şükela:  tümü | bugün
  • konfor alanından çıkmayan insanlar; en iyi yaptığı işi sürekli yapmaya devam ederler, yeniliklere açık değildirler, risk almayı sevmezler.

    fakat iş dünyasında genel olarak sizden istenen konfor alanının sınırlarını zorlamanızdır.
  • arkadas cevresinde disina cikmak icin en cok cabalayan kisi olarak itiraf ediyorum ki cesitli amaclarla disina cikmak icin ugras vermenin ne kadar gerekli oldugu konusunda ciddi suphelere sahip oldugum alandir. yasam suresi ve sonunda gidecegimiz yer belli olduguna gore bu kadar kasmanin mantikli olmadigina dair ikna edilmeye hazirim.
  • işinizde gayet balarılısınız, yöneticileriniz sizden memnun, astlarınız sizin yetkinliğinizi kabullenmiş yani her şey güllük gülistanlık. ama bir şeyler sizi rahatsız ediyor. kendinizi akvaryumda gibi hissediyorsunuz. belki de her şey bu kadar yolunda olmamalı, bu kadar kolay olmamalı. tebrikler konfor alanı kavramını keşfettiniz.

    şimdi bir karar vermelisiniz. risk alıp konfor alanı dışına mı çıkacaksınız, yoksa kendi çöplüğünüzde ötmeye devam mı edeceksiniz?

    zor bir mesele. hangisinin doğru olduğundan şahsen emin değilim. başarılı insanlara baktığımızda genelde çalışma ortamları konfor alanına dönmeye başladığı anda ayrıldıklarını görüyoruz. ama sorun da burada ya, hep başarılı insanlara bakıyoruz.

    peki ya kaybolanlar, yenilenler... onlar kimsenin ilgi alanına bile giremiyorlar.
  • bu konuda yapılan değerlendirmelerin çoğu bende mide bulantısına yol açıyor.

    insanların sağlayabilmek için ömürlerini harcadıkları, insanca yaşayabildikleri, kendilerine, sevdiklerine vakit ayırabildikleri alandır aslında konfor alanı.
    ama bazıları tarafından sürekli sanki kötü birşeymiş gibi saldırı altındadır.
    bu kişiler devamlı insanları bu alandan çıkmaya zorlar, konfor alanını aşağılar.

    bazıları bunu bilinçli yapar (sermaye sahipleri, yöneticiler) çünkü bu şekilde çalışanlarını daha çok sömürürler. bazıları da sadece akılsızlıklarından yapar (kişisel gelişim konusuna meraklı bireyler), çünkü bir takım söylemleri çok da düşünmeden ezberleme ve tekrar etme size bazı avantajlar sağlar. akılsızlık diyorum çünkü bu kısa vadeli avantajlar, uzun vadeli zararlar pahasınadır.

    "konfor alanının dışına çıkmadan birşey olamazsın, kendini geliştiremezsin diye" bır bır insanların beyni yıkanır sürekli. eğer kişi kendi refahını, rahatlığını, kendine ayırdığı zamanı bırakır, o zamanı da şirketine harcarsa elbette bu şirketin işine gelir ama insanın en kısıtlı kaynağı, yani zamanı elinden gider. bunun karşılığında gösterilen havuçların hiçbiri o rahat geçen zaman kadar kıymetli değildir.

    ha eğer kişi kendisi macera meraklısı ise, kendisini zorlayıp, zamanını işine, şirketine vermek istiyorsa bu zaten onun konfor alanıdır. yani o kişi o şekilde mutlu olduğu için bunu yapıyorsa o da konfor alanının dışına çıkmıyor, sevdiği şekilde yaşıyor demektir zaten.
  • şu kısa hikaye özetliyor aslında durumu. bir adam ormanda yürüyüş yaparken kaybolur ve akşam olmak üzeredir. hızla yürümeye devam eder, sonrasında küçük bir ev görür, kapıyı çalar ve su ister. kapının önünde kıpırdamadan duran ve durmadan uluyan bir köpek vardır. ev sahibiyle biraz sohbet ettikten sonra sorar: “niçin durmadan uluyor?” köpeğin sahibi de; “oturduğu yere çok alışkın ancak onu orada rahatsız eden bir çivi var” der. adam “öyleyse yerini değiştirsin, özgür ki” diye yanıt verir. köpeğin sahibiyse “şimdilik sadece canını biraz acıtıyor o da yerini değiştirmiyor ancak katlanılamaz duruma geldiğinde oradan kalkacak çünkü orası onun için şimdilik çok rahat” der.

    https://gaiadergi.com/…kir-konfor-alanini-isgal-et/
  • neredeyse tum ilerleme ve gelismeler konfor alaninin disinda gerceklesir.
    (bkz: comfort zone)
  • sizi bu alanda rahatsız eden şeylerden kurtulmak için risk alıp bu alandan çıktığınızda farkli bir gezegene gelmiş yabanci biri gibi hissedersiniz.
    özellikle benim gibi eşyalarının yerini değiştirdikçe bile alışamayan bireysel için iş hayatında konfor alanından ayrılmak, sudan çıkmış balık gibi nefes alamamanıza yol açar. bu bir seçimdir; bir süre doğru mu yaptım yanlış mı diye sorgularsınız sanki çaresini bulacakmış gibi. sonrasında.. sonrasını ben de bilmiyorum henüz o kısmına gelemedim.
    bu alana yenilmeyen insan güçlüdür. adaptasyonu ne kadar hızlı ise o kadar gelişebilir.
    en azından benim inanmak istediğim bu.
  • insanın kendini halihazırda aşina hissettiği bir ortamda, her şeyi kontrol edebildiği yanılgısına düştüğü ve kendini rahat hissettiği psikolojik evre.
  • sevdik biz bu afili mahkumiyeti. özellikle y kuşağı olarak. günü kurtaran bireysel faydacı işlerde çalışıp, mesnetsiz birkaç hobi ile zaman geçirerek -bizden başkasını ilgilendirmeyen- deneyimlerimizi sosyal medyaya akıtıyoruz, kanalizasyonu denize akıtır gibi. hepimiz bir şeyler anlatıyoruz, hiçbirimiz dinlemiyoruz. hayatımızı - ölmek istemeyecek kadar- ilginç kılmaya çalışarak ateş böcekleri gibi fıtı fıtı debeleniyoruz. karıncayla dalga geçiyoruz. zamanı gelince karınca kervanına katılıyoruz. o * fildişi kapısız kulelerde süperiz, canımızın istediği oluyor, sorumluluk yok, risk yok, no cry. baş döndürücü bu özgürlüğün, aymazlığın melodisi. deniz kızlarının, odysseus ve denizcilerini siren kayalıklarında ölüme çağıran şu büyülü şarkıları gibi.
    konfor alanı hakkımız diyerek bu tek kişilik hücrelerin içini samur kürklerle kaplayıp, içine gönüllü kapanıp anahtarı da yuttuk herhalde. kimseye yer yok. olmasın da. risk yok, konfor maksimum. burada kimseye yer olmadığı gibi; heyecanlara, birisinin kollarında güvenle uyuklamaya, hevesle yapılan derin sohbetlerin şöyle daha tutkulu temaslara dönüşmesine de yer yok, dolayısıyla.
    anılar falan biriktirmeye ya da. birisinin ne istediğini, neye kızdığını, tek bir kelimesinden veya bakışından anlayacak kadar iyi tanımaya da.

    yalnızlık çok rahat bir konfor alanı, annesinin eteğine tutunmuş insan yavrusu gibi, annesinin sırtına tutunmuş koala yavrusu gibi tutunduk buna, bu şekilde ölüp gittikten sonra naçiz iskeletimiz hala tutunuyor pozisyonda kalacak, nesillere miras olarak bu yalnızlık aşkını bırakacağız. bence bir alkışı hak ettik.

    yha içim şişti ben bi karpuz keseyim bari. sonra trendyol'dan falan lüzumsuz şeyler alayım da keyfim yerine gelsin. gündüz çimlerde teletabi gibi yuvarlanıyordum ne güzel, geceleri tim burton corpse bride'ına dönüşmek de ayıp oluyor.
  • (bkz: #86109339)