şükela:  tümü | bugün
  • tdkya da dilimize de girmiş dandik kelime.

    ille bu kelimeyi kullanmalıyız. çünkü biz yarışma derken tükürükler saçıyoruz, ihale derken gırtlağımız acıyor.

    (bkz: bye bye turkce)

    edit:imla
  • yıl: 1970li yıllardan biri
    yer: ingiltere’nin en başarılı reklam ajanslarından birinin resepsiyonu.

    ingiltere’nin en köklü şirketlerinden biri olan ingiliz demiryolları’nda çalışan üst düzey yöneticilerden birkaçı, ajansla yapılacak bir toplantı öncesi, resepsiyonda beklemektedir. ajans, bir konkur sunumu için son hazırlıkları yapmaktadır. büyük bütçeli ve her ajansa kaliteli bir referans olacak bu şirketin ajansı olmak için ingiltere’nin dört bir yanından ajanslar birbiriyle yarışmaktadır.

    resepsiyondaki sekreter, bekleyen müşterilerin ismini hiç isteksiz bir şekilde kâğıda yazıp, kabalıkla, umursamazlık arası onlardan oturup, beklemelerini ister.

    resepsiyon pislik içindedir. duvarda hiç bir resim asılı değildir. resepsiyonun iç tasarımı, odanın sıcaklığı kadar soğuktur. ışıklandırma gidip gelir. çöp tenekesi ağzına kadar dolmuştur. telefon çalmakta ama kimsenin umurunda değil ve en kötüsü, toplantı zamanı çoktan geçmesine rağmen, kimse bu önemli potansiyel müşteri ile ilgilenmemektedir.

    5 dakika geçir. 10 dakika geçer. 1 saat geçer randevunun üzerinden. ortalıkta kimse yoktur. ingiliz demiryolları yöneticileri, gösterilen bu muameleden hiç de memnun değildir . rahatsızlık, sıkıntıya, sıkıntı, kızgınlığa dönüşür ve öfke içinde oturdukları yerden kalkıp, çıkış kapısına yönelirler. işte o sırada, ajans müdürü gelir ve onlara yüzündeki büyük bir gülümseme ile:

    beyler... son 1 saat içinde yaşadıklarınızı, her gün yüzlerce, binlerce müşteriniz, ingiliz demiryolları terminallerinde yaşıyor. eğer sizi içeri davet edebilirsem, bu imajı nasıl değiştirebileceğimizi anlatmaya çalışacağım

    yöneticiler, toplantı odasına girer ve ajans, ingiliz demiryolları konkurunu kazanır.
  • turkiye'de reklam camiasina mal olmus terim. konkura cagrilmak, konkura girmek, konkura hazirlanmak seklinde biteviye uzayip giden kullanimi vardir.
  • reklamverenin çeşitli reklam ajanslarına başvurarak bunu bildirmesi ve aralarından birini seçebilmesi için örnek kampanya hazırlamalarını istemesi hadisesi.
  • reklamcılık sektörünün yanlış yapılanmasının bir uzantısı.
    parayı verenin düdüğü çalması ilkesi doğrultusunda reklamveren, bağırır kim benimle çalışmak ister diye. köpekler koşturmaya, çeşitli hokkabazlıklar yapmaya başlarlar.

    belki bu biraz hakaret içeriyor ama aslında böyle.
    her reklam ajansı, firmanın konkuruna katılmak için örnek kampanyalar hazırlar ve bunlarla yarışmaya katılır. kaybederse çalışması çöpe gider, hatta iyiyse reklamveren ondan izin almaksızın bu çalışmasından faydalanır. kazanırsa da bir daha onun kadar iyi çalışmalarına rastlanmaz genelde. çünkü varını yoğunu işi kapmak için harcamıştır aslında.

    bir de ajansın yarışma esnasında ortaya koyduğu performansın kaybetmesi halinde maddi karşılığı yoktur.

    eğer kaybetmişseniz hemen hemen olumlu hiç bir olumlu yanı yoktur. lakin reklam ajanslarının ilkeli davranamaması nedeniyle sadece türkiye'de değil, tüm dünyada sürüp gitmektedir.

    ama misal yiğit şardan gibi reklamcılar da tavır alıp "konkurlara katılmak diğer müşterilerimizin vaktini çalmaktır. biz prensip kararı olarak katılmıyoruz" diyebilmektedirler.
  • reklam dünyasının ihalesi, "zil çaldı koşun, iş var ahali!" ünlemesi...
    firma konkur açar, ajansları çağırır, bir sürü kampanya/proje vs yaptırır; sonra içlerinden birini seçer. (normalde)
    ya da hiçbirinin işi "içine sinmez" ve eski ajansıyla çalışmaya devam eder. (genelde)
    konkuru kaybeden ajansın, "kabul edilmeyen" işinin bir yerde kullanıldığını görmesi de muhtemeldir.
    kazanan ajansın daha sonra işin devamdaki performansı bu kadar parlak gelmez, zira "konkur işi" diye bir tabir vardır; yarışma işi gibi parlak, göz alıcıdır. tüm hünerler sergilenmiş, tüm barutlar bu havai fişek için harcanmıştır.
    ama genelde firmalar şunu der: "konkurdaki işi çok beğendik, enfesti ama uygulama için cesur bir adım o. biz yine globalin eski konseptine devam edelim"
    sonuç? çöp.

    eskiden konkur için "hey koşun" nidasıyla ajansları çalıştırıp çalıştırıp, sonra hiçbirini kabul etmemek gibi bir tavra karşı, zaman/emek kaybına meydan vermemek için firma konkura katılan ajanslara belli bir ödeme yaparmış. böylece işler bu kadar kolay çöpe atılmazmış. şimdi bu uygulama kalktığı için müşteri pişkinlikle birçok ajansı konkura çağırıp sonra da "hiçbiri içime sinmedi, dağılın, amcaoğluna yaptırıcam ben daha ucuza" diyebiliyor. fiyat kırdırmak isteyen müşterilere de, böyle trişkadan konkurlara karşı da önlem alıp ortak bir tavir sergilenmeli. mesela bu konuda mimli müşterinin konkuruna, çağırdığı hiçbir ajans gitmemeli misal...

    ezcümle, ihtimaller dahilinde derim ki, dilinizi eşek arısı soksun; konkurunuz top misali bahçeye kaçsın da alamayın!
  • reklam camiasında her daim stresli, gergin ama bir o kadar da eğlenceli geçer.
    konkur sonunda her tarafta kutu kutu pizzalar, boş bira şişeleri, yazılıp çizimiş kağıtlar bir de üzerinde boş yer kalmayacak kadar doldurulmuş yazı tahtası kalır.

    yazılanların aksine belli bir strateji üzerinden gidildiğinde kazanılmayacak konkur yoktur.
    tecrübeyle sabittir.
  • var olan en itici kelimelerden. ismine yakışır şekilde sinir bozucu dakikalar anlamına gelir ayrıca. konkura giren ajans ve çalışanlarını bilmem ama o çalışanlardan birini evde saatlerce, bazen sabahlara kadar bekleyen kişiler için gayet ama gayet gıcık bir durum ve de. zaten reklam ajanslarına ve patronlarına ve genelde çalışanlarına ve yaptıkları uyuz uyuz işlere ve buna rağmen takındıkları kibir dolu tavırlarına bitmek bilmez bir antipatim var. bir de böyle insanları esir ediyorlar hepten gözlerim kanlanıyor. konkura girin girin ve bir daha çıkamayın.
  • kimi zaman da reklamverenlerce "katakulliye getir, haksızlık yap, çok çalışan ajansı kılıfına uydur şavulla" mottosuyla ele alınan etik, titik değerlerin darmadağın edildiği bir ihale türü...
    (bkz: al gülüm ver gülüm) hatta üstü kalsın gönüller bir olsun gülüm
  • yarisma. ozellikle fransiz ekolunden yetismis (devlet guzel sanatlar akademisi) mimarlar tarafindan hala yarismalara verilen isimdir.