şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: buf-i kur)
  • iranlı yazar sadık hidayet'in dönüşüm'ü anımsatan hikayesi. romanın yazıldığı dönemin şartları, içine doğduğu toplumun düşünce yapısı (kitap iran'da bir dönem yasaklanıyor) ekseninde değerlendirilirse akım doğuran ve cesur diyebileceğim, yine de şunca kitap bolluğu döneminde sıradan deyip geçesim olan kitap.
  • iran edebiyatına ve sadık hidayet'in ölüm şeklinden kaynaklı olarak kendisine duyduğum özel bir ilgi sebebiyle hevesle okumaya başladığım ancak beni hayal kırıklığına uğratan kitap.
    yazar kitabında içinde bulunduğu onulmaz boşluğunu, diğer insanlara olan yabancılığını ve aidiyetsizliğini anlatırken haddinden fazla tekrara düşmüş. okurken; anladık diğer insanlar mal ve kokuşmuş birer pislikler ve sen onlarla asla ortak bir paydada bulaşacak sıradanlığa sahip değilsin ama yeter aq her paragrafta bu aynı cümlelerle ifade edilmez ki diyesim geliyor. yine de ölümle ilgili çarpıcı tanımlamalar ve romanı yazdığı dönemdeki siyasi baskı düşünüldüğünde cesur bir dili olduğunu fark etmemek imkansız.
    sadece okumaya başlarken benim gibi yüksek beklentilerle başlamamak gerekiyor, beklenti düşük tutulursa daha çok doyum alınacağı su götürmez bir gerçek. neticede hayattaki bütün sorunların kaynağı da kahrolası beklentilerimiz zaten.
  • --- spoiler ---

    sağlığım yerindeyken, birkaç kere ister istemez yolum düştü camiye, ve kalbimi camideki diğer insanların kalpleriyle birleştirmeye çalıştım, fakat gözlerim duvarlardaki çinilerde, nakışlardaydı, onlara bakarak tatlı hayallere daldım ve elimde olmadan, böylece bir kaçış yolu buldum kendime. dua sırasında gözlerimi yumdum, ellerimi yüzüme kapattım, bir gece yarattım kendime, bu gecenin karanlığında, bir rüyada gibi sorumsuz, kendi duamı okudum. fakat sözcükleri huşu içinde söylenmedi bu duanın. çünkü ben tanrıyla, yüce varlıkla değil; sevdiğim ve tanıdığım biriyle konuşmaktan hoşlanıyordum! çünkü benim çok yükseğimdeydi tanrı. sıcak, nemli yatağımda yatarken bütün bu sorunlar önemini kaybediyordu. tanrı gerçekten var mı, yoksa kutsal imtiyazlarının korunmasını gözeten bu yeryüzü güçleri tarafından, vatandaşlarını daha da rahat sömürebilmek için, kendi tasarılarına göre mi yaratılmıştır; yeryüzünün gökyüzüne bir yansıması mıdır; bu gibi şeyleri artık umursamıyor, ben yalnız sabaha çıkıp çıkmayacağımı bilmek istiyordum. ölümün karşısında mezhebin, imanın, itikadın ne kadar gevşek ve çocukça olduğunu hissediyordum. sağlığı yerinde ve mutlu olanlar için, eğlencelik şeylerdi bunlar. ölümün ve çektiklerimin korkunç gerçeği karşısında, kıyamet günü üzerine, ruhun ahiretteki mükafatları üzerine bana telkin ettiği şeyler, tatsız bir aldatmaca oluyordu. bana öğrettikleri dualar, ölüm karşısında etkisizdiler.
    --- spoiler ---
    paragraflarına sahip sadık hidayet kitabı.

    kitabı 3 yıl önce okudum, aklımda kitap hakkında fazla bir şey kalmadı. fakat bu iki paragrafı her zaman saklarım, ara ara açar okurum.
  • " yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar."
  • ıranlı kafka sadık hidayet'in mükemmel kitabıdır. kitap tavsiyesi isteyene önerdiğim ilk kitaplardandır.
  • harika kitaptır.

    bu kitabı okurken kendinizi rüyada gibi hissedeceksiniz. kitapta bir dram bir melankoli var ama neyin gerçek neyin hayal olduğu kimin gerçekte kim olduğu biraz karısıyor. ara ara aydınlanmalar yasıyorsunuz.

    çok eskiden gördüğünüz bir rüyayı tekrar hatırlarsınız ya. hah iste bu kitap öyle bir sey. tam olarak bu duyguyu yasayacaksınız okurken.

    çok merak ediyorum bu kitabı nasıl bir ortamda ve nasıl bir ruh halindeyken yazmıs yazar.

    ayrıca behçet necatigil' in çevirisinin gerçekten muazzam olduğunu düsünüyorum.
  • “yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.” girişine sahip olan sadık hidayet eseri harika bir kitap.
    ilk sayfalar geçmek bilmezken, ne okuduğumu dahi anlayamazken fark ettim ki yazarın hissettiği duygu da tam olarak bu.
    kitabın çevirisini de yapan behçet necatigil hidayet için mutsuzluğunda ölümsüz mutluluğa erişmiş sayılı yazarlardan birisi diyor, kör baykuş’ta da ölse de kurtulsa, çektiği acılar nihayetlense diye bekliyorsunuz.
    son olarak bu kitap, bana çok güzel bir iran deyişi öğretmiştir; “çünkü ne malım var kadıya yedirecek, ne dinim var şeytana verecek.” (bkz: ne mal dârem ki divân behored, ne din dârem ki şeytan beberred)
  • sadık hidayet'in en tanınan eserlerinden. okunası, okutturulası. sıkıcı olduğu yönündeki eleştirilere katılmadığımı ifade etmek istiyorum. sadece kötü bir ruh hali içindeyken okunmaması gereken kitaplar listesinde kendi subjektif yargılarıma göre ilk on içinde yer alması nedeniyle; okunduğu anda iyi bir ruh hali içinde olmak önemlidir diye düşünüyorum.
  • "gözlerinin parıltısına, rengine, kokusuna, hareketlerine öylesine âşina idim ki, ruhlarımız önceki bir hayatta, cisimsiz maddesiz bir âlemde karşılaşmış da tek asıldan, tek maddeden oluşmuş, böylece bizim yeniden birleşmemiz adeta kaçınılmaz olmuştu. ben bu hayatta da onun yanında olmalıydım. hiç bir zaman el sürmek değildi istediğim; gövdemin görünmez ışınlarının ona değmesi bana yetiyordu. korkunç macera! içimde ilk görüşten kalma âşin bir duygu: ben onu tanıyorum. iki sevdalı hep aynı hisse kapılmazlar mı, birbirlerine önceden rasladıkları, aralarında esrarlı bağlar olduğu duygusuna kapılmazlar mı? bu aşağılık dünyada ya onun aşkını isterim, ya da hiç kimsenin! hem mümkün mü bir başkasının beni etkilemesi?"
    — sadık hidayet, kör baykuş