1. icerisinde ayakcilarin, ustalarin, juki, brother marka diki$ makinesi techizatinin, hala ya$ayabiliyorsa cansev gibi eski makinelerin de yer aldigi mekanlar..

    kenarda ko$ede yigili montlar ve donemine gore $ortlar, mavi$ okul onkukleri, elyaflar, kuma$lar..

    overlok makinesi veya makineleri, tabi ki overlokcu, atolyenin ebatiyla orantili utu makineleri, eger i$letme birazcik olsun buyukse bir son utucu de rahatca bulunabilir.
  2. bu atolyelerde, saglamligi ispatlami$ seksenlerin sonu doksanlarin ba$i bir teyip, bir kasetcalar bulunur.. gun icinde kral fm, imbat fm calar bol bol.. eger hatun cogunlugu varsa daha populer muzik yapan radyo kanallari dola$ir..

    ayakcilar adi ustunde ayakta, ellerinde cevrilen cepler; ya da makasla ayiklanan yaka kenarlari..

    havada bol kuma$tan kalkmi$ toz, 80'lerin heavy metal'i tadinda distortion ses ureten diki$ makineleri.. aradan siyrilan overlok'a ozgu o ses..
  3. ba$ka i$letmelerde zor bulunabilecek turden bir i$aretleme ta$i (daha resmi adi olabilir, unuttum) duvarda cevre imalatcilardan birinin bastirdigi iki sene oncesine ait takvim..

    masadan masaya cep telefonu muhabbeti ya da haftasonu oynanan okeye kritik yapan cali$anlar..
  4. ko$ede dikili duran el arabasi, raflarda bekleyen diki$ iplikleri, orme lastikler..

    konfeksiyon atelyesinde su, ortak bardaktan icilir. (yani pratikte $i$eyi kafaya dikmekten farki yoktur) normal zamanda cay muessese dahilinde imal edilirken yogun zamanlarda caycidan soylenir.
  5. farewell adlı kişinin iş hayatına ilk atıldığı mekan. *
  6. genelde bodrum katlari (yeni nesil emlakci terimiyle bahce kati) kendilerine mekan edinmis, kucuk tekstil imalathaneleridirler. kumas, makine yagi, toz, utu buhari ve tuvalet kokularinin karisimindan olusmus kendilerine has bir kokulari vardir.

    genelde sabah 8:00'de baslayan mesai ile birlikte kral fm veya benzeri arabesk(kimi zaman kivircik ali tarzi halk muzigimsinin de dinlendigi olur) yayini yogunluklu bir radyo kanali acilarak aksam 19:00'daki mesai bitimine kadar acik tutulur.

    1 saatlik oglen arasi, kucuk atolyelerde evlerde, buyuklerinde ise isyerinde yemek yenmesiyle degerlendirilir. bunun disinda oglen arasinin boldugu mesai suresinin bolunmus her parcasinin ortasinda yarimsar saatlik cay arasi verilir. konfeksiyon kizlari ile konfeksiyon delikanlilari arasindaki sehvetli asklar bu aralarda filizlenir.
  7. her mahallede, evlerin altına pıtrak gibi üçer beşer açılan, üzerinde bir sürü tuş bulunan tasarım yoksunu dikdörtgenimsi vestel teybin, arabesk şarkıların, ufak dandirik kırmızı su ısıtıcısının, otuz beş yaş üstü babacan patronun, mini mini ortacı, çalışkan overlokçusunun, genelde dikiş işlerinin verildiği mangal yürekli, hayatın sillesini yemiş anaç ev hanımının, ergenliğe adımını yeni atmış duygu yüklü koca adamların * ve ufak kardeşlerinin, yüzünde her daim 'ben böyle hayatın mına koyim' hüznü barındıran yirmi altılık genç kızlarının demirbaş listesini oluşturduğu kompleks mekan. yaz aylarında her sosyal yapıdan canlının simbiyoz yaşam sürdüğü ortak payda. doksanlarda altın devrini yaşamış, 2001 krizinden sonra ise tek tük kalmışlardır.

    ayrıca (bkz: konfeksiyon atolyesinden gelen sesler)
  8. bir hatıra...

    bundan 5 ay önce bizim alta açıldı biri. fakat ilk geldiği anda "unutulmaz" değildi benim için... bir onbeş gün sonra falan asıl rolünü oynamaya başladı.

    önce bir makine takırtısı hissettim. ama kulaklarımda değil, beynimin içinde... tuhaf bir ritm ile durmaksızın çalışıyor... bunu anlatması çok zor biliyorum... şimdi orada çalışanlar bunun farkında değildir; onları rahatsız etmiyordur bu ses... ama duvarların ötesine öyle bir tuhaf gelişi var ki... bazen erken uyurum, uyuyamıyorum... gündüz evde olacak olsam, çıldırıyorum... duyduğum rahatsızlığı bizimkine de hissettirmemeye çalışıyorum ki, onun da dikkatine takılmasın, o çünkü sürekli evde...

    nasıl bir makine sesi ama, bunu gerçekten yaşamayana anlatması neredeyse imkansız... bir süre sonra o hale geliyor ki, makine çalıştırılmamış olsa, sadece çalıştırılması düşünülse bile o sesi duyuyorsunuz... abartıyor muyum bilmem, ama o hale geldi ki beynim, neredeyse heriflerin nefes alışını bile duyacak haldeyim...

    gidip adamlarla konuşmayı düşündüm bir ara... ama ne konuşacağım... "bir daha o makineyi çalıştırmayın" mı diyeceğim?... peki nafakamızı sen mi vereceksin derlerse ne olacak?... hani kavga çıkacak onun derdinde değilim... aslında prensip olarak istemiyorum da kavga çıksın; çünkü onlar kalabalık beni orada dövecekler, ben de sonra intikam için biraderleri çağıracağım... hiç olacak şey değil; ben böyle ekmek derdindeki adamlarla mümkün mertebe kapışmam...

    ev sahibine gideyim diyorum... kendisinin altında çalışmıyor makineler, benim kadar rahatsız olmuyordur... dolayısiyle, alacağı kirasına bakar, bana aldırmaz... çektiğim ıztırabı nasıl anlatacağım, o da var; çünkü tamamen istisnai bir durum olabilir... deli derler...

    hasılı, problemi nasıl çözeceğimi bilmeden uzun süre bekledim... rahatsızlığımın tam olarak ne olduğunu ifade edecek kelime ararken, öyle sanıyorum ki, sonunda ev sahibi beni anladı... veya kendisi de rahatsız oldu durumdan, tam bilemiyorum... benden iki misli fazla aldığı kiracılarını dükkandan çıkardı.

    konfeksiyon atölyesi deyince, anlatması evet çok zor ama, hiç unutmayacağım bir rahatsızlık bu.

konfeksiyon atölyesi hakkında bilgi verin