şükela:  tümü | bugün
167 entry daha
  • felsefe tarihinin antik yunan'la başlatılması yakın asya'da, uzak doğu'da, orta doğu'da, kadim hint'te felsefi meseleler olmadığı manasına gelmez elbette. mesela çin'de felsefe daha çok kendini siyaset felsefesi şeklinde meydana vurmuştu. çin'de konfüçyus'un şahsında tezahür eden bir politik felsefe geleneği söz konusu. ne var ki konfüçyus, kendisini önceleyen bir birikimden istifade edememişti. adeta bir milat, bir dönüm noktası oluşturmuştu.

    bugün birçok doğu'lu düşünür, felsefeci reform, rönesans ve aydınlanma'dan kaynaklanan "batı aklı"nın doğulular gibi ayrıntıların zenginliğini kavrayamayacağını kanaatindedir. batı da doğuluların sistemli, dizgeli, bütünsel, metodolojik, yöntemli bir felsefe geliştirmekten mahrum olduğuna ya da buna gerek duymadığına kanaat getirebilir. batı felsefesi de çin felsefesi de hayat denilen bu hastalığa kendince reçeteler yazmamış mıydı!?

    konfüçyus evvela bize nasıl eyleyip söylememiz, hangi değerler, erdemler istikametinde yaşamamız, yapı etmemiz gerektiğini söyleyen bir ahlaki meseller, önermeler manzumesi bırakmıştı. nükteli vecizeleriyle, bilmecemsi, öykümsü anlatılarıyla müktesebatını aktarmıştı talebelerine. bir devlet hizmetkarı olarak devletin faziletlerle hükmetmesini ve böylece mutlak bir ahenge dayanan toplumu var kılmak istemişti.

    "konfüçyus'un gayesi, diğer bilgelerin aksine talebelerini aylak aylak dolaşan gezginler; caddeleri, meydanları tartışmalarıyla, akıl yürütmeleriyle rahatsız yerler haline getirip insanları kamusal alanlarda huzursuz eden ve düşünmekten, tefekküre dalmaktan başka hiçbir işe yaramayan kişiler haline getirmek değildi. onun maksadı, devleti ve böylece de cemiyeti mutlak, kesintisiz, akamete uğramayacak bir intibakla, armoniyle yönetecek bürokratlar, memurlar, idareciler sınıfı yetiştirmekti. lao-tze misali kendi kuytusuna, taşrasına çekilip de tefekküre, derin düşüncelere dalmak, zihni tekmil düşüncelerden arındırmak ve billur bir yüzeye çevirmek gibi bir amacı yoktu. öğretisi, 2000 yılı aşkın bir müddet boyunca çin'in bezdirici ve kasvetli uyumculuğu içinde yazıcılar, okul yöneticileri, mülkiyeliler ve siyasilerin normlarını, eyleyişlerini belirlemiş ve onların değerler dünyasına gıda teşkil etmiştir. ak koyun sürüsünde kara koyun olmanın karşılığı şayet hadım edilmekten ibaretse kişi kendini talihli saymalıydı.

    1949'daki sosyalist devrime değin konfüçyusçuluk ve çin handiyse eşanlamlı, özdeş olarak kullanılıyordu. çin'in alamet-i farikası konfüçyusçu bir öğretiler manzumesini haiz olmasıydı adeta. hatta öğreti çin diyasporasında, tayvan'da, dünya metropollerinin çin hüviyetini muhafaza eden mahallelerinde de ziyadesiyle etkili ve hayatiyetliydi.

    ilginçtir konfüçyus kendisini gayet beceriksiz bir kişi olarak addeder. hayatının kaftan kafa başarısızlıklarla bezenmiş olduğunu düşünür. o ideal devletini tesis ve tanzim edemediği için de zaten sukut-u hayal içinde ölmüştü.

    zat-ı alileri isa'dan evvel sene 551'de, kuzeydoğu çin'de, lu beyliği'nde tevellüt etmişti. tevatür odur ki düşünürümüzün babası muazzam, fevkalade bir savaşçıdır. ne var ki o henüz üç yaşındayken ölür. aristokrat bir aile olmalarına rağmen bu ölüm annesini ve onu fukaralığa yazgılı kılar. fakat onca fakr u zaruret koşullarına karşın mağrur ve vakur annesi, oğulcuğunun sıkı bir eğitim almasını sağlar. konfüçyus politika, şiir, matematik, okçuluk, tarih ve adetler eğitimini içeren bütünsel bir eğitimden geçer. öyle ki otuzlarında özel öğretmenlik yapmış, üstüne üstlük kendi okulunu, ekolünü kurmuştu.

    konfüçyus'un ömür sürdüğü dönemin çin'i "savaşan hanedanlıklar dönemi" kaosu ve hercümerci içindeydi. konfüçyus bu kaosu kosmosa tercüme etmenin derdine düşmüştü. bütünlüklü, yöntemli bir felsefesi, siyasi sistem geliştirmemişti. ancak her daim öğretilerinin yürürlükte olduğu uyumlu, huzurlu bir çin hayal etti. geçmişte yaşadığı kabul edilen o altın çağı yeniden tesis etmek için bilge, faziletli mülkiyeliler, bürokratlar, idareciler yetiştirmek istiyordu.