şükela:  tümü | bugün
  • devlet üstün hizmet, üstün cesaret ve feragat, tsk övünç madalyaları sahibi olan bir güneydoğu gazisidir. malulen emekli astsubay. bilkent üniversitesi mba, bilkent uluslararası ilişkiler doktora öğrencisi.
    her daim gazinin ve şehit yakınlarının yanındadır, bu ailelerin haklarını alabilmeleri amacıyla adeta onlar için hayatını vakfetmiştir.
    akil'li değildir.
  • koray gürbüz kim?
    bir değil, iki kere gazi…
    1991’de şırnak gabar dağı’nda vuruldu, sol kolundan ve sol bacağından yemişti, henüz 18 yaşındaydı, dört ameliyat oldu, geri döndü, beş sene sonra 1996’da, siirt karadağlar’da pusuya düştüler, 18 şehit verdik, koray’ı öldü diye çatışma bölgesinde bıraktılar, ölmedi… sıkı durun, bir böbreği yok, dalağı yok, safrakesesi yok, bağırsakların bir bölümü yok, karaciğerin yarısı alındı, bacaklarında ve kollarında parçalı kırıklar vardı, altı ay komada kaldı, 23 ameliyat oldu, sol bacağı iki santim kısa kaldı, sol tarafı boydan boya hissetmiyor, sol kolunu kullanamıyor. çünkü… 14 kurşun girip, çıkmıştı!

    *

    (türkiye rekoru, gazi hacı altıner’e aitti, 1951 senesinde kore’de, vücuduna 12 kurşun yemiş, ölmemişti. koray bu rekoru kırdı, 14 kurşun yedi, yaşıyor.)

    *

    (doktorlar moral vermek için “iyi bari sol tarafın tutmuyor, hiç olmazsa yazı yazarken filan sağ’ını rahat kullabilirsin” derler, koraycığım doktorların canını daha fazla sıkmamak için, gülümser, hiç sesini çıkarmaz, çünkü koray solak!)

    *

    (koray, anayasa mahkemesi önündeki adalet nöbeti’nden arkadaşım… anıt kadın avukat şule nazlıoğlu erol’un balyoz esirleri için başlattığı tarihi nöbete katılmıştı, komutanları dışarı çıkana kadar, gece-gündüz oradaydı.)

    *

    “provokatör, paralelci” denilen gazi koray, işte bu… üstün cesaret ve feragat madalyası var. devlet üstün hizmet madalyası var. 122 takdirnamesi var.

    *

    yandaşlar tarafından neredeyse “vatan haini” ilan edilen koray, köy enstitüsü mezunu bi öğretmen babanın evladı… babası oradan oraya sürüldüğü için, liseyi bitirene kadar altı şehir dolaştı, astsubay oldu, ikinci defa gazi olunca, emekliye ayrıldı, 1998’de açık öğretimden işletme diploması almıştı, bilkent üniversitesi’nde işletme masteri yaptı, derece yaptı, üstüne, gene bilkent’te uluslararası ilişkiler masteri yaptı, şu anda doktora yapıyor. evli, kızı var.

    *

    dün aradım koray’ı…
    ne diyorsun dedim.

    *

    “ateşi köz öldürür, sürmeyi göz öldürür, bıçak kesmez yiğidi, kötü bir söz öldürür… bizi kurşunla öldüremediler, bu sözlerle öldürüyorlar” dedi.

    *

    “hayvan oğlu hayvan” gazi yılmaz yiğit’e dönersek… 65 yaşındaki babası, edirne selimiye camisi’nin avlusunda kuş yemi satarak, geçinmeye çalışıyor.

    *

    çünkü, kolları bacakları ağaç gibi budanan “hayvan oğlu hayvan” oğlu… bu gariban babanın tek evladıydı, tutunacak dalı kalmadı.
  • 30 mayıs 2016 tarihli yazısı.
    yaralı

    bazı durumlar vardır ki insan ne yazacağını bilemez, zorlanır. sen ne dersen de, karşındakilerin anlamak için en ufak bir çaba göstermedikleri zamanlar olur. anlattıklarının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bilsen de konuşursun, adeta sözler aracılığıyla çırpınırsın… seni asla anlamak istemeyenler olduğunu bile bile devam edersin ancak boşluğa konuşurken bilirsin ki aslında söylenen bir şey de yoktur!

    benim için böyle zor anların başında, televizyonların çatışmalarda yaralanan askerleri anlatırken kullandıkları “dil” gelir. her defasında büyük bir çelişki yaşarım; haber bültenlerinde konuşan spikerleri dinleyince. öyle soğuk bir ses tonuyla, öylesine kusursuz bir türkçeyle okunur ki şehit haberleri ve yaralılar sanırsınız ki bir aspirin alsa iyileşecek o kahramanlar.

    “çıkan çatışmada şu kadar asker yaralandı!” der mesela sunucu. izleyici olarak sana sadece “rakama” odaklanmak düşer. aklında zaten iki kelime kalsın isterler “sayı” ve “yaralı”; hepsi o kadar. oysa yaralananın bir adı vardır ama sen bilmezsin. yaralanın bir ailesi vardır; düşünmezsin. belki sevdiği kadının adını sol koluna yazmıştır ve kopan kolunu değil de sevdiğinin ismini arıyordur kolunun boşluğunda; haberdar olmazsın. sunucu konuşur, sen de kelimeleri duyar ve geçersin.

    oysa yeni tanımlar bulmak gerekir belki. yaralanmak yerine başka bir şey demek, belki yaşanan şeyin mutfakta elma soyarken parmağın kesilmesi gibi olmadığını işaret edecek bir şey bulmak gerekli.

    “yaralandı!”
    sahi ne demek sizce bu?
    “çıkan çatışmada 5 kişi yaralandı!”
    "el yapımı bombanın patlaması sonucu 10 asker yaralandı!"
    ne demek bu yaralanmak?

    birkaç örnek verelim madem yakın zamandan:

    24.02.2016 tarihinde yüksekova’da uzaktan kumandalı eyp’nin (el yapımı patlayıcı) patlatılması sonucunda yaralanan askerimizin durumu: “her iki bacakta hem diz üstü, hem de diz altı parçalı kırık, doku kaybı. sol bacak diz altı ampütasyon. bilinç kapalı. yaralı solunum destek cihazına bağlı. genel durumu: kötü.”

    28.02.2016 tarihinde mardin, nusaybin’de eyp patlaması sonucu kobra tipi araçta yaralanan polisimizin durumu: “el ve yüz bölgesinde yanık! her iki bacağı ampüte.”

    26.03.2016 tarihinde, hakkâri/yüksekova’da pkk’lı teröristlerin el yapımı patlayıcı patlatması sonucu yaralanan askerimizin durumu: “sol çenede şarapnel giriş çıkışı. sol yüz ve baş bölgesinde şarapnel yaralanması. sağ kulakta şarapnel giriş çıkışı ve sağ bölgede mermi sıyrılmasına bağlı yaralanma.”

    mardin, nusaybin’de el yapımı patlayıcının patlaması sonucu yaralanan askerimizin durumu: “kafatasında kırık… boyunda eziklik. yüz bölgesinde kısmi yanık bulunmaktadır.”

    örnekler çoğaltılır ama hiçbir örnekte “yaralandı” deyip geçecek kadar sıradan bir durum bulunamaz. çünkü 2001 yılında “yaralanıp” 2 bacağını kaybeden ve bugüne kadar toplam 52 ameliyat olan “yaralı” askerimiz var. ya da 1987 yılında “yaralanıp” hala tedavi görmek zorunda olan gaziler var!

    hemen her gün haber bültenlerinde “yaralandı” denilen askerlerimizden birine kulak verelim. bakalım nasıl yaralanmış!..

    “vücudumun her tarafı yanıyordu. sanki büyük bir ateş topu üzerimden geçmişti; her tarafımdan dumanlar çıkıyordu. kulaklarımda büyük bir çınlama vardı ve hiçbir şey duymuyordum. sonradan öğrendim ki patlamanın şiddetiyle her iki kulağımın da zarı delinmiş. sol koluma biri sanki balyozla vurmuş gibi ağrıyordu. tüm gücümü topladım ve kolumu kaldırdım! koluma baktım; yerinde yoktu! olmayan koluma bakarken hemen yanı başımda üzerinden dumanlar çıkan bir asker botu gördüm. neden bilmiyorum ama bacağıma bakmak istedim. bir şey göremedim çünkü bacağım yoktu! hareket etmek istiyordum. sağ kolumdan destek alarak doğrulmaya çalıştım ama çok büyük bir acı hissettim. sağ koluma baktım; erimiş plastik gibi damlıyordu yere…”

    işte ana haberlerde hemen her gün tekrarlanan ve duyduğumuzda hiç de etkilenmediğimiz “yaralanan” askerlerin yarası bu!

    koray gürbüz / yaralı