1. agabeyi teshis etmis cesedi, ancak tabi ki teshis edecek bi sey kalmamis, yalnizca basortulu bi kurukafa, dislerinden anlamislar galiba!
  2. savunduğu şey ne olursa olsun, birşeyleri savunuyor diye kimsenin kimseye vermeye hakkı olmadığı kötü bir cezaya çarptırılmış kadın...

    düzeltme;
    yıllar önce, olaya göre çok hafif tabir kullanarak "ceza" demişim yapılanlara... ama hatırlatan yazara katılıyorum* katıksız olarak "terör"ün daniskası bu!... gonca kuriş de, islamla dinle alakası olmayan acınası zavallı zihniyetlerin terörüne kurban giden/gitmeye devam eden kadınlarımızdan birisi..
  3. hem iki kere sistem karşıtı* olup* * * * hem de bir süre sistemin göbeğinde fazlasıyla yer alan* bir kadın. birilerinin başına kötü, ama gerçekten kötü bişeyler geldiğinde hep "ne yaptı ki haketti" diye bir ilahi adalet yorumu kaplar insanın dimağını. ya da ben böyle, kapladığını gördüm çok sık. ilahi adalet mega anlamında ille öyle bir insan hayatında tecelli edecek bişi değildir halbuki. yoksa niye imam hüseyin'in, hasan'ın ölümlerine* şimdi olmuş gibi üzülelim. üzüntü, travma, hafızanın en büyük düşmanı olduğu gibi, toplumsal hafıza'yı da en karmaşık anlamlarıyla çalıştıran bişey olduğundan, unutmayalım, unutamayalım.* *
  4. büyük kizi, annesinin cesedini teshis ettikten sonra " annem... annem sen bu kadar güzel miydin annem" diyerek gözyasi dökmüstü... *
  5. 1998 yılında mersin'de evinin önünden kaçırılan ve hizbullah operasyonu sırasında konya meram'da bir villanın bodrumunda cesedi bulunan islamcı kadın yazar.
    islamcı "iktibas" dergisinde adını duyurdu. zamanla "islami-feminist" çıkışlarla medya ve kamuoyunun gündemine girdi. islami cemaatler arasında kadınların din ve kur'an tarafından değil, islamı kendi yorumlarıyla kadınlar aleyhine değerlendiren "erkek egemen anlayış" nedeniyle geri planda tutulduğu tezini ilk kez yüksek sesle duyurdu. bu çıkışları, hizbullah tarafından öldürülmesiyle sonuçlandı.
  6. formatı biraz boşlayarak kafamda kalanı yazacağım kadın.

    mor çatı'nın organize ettiği bir toplantıda gördüm kendisini. tee istanbul'lardan teypleri, mikrofonları ve sayfa sayfa sorularıyla gelen biraz entel dantel görünümlü iki abla yönetiyordu toplantıyı. mersin gibi her çeşitten, her kesimden insanın eşit olduğu bir şehirde (ki o zamanlar öyleydi) yirmi kadar kadın dertlerini anlatıyordu.

    zaman doğu'dan kente göç zamanıydı, kürt kadınlar tercümanlarıyla nasıl artık yaşayamadıklarını anlatıyorlardı toplantıda. ve korkarım çok haklıydılar. uyum sağlayamamaları ise şehre daha çok haklı oldukları sorunlarıydı.

    işte onca kadının içinde, en çok sesi çıkan kadındı gonca hanım. ağzının içine baktırıyordu. derdini anlatmaya dermanı olamayan her kadının derdi tek cümleydi. kalemler hışır hışır not alıyordu. birebir cümleleriyle hatırlamıyorum ama her derde önerdiği cümleler de bir "vauv, aslında böyle olur evet, çok güzel" cevaplarıyla hem şaşkınlık, hem saygı alıyordu.

    sonra kendinin niye orda olduğu konusu açıldı. şehirliydi. kapalıydı. çok şıktı. okumuştu. türban sorunu o zamanlar yoktu. ya da böyle değildi. çalışmıyorsa bile ekonomik bir sorunu yoktu. yine hayal meyal hatırladığım "bir çözüm arıyorum" gibi bir şeydi. bir şeyleri değiştirmek istiyorum da, bir yol bulamadım. doğrusunun din olduğunu, inanç olduğunu düşündüm "hizbullah"a katıldım ama hayal kırıklığına uğradım. dinime, inancıma uygun olmayan şeyler yapılıyor orada.

    kendisinin de dediği gibi çok heyecanlıydı gonca kuriş. çok tez canlıydı. evde oturmak istememişti hiç ve yapılabilecek bir sürü şey vardı.

    gündemle alakalı şey: şimdi hani en önemli şey, din, inanç ve türban sorunu ya. annesinin samimiyeti savunduğu din konusunda, gonca kuriş'in kızı "zaten imam hatip lisesine gidiyorum. akşama kadar mistizm. eve gelince farklı şeyler görmeyi, duymayı isterim" demişti.

    toplantıyı unutup, üstünden yıllar geçtikten sonra, bir gün haberlerde kaçırıldığını duyduk... vay be demiştim kendi kendime. çok samimi bir kadındı. çok samimi bir dindar kadındı. ama en çok, çok heyecanlı bi kadındı. söyleyecek çok şeyi olan bir kadındı. yapacak çok şeyi de.

    biraz medyanın dolduruluşuna geldiğini düşündüm. söyleyecek şeyi olan herkese mikrofonunu uzatıp, sözlerinin içini boşaltan medya. oysa sözleri anlamlı bir kadındı. inancı/düşüncesi samimi bir kadındı.
  7. katledilen türbanlı bir kadındır.türbana özgürlük lafının cisimleşmiş halidir.türban takma özgürlüğünü! savunan kadınlarımızı ölüm yıldönümünde alanlarda görmek isteriz.istedikleri özgürlüğün sınırlarını bir görsünler.o sınırlar ki erkeklerce çizilmiştir sözde değil özde aşmaya kalkın bakalım başınıza ne geliyor.

    ek not:işkence sahnelerinin kaydedildiği kayıtları polislerin izleyemediği yazılmıştı o günlerde gazetelerde.hatırladınız mı?hatırladınız mı? hatırladınız mı?
  8. -alıntı-

    • gonca kuriş, biz müslümanların resmî tavrını çok net ortaya koyan bir örnektir. kuriş’in kabul edildiği tek grup, ercüment özkan’ın sağlığında iktibas dergisi çevresiydi. gonca onların içinde rahatça konuşup istediğini söyleyebilen bir insandı. ercüment özkan öldüğünde gonca’nın fikirleri biraz daha feministleşmişti. yine o grup içinde konuşmaya kalktığında kendisini susturdular; neredeyse kapı dışarı ettiler. gonca bunun üzerine daha aktif davranma kararı aldı. “bir sürü insan islâm’ı yanlış tanıyor; kadın konusunda bir sürü şey yanlış anlatılıyor. ben bunlarla mücadele edeceğim” diyordu. bir toplantımızda bize oturduğu sıradan “ilahiyatçı hanımlardan rica ediyorum. kur’an’ın mealini onlar yazsınlar. çünkü şimdiye kadar hep erkekler, kendi anlayışlarına göre yazdı” diye seslenmişti. zaten o sırada iki gazeteci tarafından keşfedildi. onlar kendisini televizyona çıkma konusunda ikna etti. o zaman beni de arayıp “böyle bir teklif var. gel beraber çıkalım” demişti. bense hem araştırmamı tamamlamadığım için kendimi hazır hissetmediğimi, hem de konjonktürün uygun olmadığını söyleyerek onun da televizyona çıkmamasını istedim. beni dinlemedi. ertesi gün atlayıp mersin’e gittim. bütün bir gece konuştuk. çok yürekli bir kadındı ve öldürüleceğini de tahmin ediyordu. çünkü içinde yer almış olduğu hizbullah’ın nasıl bir grup olduğunu biliyordu. o bir şeye, bir gruba uzaktan bakıp değerlendirme yapmazdı. muhakkak gider, tanışır, öğrenirdi. böyle birçok gruba girip çıkmış, fakat sağduyusunu, samimiyetini kaybetmemiş bir insandı. hiç kimseye angaje olmamış, mert bir insandı. neticede korktuğumuz başımıza geldi. medyanın sansasyonel yaklaşımının da bu sonda önemli bir payının olduğunu düşünüyorum. kaçırıldığında oturup ne yapabileceğimizi tartıştık. ama kendi arkadaşlarımız içinden bile ona asla sahip çıkmamamız gerektiğini, onun dini saptırdığını, çok gereksiz ifadelerde bulunduğunu söyleyen kadınlar çıktı. buna rağmen değişik illerden 18 kadın, ismimizi vererek bir açıklama hazırladık, ama hiçbir gazete yayımlamadı. istanbul’da önemli isimleri aradığımızda bize gonca’nın devlet için çalıştığını, kısa zamanda bir yerden çıkacağını, bu yüzden kesinlikle destek vermeyeceklerini söylediler. o sıralarda bizim gazeteler ondan “feminist” diye bahsediyordu; kimse “müslüman feminist” filan demiyordu.

    -alıntı-
    http://www.birikimdergisi.com/…d=1&dsid=126&dyid=31
  9. unutulmaması gereken insanlardan biriydi. ama bizde değerler televolelerde tantana yaptıkları sürece değer idiler, öyle di mi?

    not: bu kadının adının doğru yazılışının "konca" olduğu birkaç defa belirtildiği ve aksi görüş sunulmadığı halde neden bu başlıkta kalmış, anlayamadım.

    açık yüreği gibi olsun ruhu, şad olsun.

    notuma edit: başlık doğru, nüfus memuru yanlışmış.

konca kuriş hakkında bilgi verin