şükela:  tümü | bugün
  • hayatları boyunca esaret ve işkence altında yaşayan, bedenleri cansız bir varlıkmışçasına çalıştırılan, sömürülen ve soylarının tüketilmesinde sakınca görülmeyen hayvan türleri için herhangi bir hassasiyet gösterilmemesi durumudur. insanlığın -eğer sömürüye karşı daha adil bir duruş sergilemek gerekirse- başka türlerin tüm bedenini ve emeğini sonuna kadar acımasızca tüketiyorken, sadece kendi türü içinde adil olduğunu düşündüğü bir anlaşmaya vardığı için adaleti tamamen tesis edebildiğini düşünmemesi gerekir. böylelikle, diğer canlı türleriyle de daha dengeli bir enerji alışverişi içerisinde bulunulması gerektiğini savunan yeni bir düşünce akımının doğması elzem olmuştur. komünizm’in, bu açıdan bakıldığında, kendini, ailesini veya milliyetini daha üstün görüp, kendinden olmayanları sömürmeye çalışan kapitalist veya milliyetçi düşüncelerden çok de farklı olmadığını kabul etmek gerekir.
  • komunizm, stabil bir ideoloji değildir. kuran veya incil gibi değişmez kuralları hatta ve hatta bir altın çağı yoktur.

    gelişen dünya değerleri, komunizmi de geliştirir. misal, zamanında eşcinsel hakları hakkında da fazla bir sözü olmayan komunist ve sosyalist hareketler, bugün birçok yerde eşcinsel mücadelesinin yanındadır.

    o kadar ki abd'deki sol örgütlerde, kendini tanıtırken, herkes "beni erkek/kadın şeklinde nitelendirebilirsiniz, veya beni nitelendirirken cinsiyet içeren ifade kullanmayın (yani he/she kullanmayın, they kelimesini kullanın)" demektedir. erkek/kadın olduğum her halde anlaşılıyor tipi bir laf bile tepki görebilmektedir.

    çevre, ve daha ötesinde hayvan hakları konusunda da benzer bir gelişmenin ileride gelişmesi muhtemeldir.

    özünde marksist analiz, aile, millet, sınıf çerçevesinin dışına çıkıp, tüm insanlığı temel alır. evet, bugünkü noktada sınır noktası budur. ama bu sınırın bir adım ileriye götürülüp, bilinçli tüm varlıkları da kapsayamayacağı anlamına gelmez.
  • çünkü komünizm insanların bir arada sınıf ayrımı olmadan yaşayabilmesini hedefler. kolektif bir pragmatizm barındırır içinde. amaç insanların ayrım yapılmaksızın bir çok hakkı eşit şartlarda kullanmasıdır.

    edit: imla ve bir takım hatalar.
  • gayet haklı bir serzeniş. marksizmin ortodoks yorumu alabildiğine endüstrici, üretimci ve mübadelecidir. marks'ın getirdiği temel yenilik hiçbir zaman kapitalizmin karşısına bir antitez koymak olmamıştır; esasen onun alternatifini üretmiştir. adam smith'ten ve ricardo'dan aldığı açmazları çözüp * *, temel tezler geliştirip bir alternatif yaratmıştır. alabildiğine tarihselcidir * ve kapitalizmin kendi dönemine kadarki en iyi sistem olduğunu fakat tarihsel materyalizmin diyalektiğinden dolayı eninde sonunda yıkılacağını söylemiştir. lakin bu noktada yanıldı ve kapitalizmin krizleri çözüp kendi içinde bir uzlaşma ekonomisi yaratacağını fark edemedi.

    hayvanların komünizm içindeki yeri büyük olasılıkla kapitalizmden farklı olmayacaktı zira üretime ve sanayileşmeye tapan bir insandı marks. mübadele aynen kapitalizmde olduğu gibi komünizmin de merkezindedir. aradaki tek fark, sermaye sahiplerinin yani burjuva sınıfın ortadan kalkmasıyla, toplam gelir daha adil bir biçimde paylaşılır. yoksa komünizm gelecek hepimiz göllerde yüzecez, sabah akşam kamp yapacaz gibi bir durum yok. çalışmaya ve üretime atfedilen değer gayet üst düzeyde. bunun arkasında yatan neden de, geçim ekonomisi ve mübadele ekonomisi arasındaki ayrım. ilk tip ekonomi ilkel bir ekonomi, toplumun kendi karnını doyuracak kadar çalışması yetiyor. fakat bu yapıldığında artı değer üretilemiyor. artı değer olmazsa ise toplumun refahını sağlayacak sağlık, ulaşım, eğitim, teknoloji vs gibi kalemlere bütçe ayrılamıyor. marks temelde bir aydınlanmacı, yani ilerlemeci idi. dolayısıyla yukarıda belirttiğim ikiliği aşmak için mübadele ekonomisi kurması gerektiğinin bilincindeydi. iş bu nedenden dolayı komünizm aslında insanın sorunlarını tümden çözmeye muktedir değildi, 20.yy içinde kapitalizme bir alternatif oldu, denendi, fakat global ölçekli kapitalizmle mücadele edemedi.

    tabi burada bir parantez açmakta fayda var. hayvan hakları, veganlık, lgbt hakları gibi unsurlar yeni solda kendine yer bulabilmiş durumda. fakat yeni sol dediğimiz mefhum ortodoks marksizmden feci şekilde farklı bir yola saptı. en azından ekonomiye bakış açıları ve çözüm yöntemleri aynı değil. marks'a göre fahişeler aynen dilenciler gibi lümpen proletaryaya dahildi ve sınıf altıydı. çalışmayan, emek üretmeyen toplumun bu unsurlarını insandan dahi görmüyordu. bugün ise fahişeler seks işçisi olarak görülüyor. ciddi bir paradigma değişimi var. o açıdan solu, yekpare donmuş bir ideoloji olarak görmemek lazım.

    edit: ortodoks solcularla * postmodernlerin çatıştığı en temel nokta da yukarıda bahsettiğim bu durumdur, yani marksizmin ilerlemeci oluşu.
  • komünizm insan sömürüsünede karşı değil ki zaten. sadece insanın başka biri tarafından sömürülmesine karşı.
  • öncelikle, marksizm, marks'tan ibaret değildir. marks'ın yarattığı, marks'ı aşmış (en büyük zıplamayı yaptıran beğenelim beğenmeyelim lenin'dir) ve potansiyeli çok daha kuvvetli bir bilimsel ve siyasi akımdır.

    misal, marks kadın-erkek ayrımcılığı ile ilgili bir şey yazmaz. engels bu konuda yazar, ve marksizm, kadın hakları konusunda da oldukça radikal şeyler söyleyen bir akım haline gelir. (sscb'de bu konuya bakış bir misaldir)

    marks'tan bir milletin diğerini sömürüsü yoktur, hatta bu açıdan, neredeyse, gelişmiş milletin başka bir milletin ekonomisini kontrol etmesi ona göre ilerici bir adım sayılabilir. ama luksemburg ve lenin'le birlikte emperyalizm marksist litaratüre girer. ve marksizm bu konuda en ciddi analizleri yapan bilimsel akım haline gelir.

    çevrecilik, eşcinsel hakları da net bir şekilde bugün siyasi marksizm'in içindedir. özellikle ilki bilimsel marsizm'in de ilgi alanıdır.

    özünde marks'ın yarattığı bir temeldir. bu temel herşeyden önce bilimsel bir yöntemin, ve bu yöntemle dirsek teması halindeki bir siyasi hareketin temelidir. bu temel kullanılarak, hem bilimde, hem de gerçek hayatta, içinde yaşadığımız toplumsal düzeni geliştirme mücadelesinde, çok büyük mesafeler kat etmek mümkündür. kişisel olarak hem bilimsel hem de siyasi marksizm'in bu potansiyeli değerlendirme konusunda çok başarılı olmadığını düşünüyorum. ancak sınırlı düzeyde bir başarı ile bile çok etkileyici şeyler yapıldı bugüne kadar.

    marksist terimler ve analiz, rahatlıkla hayvanlara da genişletilebilir. burada kritik nokta şudur. hayvanları, bilinci olmayan bir üretim aracı olarak mı ele alacağız, yoksa, bilinçli bir üretim unsuru olarak mı?

    ikincisi, marksist analize net bir şekilde hayvan hakları meselesini de sokar.

    ana mesele şu, hayvan hakları meselesi, ancak, diğer tüm toplumsal meselelerle iç içe sağlıklı bir şekilde değerlendirilir. sosyal bilimlerin en büyük sorunu, meseleleri izole edip incelemeye çalışmasıdır. bu konuda çok geçerli gözüken bir neden de öne sürerler. herşeyi dikkate alarak bir analiz yapmak imkansızdır, çünkü bunun için herşeyi bilmek öğrenmek gerekir.

    marks'ın bilime (yarattığı siyasi hareketten bağımsız olarak) yaptığı katkı tam da buradadır. marksist analiz bir sorunu diğer toplumsal meselelerle iç içe incelemek için, herşeyi bilmeye gerek olmadığı düşüncesi üzerine kuruludur. bunun yerine, toplumla ilgili genel bir bakış açısına sahip olmak, yani toplumun siyasi, sosyal, ekonomik yapısının basit bir modeline sahip olmak, yapacağımız analizin diğer toplumsal gerçeklerle bağlantılı bir şekilde yapılmasını sağlar. bu basit modelin ne olması gerektiği basit olması gerektiğini elbette tartışılır.

    orjinal marksist analizde, analizin arka planındaki, model toplum modelidir, burada toplum dar anlamı ile bir millet, geniş analmı ile insanlıktır. ancak doğa, hayvanlar, bitkiler ve ekosistem dahil analizin dışındadır.

    ancak potansiyel olarak analizin doğayı, hayvanları, bitkileri ve ekosistemi de kapyasayak bir arka planla desteklenmesi mümkündür.
  • (bkz: ekososyalizm)
  • (bkz: animal farm)
    yok lan o başka birşeydi.
  • komünizm küresel sermayeyle de mücadele etmez. komünizmin hedefi yerel sermaye ve toprak ağalarıdır. yerel sermaye dediğin de hüsnünün oğlu mütayit olup köşeyi döndü. o yani yoksa bugüne kadar komünizmin imf'ye veya finans tekellerine posta koyduğu görülmüş şey değil. işte bu nedenden ötürü küresel sermaye bir dönem palazlanan yerel sermayeyi dizginlemek için komünistleri destekledi. yerel sermaye finans boyunduruğuna girince de komünistleri kirli bir mendil gibi atıp dincilere ve milliyetçilere boğdurdu.
  • insan sömürüsüne de karşı değildir aslında, ama bunu ideolojik kılıflarla güzelce paketlediği için yedirir bazılarına.