şükela:  tümü | bugün
  • kopernik'in 1543 yılında de revolutionibus orbium caelestium adlı yapıtının yayınlanması gökbilim ve evrenbilim düşüncelerinin kökten değişmesine neden oldu. bu yapıt, gezegen devinimlerini doğru ve basit olarak açıklayan ilk yapıttı. gökbilime yaptığı yeni eklemelerle yeni bir evrenbilim geliştirdi. de revolutionibus'un önemi kendisinin ne dediğinden çok başkalarına ne söylettiğinde yatar. devrimci bir yapıt olmaktan çok devrim yaptırıcı bir yapıttır.

    kopernik'in önerisinden önce yer, güneş, yıldız ve gezegen devinimlerinin hesaplandığı durgun merkezdi. de revolutionibus'un yayınlanmasından 100 yıl sonra güneş evrenin merkezine oturmuş, dünyamız diğer gezegenler gibi "mütevazı" bir konuma çekilmiştir.
  • "bilimsel bilginin, sentetik a priori önermelerin realist bir tavır ve zihnin nesnelerine uyduğu varsayımıyla hiçbir şekilde açıklanamayacağını düşünen ve a priori, yani tümel olan, yalnızca geçmiş ve şimdi için değil, gelecek için de geçerli olan bilgiyi açıklamak üzere, zihinle nesneleri arasındaki ilişki için yeni bir varsayım bulmak zorunda kalan kant’ın, ünlü astronom kopernik’ten etkilenerek gerçekleştirdiği, nesnelerin zihne ve zihnin işlemlerine ya da faaliyetlerine uyduğu teziyle belirlenen devrime verilen ad.

    kant’a göre, gökteki cisimlerin hareketlerini, bu cisimlerin onları gözlemleyen kişinin çevresinde döndükleri varsayımını temele alarak açıklama çabasında yeterince ilerleme kaydedemeyen kopernik, yıldızların yerlerinde sabit durduklarını ve gözlemcinin onların çevresinde döndüğünü kabul ettiği zaman başarılı olabileceği inancına kapılmış ve bu kabulüyle gökteki cisimlerin hareketlerini açıklama çabasında gerçekten de başarılı olmuştur. kopernik’in durumuyla kendi problemi arasında bir analoji kuran kant, şimdiye kadar tüm bilgilerimizin konu aldığı nesnelere uyduklarının varsayıldığını söyler.

    kant’a göre, şimdi yeni bir deneme yapmanın, ve bilginin nesnelere değil de, nesnelerin bilgiye uyduklarını öne sürmenin tam zamanıdır. çünkü bilgide sezginin nesnelere uymak zorunda olduğu kabul edilirse, nesneler hakkında a priori bir bilgiye sahip olmamız olgusu açıklanamaz. nesneler hakkındaki bilgimizi açıklamak için, kant’a göre, nesnelerin insandaki sezgi yetisine uyduklarını kabul etme zorunluluğu vardır.

    bununla kant hiç kuşku yok ki, insan zihninin bilgide konu aldığı nesneleri gelişigüzel yaratmakta olduğunu söylemek istemez; o, bununla zihnin doğuştan düşüncelere sahip olduğunu da anlatmak arzusunda değildir. onun felsefe alanında gerçekleştirdiği devrim, daha çok insan zihninin tecrübe ettiği, algıladığı nesnelere bir şey kattığını söylemekten oluşur. kant bilgimizin deneyden başladığı konusunda david hume’la tam bir uyuşma içindedir, fakat o, hume’un tam tersine, insan zihninin tecrübe ettiği nesnelere bir şey katan, duyu yoluyla gelen malzemeye bir form, bir çerçeve kazandıran aktif bir güç olduğunu öne sürer.

    insan zihni, ona göre, öyle yapılanmıştır ki, kendi biliş tarzını nesnelere aktarır, nesnelerin kendi biliş tarzına uymasını sağlar. insan zihni doğası gereği, deneyimlerimizi aktif bir biçimde düzenler. başka bir deyişle, düşünme faaliyeti yalnızca, duyular aracılığıyla birtakım izlenimler almayı değil, fakat aynı zamanda tecrübe ettiğimiz şeyler hakkında yargılar oluşturmayı içerir. tıpkı renkli gözlükler takan bir kimsenin herşeyi gözlüklerinin rengiyle görmesi gibi, düşünce yetisine sahip olan her insan varlığı, şeyleri kaçınılmaz bir biçimde kendi zihninin doğal yapısına göre düşünür."

    ahmet cevizci – paradigma felsefe sözlüğü
  • konuyla ilgili, immanuel kant'ın; "kopernik'in fizikte yaptığını ben felsefede yaptım" dediği efsanesi dolaşmakta olsa da ne kadar doğrudur bilmiyorum.

    ha demişse bence adam haklı beyler.
  • devrimi ilerleten darwindir. freud da hem darwini, hem kopernik'i insanın kendini o kadar da önemli hissetmemeye başlamasında mihenk taşları olarak görür.
  • ünlü üç kritiği ile, kopernik'in bilimde yaptığını immanuel kant felsefede yapmıştır. kendisi de bu devrimi kopernik devrimi olarak adlandırmıştır.

    (bkz: salt aklın kritiği)
    (bkz: pratik aklın kritiği)
    (bkz: yargı gücünün kritiği)
  • "...ut philosophi sentiunt." kısmı önemlidir. sentio, yani bir his anlamında idrak ve düşünme. bu yüzden teorik sınırları içinde idrak edilemeyecek bir içsel dönüşü vurgular kopernik devrimi.

    (bkz: immanuel kant)

    "peki neden tam tersi olmasın?" sorusunun kopernik'in düşünmesinde ne kadar bir başlangıç noktası, hangi koşullara bağlı bir motivasyon olup olmadığına dair düşünmeyi şimdilik bir kenara bırakıyorum .

    burada ruhun ters yüz edilmesi kadar ağır ve acı veren bir deneyim vardır. inançların yıkılması. ya da bunun bir "yolu" diyemeyeceğimiz kadar da method'dan ayrı düşünülmesi gereken bir aydınlanma.

    şimdi tezlik bir soru. fenomenoloji (en azından sartre'ın varlık ve hiçlik'in hemen başında söylediklerinden hareketle) bu devrimi ne kadar gerçekleştirebildi? fenomenolojiyi nereden başlatmamız gerektiğini sorma vaktimiz geldi.
  • göksel kürelerin devinimleri, insanlık tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır evet ama ne yazık ki bir devrim olamamıştır.
    bunun sebeplerinin arkasında kopernik'in çekingen kişiliği ve küçük yaşlardan beri aldığı dini eğitimin önemli bir katkısının olduğu düşünülebilir.
    kopernik büyük bir tepki almaktan sürekli korkuyordu bu yüzden hep çekingen davranarak çalışmalarını batlamyus ve antik yunan ilkelerine bağlı kalarak sürdürmüştür.(ki kendisiyle aynı tarihte eserini yayınlayan andreas vesalius ve daha niceleri gösterecekti ki antik yunan söylemleri çürütülmeyi bekliyordu)
    kopernik'in bu tutumunda eserinin muhataplarının hep batlamyus ilkeleriyle çalışmasının da katkısı olmuş olabilir.
    fakat kendisinin eserini saklamaya çalıştığı ya da açıklamayı geciktirdiğine dair bir kanıt olmadığı söylenir. hatta kendisinin eseri sürekli geliştirmesi için teşvik aldığı da bilinmektedir.

    ancak durum ne olursa olsun kopernik'in çekingen tavırlarından dolayı bilimdeki bu beklenen devrim yine onun izinden gidenlerin eliyle ancak uzun yıllar sonra yapılacaktı.
  • sadece 16. yuzyilin degil insanlik tarihinin en buyuk devrimlerinden biridir.
    nicolaus copernicus'un bu unlu teorisinde dunyanin evrenin merkezinde olmadigi gosterilmistir. bu teori, farkli felsefik akimlara neden olmus. insanin dunyanin merkezinde olmadigi gibi goruslerin olusmasina neden olmustur. bu unlu teori, dunyada yasayan canlinin sadece insan olmadiginin daha net gorulmesini ve diger canlilarin da yasadiginin daha iyi farkina varilmasini saglamistir. ote yandan, o zamana kadar dunyanin evrenin merkezinde oldugu gorusu hakimdi. kopernik devriminden sonra insanoglu merkezi ve ceperleri olmayan bir evrende yasiyor oldugunu anladi. "kim bilir evrenin neresindeydik?" gibi kaygi ve meraklari da beraberinde getirdi. bu merak sonraki yuzyillarda insanoglunun uzaya olan ilgisini artirmis ve uzayla ilgili calismalarin artmasina neden olmustur.
hesabın var mı? giriş yap