şükela:  tümü | bugün
  • bugün birinin önünden geçtim iş yerine gelirken, sabahın köründe ve kar yağıyordu ama açıktı. büyük ihtimal sabahladıkları için kıpkırmızı olmuş gözleriyle kapının önüne üstlerinde ince bir kazak, hava almaya çıkmış elemanlara gözüm takıldı. otobüsün camları kapalı olmasına rağmen dışarıya tırttttttt tırtttttt tırttttttt monoton makina seslerinin geldiği bulanık pencereye baktım, fluoresan ışığıyla karışmış toz camlardan dışarı resmen püskürüyordu.

    konfeksiyon atölyeleri arasında böyle gizli bir antlaşma falan mı var bilmiyorum ama gördüklerimin hepsi birbirinden beter hatta oto tamircilerinden bile beter yerlerdi. en pahalı caddelerin parlak taşlarla, milyarlık ışıklandırmalarla süslenmiş vitrinlerindeki çok pahalı kıyafetleri de, pazarda kilo işi satılan penyeleri, pijamaları da üreten çok büyük ve önemli bir sektör olmasına rağmen ülkemizde insanın aklına varoşluk, alınamayan maaşlar, dünyadan ümidi kalmamış bitik insanlar, sigortasız adam çalıştırmak, dedikodu, kavgalar, ağlak arabesk şarkılar, bol mekanik gürültü, sıçmaya bile birlikte gidip devamlı ellerini ağızlarına kapayarak konuşan ve bir erkek görünce kıkırdayan kızlar, ölmeden önce gerçekleştirmek istedikleri en büyük hayal amortisörleri kesilmiş beyaz bir tofaş şahin'le virajlarda el freni çekebilmek olan ortacılar gibi pek de hatırlanmak istenmeyecek detayları getiren ama ne kadar zorlasam da kafamda olumlu hiç bir çağrışım yapmayan yerlerdir.

    düşünüyorum öyle basite indirgenecek bir iş falan da değil hatta "modacı" etiketi altında bunu sanat bazında yapanlar dünyada ciddi şan şöhret, para kazanabiliyorlarken bizdeki bu durum nedir anlayamıyorum.

    * paris'te sıradan bir terzi atölyesinde, kadife kaplı koltuktan henüz kalkmış ama elinde hala filtre kahve dolu ince porselen fincanı tutan müşteriyi kibarca kabine davet eden pierre, burnunun ucunda yakın gözlüğüyle müşterinin ölçülerini alıp takım elbise için 1 ay sonraya gün verir.

    * şirinevler'de bir konfeksiyon atölyesinde kalıplar henüz kapıdan girerken, makinacı abdo arada delikanlılığın göstergesi saydığı kirli sakallarını da sıvazlayarak iş arkadaşlarına "mevzu" anlatır.
    "geçen akşam bizim şahin'e atladık gümbür gümbür cengiz çalıyo, aşağı mahallede lavuğun biri bize şekil koydu el kol hareketleri felan, bizim kanka da pıt'ı atmış biliyon mu gözler boncuk amınağoyığm, bi indik arabadan eleman götünü yiyim ayakları yapıyo. çektim kapıdan emaneti..." ve bu adamlar bir gün içinde kaç tane takım elbise çıkarırlar, üstelik bazen daha bile kaliteli kumaşlar kullanarak, hani bildiğimiz cadde'deki, nişantaşı'ndaki mekanlara hem de.

    bu ne lan? tamam ülkeler arası her sektörde farklar olması normal mesela almanya'daki fuar alanlarında adamlar bir kovayı bile forkliftle kaldırıp kafalarında baretsiz adım atmazken, bizde sandıklara ip bağlayıp omuza almaya çalışmalar, forkliftle insan kaldırmalar falan. olur yani fark da olur ama bu ne amına koyim?
  • bu bir zorunluluk değil aslinda bir gerekliliktir. yani bu insanlar için işin akişi önemlidir. kafa siken atolye ortamindan uzaklasmak icin yeni hayatlar, yeni hayaller ve yeni umutlar gerekli. molalarda zaman doldurmak icin kitap okuyacak halleri yok, mecburen dedikoduya vuruyorlar kendilerini.