardı. şam şeytanı gibiydi çünkü. daha o zamanlar anlamalıydım sonraları bir yolunu bulup da ünlü olacağını.
  • roman tadında bir anlatım olmuş tebrik ediyorum.
    ünlü değilde az ünlü tanımı daha güzeldi.
  • cihangir'de otururken rahmetli savaş ay ile komşu idik. hatta üst kat komşumuz da fikret kuşkan'dı. savaş abi ile fikret kuşkan'ı dövmeyi düşünüyorduk zira eleman yedi gün 24 saat gürültü yapıyor apartmanı taciz ediyordu. eve attığı karı kızın çıkardığı gürültüyü saymıyorum bile. hey gidi be. ne günlerimiz geçmiş. hepsi yalan oldu. hayreti mucip.