şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sadece rus edebiyatının en ünlü şiirlerinden değildir bu şiir, aynı zamanda dünyada savaş edebiyatı'nın en önemli eserlerinden biri sayılır, 1941'de yazılmıştır. ben şöyle çevirmiştim;

    bekle beni

    bekle beni, döneceğim.
    yalnız hep bekle
    bekle; sarı yağmurlar
    hüznü getirdiğinde,
    bekle; kar fırtınalarında
    kör sıcaklarda bekle,
    başkaları beklenmezken bekle-
    dün unutulmuşken.
    bekle, beraber bekleyenlerin
    sabrı tükendiğinde.

    bekle beni, döneceğim
    aldırma sakın
    unutmak vakti olduğundan
    emin olanlara,
    bırak inansın oğlum ve annem
    benim artık olmadığıma,
    bırak yorulsun bekleyen dostlar
    otursunlar ateş başına
    içsinler acı şarabı
    ruhumun anısına...
    bekle. ve onlarla birlikte içmekte
    acele etme.

    bekle beni, döneceğim,
    tüm ölümlerin inadına.
    beni beklemeyenler
    bırak desinler: -şanslıymış.
    onlar beklemediler; anlayamazlar
    nasıl senin kurtardığını beni
    ateşlerin içinden
    beklentinle.
    benim nasıl hayatta kaldığımı
    yalnız biz bileceğiz
    ben ve sen, -
    mesele senin
    başka hiçkimsenin yapamayacağı şekilde
    beklemeyi bilmende.
  • bir rivayete göre stalin'in pek sevmediği bir yazardır. belki bir şehir efsanesi, şöyle bir diyalog anlatılır:
    -yoldaş stalin, yoldaş simonov yeni kitap yazmış, basacak mıyız?
    -basın.
    -kaç tane basacağız?
    - iki tane.
    - iki tane mi??!!
    - evet iki tane yeter, birini kendine verin, birini de sevgilisine yollayın.
  • 1915 de st. petersburg da doğmuştur 1979 da ölmüştür...büyük adamdır.
  • oyuncu valentina serova 'ya olan aşkı ile de bilinir..bekle beni isimli şiiri ona yazılmıştır...ağlatır..bitirir...mahveder....

    simonov 1943 yılında serova ile evlenmiştir ... ve 1957 yılında da terketmiştir serova'yı..
  • devrim devin kuzu'nun cenazesinde oğlu tarafından bekle beni adlı şiiri okunmuştur.
  • tanışamadığım için hayıflandığım yazarlardan biridir. 2005 yılında okuduğum savaşsız yirmi gün isimli kitabında savaş hakkında ki düşünceleri, yaşadığı kısa hayatında savaşı ve savaşmayı ne denli iliklerine kadar hissettiğinin en güzel ispatıdır.

    ''savaş kıyamet günü borusu gibi, ulu bir varlığın önünde insanoğluna kendini çıplak hissettiren, yaptıklarının sorumluluğunu duyuran büyük bir olaydır... insanoğlu o gün sevaplarının günahlarından daha çok olmasını tutkuyla ister. bu eğer inanıyorsa böyledir. tanrıya değil, kendi yaşamından daha önemli bişiye ülke geleceğine inanıyorsa... inancın her türlüsü vardır. insan yurdu için değişik değişik konuşur ve düşünür. ancak gerçekten kıyamet günüdür. yapabildiklerimizden de yapamadıklarımızdan da sorumlu tutulacağımız kıyamet günü sorgulamasından daha korkunç ne olabilir ki?''
  • orlando figes’in karanlıkta fısıldaşanlar – stalin rusya’sında özel yaşam adlı kitabının ana karakterlerinden birisi olan kişi.

    kitabın giriş bölümünde konstantin simonov hakkında şöyle bir yazı vardır.

    “konstantin simonov (1915-1979) karanlıkta fısıldaşanların kilit kişiliğidir ve (bakış açısına bağlı olarak) belki de trajik kahramanıdır. sovyet rejiminin baskısına uğramış soylu bir aileden gelmesine karşın, 1930’larda bir “proleter yazar” olarak kendisini yeniden yarattı. günümüzde büyük ölçüde unutulmuş olsa bile, sovyet edebiyat çevresinde önemli bir simaydı; altı kez stalin ödülü, bir kez lenin ödülü ve bir kez de sosyalist emek kahramanı unvanı aldı. yetenekli bir lirik şairdi; savaşı konu alan romanları son derece popülerdi; tiyatro oyunları zayıf ve propagandaya dönüktü, ama birinci sınıf bir muhabirdi ve savaş sırasında rusya’nın en iyi muhabiri olduğunu gösterdi. ömrünün son yıllarında mükemmel bir anı yazarı olarak, kendi günahlarını ve stalinist rejimle ahlaki uzlaşmalarını dürüstçe irdeledi. simonov moskova’ya sınırlı alan’dan gelmiş bir yahudi ailenin üç kızından en küçüğü olan yevgeniya laskina’yla 1939’da evlendi; ama kısa bir süre sonra onu ve küçük yaştaki oğlunu terk ederek, güzel aktris valentina serova’nın peşine düştü. bu sevdadan ilham alarak yazdığı en ünlü şiiri “beni bekle” (1941) cephede çarpışırken bir sevgiliye ya da eşe dönme özlemiyle tutuşan neredeyse her askerce ezbere bilinirdi. simonov 1945-53 arasında yazarlar birliği’nde önemli bir konum kazandı; bu dönemde stalin’in ideologları sovyet edebiyatının ileri gelen isimlerini aşırı liberal sayılan yazar arkadaşlarını sindirme kampanyasında yer almaya, sanat ve bilim dallarında yahudilere yönelik kampanyaya görüşleriyle destek vermeye çağırdı. bu resmi anti-semitizm’in mağdurlarından biri laskin ailesiydi; ancak o sırada simonov onlara yardım edemeyecek ölçüde stalinist rejime bulaşmıştı ve belki de yapabileceği hiçbir şey yoktu artık.”

    kitapta ayrıca “beni bekle” isimli 75 sayfalık bir bölüm var ki burada şiirin yazıldığı koşulları, toplum üzerinde şiirin etkilerini, hatta belki de 2. dünya savaşı üzerine etkilerini bile görülebilir. rus halkı stalin diktası altında inim inim inlemektedir. en ufak muhalefet bırakın muhalefeti konuşma not edilmekte ve cezalandırılmaktadır. muhbirlik almış başını gitmiştir. insanlar konuşmaz, konuşamaz hale gelmiş, en yakınlarıyla bile ya konuşmuyorlar ya da fısıltı ile konuşuyorlar. rus insanları artık duygulardan arınmış bir halde neredeyse birer makine haline gelmiştir. işte bu dönemde 2. dünya savaşı ortamında en azından duygularını ifade edebilme fırsatını bulan insanların duygularına da tercüman olan bu şiir ruslara belki de tekrar insanlıklarını hatırlatmıştır. çünkü stalin rejiminde kitaptan öğreniyoruz ki ben yok biz var bu bizde aile akrabalar konu komşu değil parti ve rejim yöneticileri ve onların düşüncelerini gönüllü ve zorla da olsa benimseyen kişiler. stalin rejiminde bireyin çocukların ailenin önemi yok bunların hepsi rejim uğruna feda edilebilir. kitapta bir çok örnek mevcut.

    işte bu noktada “beni bekle” şiiri insanlara birilerine karşı sevgi gibi duygular beslemeyi ve bu uğurda ümitli olmayı belki çalışmayı çabalamayı tekrar hatırlattı ve bunun sonucunda da askerler cephede geri döndüklerinde onları bekleyen bir kişi bir sevgi olduğu düşüncesiyle savaştılar. rejimde bu duyguların harekete geçmesini kısa vadede savaş için yararlı buldu ve destekledi ya da engellemedi. şiir hızla yayıldı okundu, filme ve tiyatroya konu edildi. rus halkı 2. dünya savaşı sebebiyle, normal şartlarda hapse atılmalarına, gulag’lara gönderilmelerine ya da kurşuna dizilmelerine sebep olacak davranışlarda bulundular ya da düşüncelerini dile getirmeye başladılar. rejim buna göz yumdu çünkü savaş sırasında herkese ihtiyaç vardı. bu geçici gevşeme rus halkının savaş sonrası için daha yaşanılabilir bir hayat ümitlerini arttırdı. şiir ise bunun kişisel sevgi aşk dünyasıyla ile ilgili kısmını temsil etti ama savaş sonrası işler umulan gibi gitmedi.

    “beni bekle” şiiri kitapta yer almakta.

    tabi ki kitaptaki şiir rusça’dan ingilizce’ye çeviri üzerinden türkçe’ye çeviri.

    kitapta şiir ile ilgili dip not: a. todd ve m. hayward (ed.), twentieth-century russian poetry (londra, 1993), s. 623-4 (çev. l. yakovleya)

    beni bekle

    beni bekle, geleceğim yanına,
    ama var gücünle bekle,
    hüzünlü yağmurlarla birlikte
    kasvet çöktüğünde bekle,
    karlar yerde savrulduğunda bekle,
    sıcak bastırdığında bekle,
    unutulan geçmişle birlikte
    başkalarından vazgeçildiğinde bekle.
    gidilen uzak yerlerden
    mektuplar gelmediğinde bekle,
    şimdiye kadar bütün bekleşenler
    artık yorulduğunda bekle.

    beni bekle, geleceğim yanına,
    haklı olduklarında ısrar ederek
    unutman gerektiğini söyleyenlere
    olur deme sakın.
    oğlum ve annem inansa bile
    artık benim göçtüğüme,
    dostlarım beklemekten yorulsa,
    kurulup ateşin yanına
    içseler kekre bir kadeh
    ruhum yatsın huzur içinde diye…
    bekle. sakın acele etme onlarla birlikte
    kadeh kaldırmak için hatırama.

    beni bekle, geleceğim yanına,
    sırf nispet olsun bütün ölümlülere.
    beklemeyenler desinler ki
    “o talihli bir adamdı.”
    beklemesini bilmeyenler için
    anlatmak zordur böyle bir şeyi,
    ta ateşin içindeyken bile,
    beni böyle beklemekle,
    nasıl ölümden kurtardığını.
    sadece sen ve ben biliyoruz
    nasıl sağ kaldığımı –
    işin aslı senin beklemeyi bilmen
    başkasının bilmediği kadar.
  • ezginin günlüğünün en güzel şarkılarından birine* sözleri ile can vermiş olan şair
  • dünyanın en iyi savaş romanı yazarlarındandır. hatta bu tür romanları seven biri olarak söyleyebilirim ki "yaşayanlar ve ölüler" üçlemesi (1. cilt silah arkadaşları, 2. cilt yaşayanlar ve ölüler, 3. cilt insan asker doğmaz) bence dünyanın en iyi savaş romanıdır.

    "özel yaşam dedikleri" isimli romanı da çok değerlidir.

    1970'ler ve 80'ler de çevrilen kitapları dışında bir daha türkçeye çevrilmemiş, mevcut kitaplarının da yeni baskısı yapılmamıştır.

    pek çok insanın bihaber olduğu büyük bir yazardır...