şükela:  tümü | bugün
  • özellikle başta türk insanı olmak üzere insanların genel olarak ihtiyaç duyduğu gerçeklik.

    türk olarak konuşmaya, dolayısıyla da bir şeyler anlatmaya ihtiyaç duyuyoruz. öyle ki, tıpkı cinsellik gibi, içimize attığımız bu ihtiyaç, günün birinde biz farkında olmasak da dışa vuruyor bizde. bu dışa vurmuşluk, bir gün kendimizi tanımadığımız birisiyle konuşurken gösteriyor kendini.

    stresliyiz bizler. sürekli bir koşuşturma içindeyiz. acele yaşıyoruz yani. dert biriktiriyoruz. sorunlarımıza çözüm üretmeye çalışıyoruz. daha iyi bir yaşam sürebilmek adına, daha da bataklığa saplanıyoruz aslında. böyle olunca da duygularımızı, düşüncelerimizi, dertlerimizi, sevinçlerimizi anlatacak birine ihtiyaç duyuyoruz.

    ama işte ne acıdır ki bu ihtiyaç, teknolojinin getirdiği akımla sürekli göz ardı edilmekte. biz istesek de, istemesek de... özellikle iki kişinin bir karşılıklı oturup bir şeyler içip, sohbet etmek istediği zaman; ellerindeki akıllı telefonlardan birbirinin yüzüne bakamadan öndeki içeceklerin soğuması, daha da özetliyor bu durumu.

    peki ne yapıyoruz? az da olsa tanışma fırsatı bulduğumuz kişiye açıyoruz kendimizi, açıp anlatmaya başlıyoruz örneğin.

    ** alış veriş yaptığımızda, aldığımız ürün bedeninin üstümüze olup olmayacağını analiz ediyoruz.

    "bakmayın siz, önceden böyle kilolu değildim. ilaç kullandım, doğum yaptım, kaza geçirdim de böyle oldum." diyen müşteriye; satıcı olarak "iyi de bana ne bundan kardeşim?" diyemiyoruz.

    ** "herif zaten hasta. ben de çalışmazsam kim bakacak bize? zaten gelinde iş yok. çocuklar desen okuyor. bir enişte var sağ olsun, o biraz hayırlı çıktı." diyen ayşe teyze'ye; "iyi de teyzeciğim bana neden anlatıyorsun ki bunları?" diyemiyor bakkal efendi.

    ** "ya sorma. aslında var ya geçen sene saçlarım öyle uzundu ki, inanamazsın. bakma şimdi tedavi görüyorum, eşimin işiyle ilgili sorunu var. eşimde de böyle bir sorun çıkınca canım sıkıldı. saçımı değiştirdim sıkıntıdan. kes boya, kes boya derken bu hale geldi işte." diyen esra hanım'a; "anlıyorum ama bunun şimdi ne alakası var saç boyamakla?" diye soramıyor kuaför.

    anlatmaktan, konuşmaktan çekiniyoruz aslında. batı'da insanların paraya acımayıp bir sorun karşısında derhal psikiyatristlere gitmelerine alışık değiliz biz. çünkü gidersek "deli" damgası yemekten korkuyoruz. çünkü adını dahi telaffuz etmekte zorlandığımız bu kişilere "deli doktoru" diyoruz biz.

    hal böyle olunca da, o zaman da türk aklı devreye girerek, kendi kendimize konuşuyoruz. ama o zaman yine; konuşmaya olan ihtiyacımızı, yine potansiyel bir deli olarak tekrar göz ardı ediyoruz.