şükela:  tümü | bugün soru sor
  • anna kareninanın esas oğlanı.kendi halinde yaşamını seven ama kafasının içinde bir sürü çoşku dolu düşünce barındıran,sert görünüşlü olsa ve sert kalmaya çalışsa da naiflikten kurtulamayan adam.bir rus düşündüğümde aklıma gelen ilk kişi.aşkı tutkuyla değil de iki kişinin birbirine şefkat ve ilgi göstermesi,sabır,iyi niyet ve anlayışla yaşayan,yıllarca bekleyebilen adam.en az cyrano de bergerac kadar saygıdeğer

    edit: bu entry'nin ilk yazılışından bugüne kadar geçen zamanda levin'e olan bakış açım değişmiştir. aktarmak isterim:

    levin kafasında pek çok proje, pek çok hayal olan, bunları gerçekleştirme potansiyeline sahip bir genç adamdır. lakin sonunda gidip yaptığı nedir? evlenip çoluğa çocuğa karışmak, gidip köyüne yerleşmek.

    burada yapılan hareketi değerlendirirken yol yine ikiye ayrılır sanırım:

    a) levin uzun uzun düşünüp insanın yaşaması gereken hayatın bu olduğuna hükmetmiş ve doğru bildiği şekilde yaşamak adına bu hayatın peşine düşmüştür. seçtiği hayatın doğruluğu ya da yanlışlığı üstüne hüküm vermeden saygı gösterilecek bir harekettir bu. zira her türlü sonucunu göze alarak doğru bildiğinin peşine düşmek oldukça insana yakışır bir harekettir.

    b) levin pek de düşünmeden yalnızca kolayına kaçmıştır. kolay olan hayatı seçmiştir. bu da bir tercihtir ve her insan kendi hayatından mesuldür, onunla istediğini yapma hakkına sahiptir, adamı yargılamaya hala hakkımız yoktur. ama bunu diğeri kadar insana yakışır bir davranış olarak görmüyorum.

    tabi bir de şu mesele var:

    arkadaşım o gerçek bir insan değil, altı üstü roman karakteri, ilkokul arkadaşın üzerine düşünürmüş gibi düşünüp konuşuyorsun denebilir. o zaman ben de derim ki "acaba yazar bu karakterlerden hangisini yaratmak isterdi?". hangisi o romanın bütünlüğü içinde daha anlamlı dururdu? ya da tolstoy'un kendine has ahlakçıılığıına daha iyi hizmet ederdi?

    karar okuyucuya aittir.
  • anna karenina adlı romanda annadan daha fazla yer tutan karakter.

    levin karakterinin en önemli özelliği ise aristokrat-sosyete-toprak sahibi kökeni ile köylülük ve ateistlik ile hristiyanlık arasındaki bocalamalarıdır. st.petersburg ve moskovadaki hayattan tiksinip çiftliğini yönetmeyi seçmiş ancak köylülerin hayatını, her türlü imkan sunulduğu hala neden verimli çalışmadıklarını vs. anlayamamıştır.
    ateistlik ve hristiyanlık arasındaki ikileminin sonunda ise hristiyanlığı seçmektedir. belki bunda inançlı biri olan kitinin rolü de olabilir.

    sonuçta kitabın* en enteresan ve en çok mesaj veren karakterlerinden biridir.
  • herhalde şu koca edebiyat aleminin en sevdiğim kahramanlarından biridir levin... anna karenina ile tanışmam bundan onbeş yıl öncesine dayanır ve hafızamda da bu romandan geriye kalan hep levinin nasıl örnek alınası bir etik lider, ne biçim bir yol gösterici model olduğudur.

    nedenini anlatmak öyle zor ki levinin bunca biricikliğinin ve bunda sıradışılığının. zorluğuna rağmen yine de deneyeceğim. ve ben "anna kareninayı kendim okuyacağım, densizlik etme julyet" diyenler içinde bir uyarı koyacağım yazıma.

    --- spoiler ---
    anna karenina boyunca hayatla ve kendisi ile boğuşan levin'in iç sesi sonunda şunu söyler: "besbelli her zamanki gibi, gene ivan'a, arabacıya öfkeleneceğim, yararsız tartışmalara burnumu sokacağım, düşüncelerimi gene darmadağınık ortaya koyacağım. ruhumla bütün ötekilerin,-karımın bile- ruhları arasındaki o ölü duvar da her zaman yerli yerinde duracak besbelli. kuruntularım yüzünden karımı gene suçlayacağım, sonra gene pişman olacağım. nedenini kendim bile bilmeden dua etmeye devam edeceğim elbet. ama hayatım, bütün hayatım.... başıma bundan böyle ne gelirse gelsin, hayatımın her dakikası anlamla dolu geçecek."

    levin'in biricikliği işte buradadır. tüm zaaflarımıza, kötü huylarımıza, ruhumuzun tüm yabancılığına rağmen hayatı anlamla dolu yaşama kararlığının onu anlamlı kılabileceği yönünde bize verdiği o inançtadır.

    evet, ben julyet; belki yine yanlış aşklar yaşayacak, nefret ettiğim biir mesleğe sımsıkı sarılacak, arada bir eski sevgilimi özleyecek ya da kıskanacak, inanmadığım halde aylık falımı düzenli olarak okuyacak, zamanı geldiği halde babamı terk edemeyeceğim elbet. ama hayatım, bütün hayatım... başıma bundan böyle ne gelirse gelsin, hayatımın her dakikası anlamla dolu geçecek."
    --- spoiler ---
  • anna kareninadaki okunmasi zevkli kisimlari olusturan sahsiyet.
  • kitty'si tarafından kostiya diye çağırılıyordu yanılmıyorsam. o heybetli ve ketum adamı küçücük bir çocuğa çeviriyordu bu hitap.
  • anna karenina'daki en sevdiğim, en gerçek karakter. bilmem kaç yüz sayfa boyunca dengesiz anna'yla hıyar vronski'ye katlandıysam hep birazdan levin'e dönecek diye katlanmışımdır.
    üstelik ben de kendisini çok fazla kendime benzetmiştim. belki de tolstoy'un anlattığı kendisi veya biz, ama hep aynı insan. bir şekilde daha basit bir yaşama* özlem duyan* , ama şehirde yetişmiş ve okumuş olmanın getirdiği lüksü de terkedemeyen, sürekli düşünen, iki arada bir derede kalmış bir adam.
  • anna karenina'da yuzlerce karakter var, dersem yanilmis olmam sanirim. yanilirsam da heralde sayinin dort haneli bir rakama ulasmis olmasiyla olurdu. cunku tolstoy romanda hicbir ayrintiyi atlamiyor. oyle ki, ana karakterlerden birinin gozune yoldan gecerken takilan insanlari bile tanima sansina erisiyoruz bir derece.

    ve ne derece ayrintili bahsedilerse bahsedilsin, hemen tum karakterlerde kendimden birseyler buldum. tabii bu benimle alakali bir durum degil. insanin dogasi ve tolstoy'un bunu yansitma yetenegiyle/tarziyla alakali.

    bu yuzden, levin'i nasil yorumlayacagimi sasiriyorum. simdiye kadar hicbir kisiyi, gercek ya da hayal urunu, levin kadar kendime yakin ve benzer bulmamisimdir. ancak bu durum, salt levin'in kisiligi ile mi alakali yoksa o'nun romanda en derinlemesine islenmis karakter olmasiyla mi iliskili bilemiuyorum. belki de, tolstoy'un anlatimi oylesine kudretli ki, roman levin yerine stiva'yi derinlemesine ele alsaydi, ayni seyleri stiva icin hissediyor olabilirdim.

    yine de bu kafa karisikligim, levin'e olan bakis acimi etkilemiyor.

    o benim icin herseyiyle cok ozel biri.
  • rudyard kipling'in türkçe'ye "adam olmak" olarak çevrilen "if" adlı şiirinin bir dizesi şöyledir: "eğer krallarla dolaşıp halktan birisi olabilirsen..." şiir dizeler boyunca rudyard kipling'in bizlere şart koştuğu güzide öğütleriyle bu şekilde devam eder ve nihayet "dünya altıyla ve üstüyle senindir ve onun ötesinde, o zaman sen insan sayılırsın oğlum" diye son bulur. muhtelif çevirisi vardır, bülent ecevit de çevirmiştir. kapıya pencereye yazılabilecek kadar başlı başına iyi bir şiirdir bu. şu "hayat felsefesi" dediğimiz şeyin yerine de rahatlıkla koyulabilir. zira hangisi olduğu önemli olmaksızın bir kimsenin içinde olduğu duygu-duruma göre şekil alır, bütün insanlık haline tümüyle uygunluk gösterir. insan hayatındaki herhangi bir şeyle doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılıdır. kişi işini batırması, babası ya da anasını toprağa vermesi halinde veya altından kalkamayacağını düşündüğü bir durumda en iyi dostunun sesini duymak, ağlamak, intihar etmek yahut içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için -aklıma gelmeyen- bambaşka bir yolun dışında bu şiiri de tekrar okuyabilir. omurgasında derin mi derin bir anlam ve öğüt taşır. dahası, ki bence en kıymetlisi gerçekçidir, insana boş hayaller kurdurmaz, ortaya beklenenin dışında iddialı bir laf atmaz, bir çıkış kapısı gösterme ihtiyacı duymaz, iyiliği veya kötülüğü sigorta etmez, şimdiye dek yok yere dile getirilen içi boş tesellileri kulağından tuttuğu gibi kapı dışarı eder, dahası, ki bu saydıklarımın içinde bence en kıymetlisi, mutluluğu vaat etmez.

    bu bir çağrışım. taze tandır ekmeği kokusu aldığımda bir zaman tüneli içinde hızla gerileyerek çocukluğuma dönmek, anneannemin kerpiç evimizin avlusunu bir baştan bir başa elinde bir bakraç dolusu taze sütle yürüyerek geçtiğini anımsamak gibi bir şey. levin'in baharın gelmesiyle yeşeren zararlı otları işçilerle birlikte tırpanlamaya girişmesinin anlatımında ansızın uzandığım yerden doğrulma ihtiyacı duymuş, sonrasında kaşlarımı çatarak hadiseye dikkat kesilmiştim. çünkü rudyard kipling'in dizesi nihayet anlamını kavrıyordu.

    bana kalırsa tolstoy, anna karenina'da levin üzerinden kendine göre ideal erkeğin portresini çizmişti. o zamanın rus toplumunda konumunu paylaştığı kimselerin aksine kalender kişiliği; babasından kendisine kalan mirası büyük bir vefa duygusuyla sahiplenmesi ("babamdan bana kalan bu çiftliği kıymetli görüyorum, ona değer veriyorum"), elinden geldiğince hatırasını yaşatmaya çalışması; toplumun "evlenmekten" anladığı şeyin, yani bu müesseseye dahil olmanın sadece toplumsal bir gereklilik, bir gelenek addedildiği için değil, aksine, levin'in mutluluğu ancak bu şartla bulacağına inandığı için sevdiği kadınla birlikte olmak istemesi ve bir aile kurmak için onu seçmesi; kendisini burjuva denen tabakadan biri görmemesi ya da kiti'nin, annesinin etkisinde kalıp ilk olarak vronski'yi ona tercih etmesine rağmen ağırbaşlılığını ve metanetini muhafaza etmesi yahut huysuz bir adam olan ağabeyi ile bağlarını tamamen koparmaması bunun göstergesi olmalı. yoksa tolstoy'un o kuvvetli anlatımının, iki farklı evliliğin karşılaştırmasını yapmak, toplumum insanı nasıl çılgınca bir istikamete sürükleyebileceğini tahlil etmek ve mutluluğu anlatmak gibi pek çok meselenin dışında başka ne gibi bir işlevi olabilir? levin gibi bir kahramanı oluşturmasının amacı sadece hikayeye zenginlik katmak veya bir boşluğu doldurmak mıydı?

    anna karenina'nın 2 ciltlik trişka bir çevirisinin ilkini üniversitenin ilk döneminde okumuştum. o sıralar, okuyacağım kitap muhakkak benim olmalı, saçmalığından kurtuldum. gidip de dönmeyen kitabın yolunu gözlemekten de vazgeçtim. okuyup dünyamızı kurtaracak biri elbet çıkar diye düşündüm. bir müddet sonraysa kitaba para artırmak şöyle dursun, ay sonunu getiremeyenler cemiyetine dahil olduğumu görünce okulun kütüphanesine kapılandım. henüz baş gösteren bu çılgınlık akımının zihnimde en derin etki bırakan eseri anna karenina oldu.

    bağlamsız alıntı yapmak anlamsız olacaktır ama günlüğüme kaydettiğim bir kaç satırı burada paylaşmak isterim.

    kiti diye bir başlık altında.
    "beni sevmeyen bir insanı sevmeyecek kadar gururum var."

    ***

    anna karenina'dan, 1. bölüm 8. kısım, kiti'nin duyguları diye bir başlık altında.

    "geçmişi düşününce levin içine tatlı tatlı akıyor, ruhunu mutlulukla dolduruyordu. çocukluk anıları, levin'in ölen ağabeyi ile aralarındaki dostluk hatıraları levin'e bambaşka bir anlam ve renk veriyordu. şüphe etmediği tek şey vardı, o da levin'in aşkının kendi gururunu okşamasıydı. birisi tarafından sevilmek ne güzel bir şeymiş meğer! levin aklına gelince rahatlıyor, üzerinden ağır bir yük kalkıyordu. vronski için aynı şeyleri ne yazık kı hissedemiyordu. sakin yaradılışlı ve nazik biri olmak yeterli değildi."

    ***

    "başlıksız"

    "kiti için bir yapaylık, bir sahtelik vardı ortada. ama temiz yürekli, sevimli bir insan olan vronski'de değildi bu, kiti'deydi. halbuki kendisini levin'le birlikte büsbütün açık yürekli ve doğal hissediyordu. ama geleceği düşününce vronski ile birlikte olduğu takdirde pırıl pırıl, mutlu bir geleceği olacağını duyuyordu. levin ile ise gelecek dumanlı görünüyordu."

    ***

    anna karenina'dan, aşk üzerine diye bir başlık altında.

    "hem ne kadar candan, sade, en önemlisi de güven dolu bir şey bu. daha iyi, daha temiz hissediyorum kendimi. bir kalbimin olduğunu, bir çok iyi yanımın olduğunu anlıyorum. ah o sevgi dolu, sevimli gözler..! hem çok..."

    ***

    anna karenina'dan, aleksey aleksandroviç'in ağzından diye bir başlık altında.

    "duygularının ayrıntılarına inmeye hakkım yok, dedi. hem, bunu yararsız, hatta zararlı sayarım. insanın ruhunun derinliklerine inmek orada kendini belli etmeden duran bazı şeylerin çoğu zaman su yüzüne çıkmasına sebep olur. senin duyguların yalnız vicdanını ilgilendirir..."

    ***

    anna karenina'dan, arkadyeviç'ten levin'e diye bir başlık altında.

    " 'insanın belirli bir ölçüde tayını varken canının francala çekebileceğini kabul etmiyorsun sen, dedi. sence bir suçtur bu. oysa ben aşksız bir hayata hayat demem. ne yaparsın, tanrı beni böyle yaratmış. doğrusunu söylemek gerekirse, bunun başkalarına verdiği zarar öylesine az, bana verdiği hazsa öylesine büyük ki...'
    levin arkadaşının duygularını da, bu çeşit kadınları incelemekte bulduğu güzelliği de anlayamıyordu."

    ***

    anna karenina'dan, aile hayali diye bir başlık altında.

    "ama içine gömüldüğü sandığı umudun, kalbinde kımıldadığını hissediyordu. levin darya'yı görünce, kendini kurmayı hayal ettiği aile hayatının sahnelerinden biriyle karşı karşıya bulmuştu."

    ***

    "başlıksız" (bunu neden kaydettiği anlamadım.)
    "ikisinin de yüzünde yeni uyanmış güçlü, genç bir aşk okunuyordu."

    bir gün yollarımızın kesişmesini ne çok isterdim. hayatım boyunca tolstoy'la karşılaşamayacağım için kendimi şanssız sayıyorum. bazen şans eseri yanlış yüzyılda dünyaya geldiğimi düşünüyorum. hoş tolstoy da benim suratıma özlem duyacak değildi de, hiç olmazsa uzaktan şöyle bir görürdüm ya da göz göze gelirdik belki, ne bileyim. nihayetinde matah bir kimse değilim. fakat bir fotoğrafını görünce sevgi duyuyorum.