şükela:  tümü | bugün
  • 25 haziran 1950'de kuzey kore güney kore'ye saldırdığında, bütün dünya, özellikle de amerika birleşik devletleri (abd) ayağa kalkmıştı. çünkü bu, asya'nın uzak bir köşesindeki küçük bir ulusun kavgaya tutuşmasının çok ötesinde anlamlar taşıyordu. kuzey kore'nin arkasında sovyet rusya ve komünist çin vardı. olay, doğunun batıya, bir başka deyişle komünizmin kapitalizme savaş ilanı olarak duyuruldu. abd'nin girişimiyle birleşmiş milletler (bm) ordusu kuruldu ve 16 batılı milletin askeri kore'de, güney kore'nin yanında yer aldı. milyonlarca kişinin ölümü, yaralanması, fiziki ve psikolojik anlamda sakatlığı ile sonuçlanan kore savaşı böyle başladı. ve kendisi de emekli bir asker olan ibrahim artuç, kore'de türk askerlerinin yaşadıklarını "kore savaşı'nda mehmetçik" adlı kitabında anlattı.

    asker gönderme kararı meclis'e danışılmadı
    peki neler yaşandı kore savaşı'nda? bu sorunun yanıtları, artuç'un kitabında şöyle veriliyor:
    türkiye, bm kararına uyarak kore savaşı'na katıldı. abd'den sonra kore'ye asker göndereceğini bildiren ilk ülke türkiye'ydi. bu kararın meclis'e danışılmadan, sadece hükümet tarafından alınmış olması muhalefetin tepkisini çekse de, bu sorun fazla tartışılmadı ve genelkurmay'ın 3 ağustos 1950 tarihli emriyle, kore'ye gidecek tugayın kurulmasına başlandı. savaşa gidecek erler, 1929 doğumlulardan ve daha çok gönüllülerden seçilecekti. subay ve astsubaylardan da gönüllüler tercih edilecekti. 5 bin kişilik bir tugayın kurulması kararlaştırıldı. kore savaşı boyunca türkiye, bölgede 1'er yıl kalarak yerine yenisine devreden toplam 10 tugay tarafından temsil edildi. bunlardan 1., 2. ve 3. tugaylar aktif olarak savaştı.

    nasıl gittiler?
    tugay, 1950 yılının eylül ayının son haftasında mısır'a doğru yola çıktı. tugayda, hiç gemiye binmemiş erler çoğunluktaydı, hatta deniz bile görmemiş erler vardı. onlar için akdeniz'in uçsuz bucaksız suları, hele hele her türlü konfora sahip bu kocaman gemiler anlatılmaz birer heyecan kaynağıydı.

    ekmek amerikalı'nın midesine göre
    gemilerde her türlü konfor vardı. yemekler çok bol ve güzeldi ama, ekmek ancak iki ince dilimden ibaretti. çok ekmek yemeğe alışmış türk askerleri, ne kadar yemek yerlerse yesinler bir türlü doymuyorlardı. gemideki un stoku ancak adam başı iki dilime, yani amerikan beslenme alışkanlıklarına göre olduğundan, ekmek eksiği menüye eklenen patatesle giderilmeye çalışıldı. ilk uğrak yeri olan seylan adasında, un sipariş edildi. ancak bu unlar da kurtlu çıktığından, ekmek sıkıntısı kore'ye kadar sürdü.

    duş ve tuvalet sorun oldu
    gemide, türk askerlerinin yaşadığı bir diğer sorun da, alışık olmadıkları amerikan tuvaletleri, rezarvuar, duş ve lavabo gibi aletleri kullanmaktı. bu sorunda, erlere teorik ve uygulamalı dersler verilerek aşıldı.

    eğitim gemide
    ortalama 22 gün süren uzun deniz yolculuğu, teorik ve silahlı eğitimle değerlendirildi. askerlere kore ve kore savaşları hakkında bilgiler veriliyor, derslerde değişik savaş eğitimi öğretiliyor, ayrıca beraberlerinde götürdükleri amerikan m1 piyade tüfeği ile atışlar yaptırılıyordu. silahların geç gelmesi nedeniyle etimesgut'ta tamamlanamayan atış eğitimi, gemide sürdürülüyordu.

    puson limanı'nda bandolu, mızıkalı karşılama
    kore savaşı'na katılan askerlerin, gemiyle geldikleri son nokta puson limanı'ydı. türk askerleri, 18-19 ve 20 ekim tarihlerinde iskeleye çıktılar. gerek gemilerin terk edilişinde, gerekse iskeleye çıkışta ayrı ayrı törenler yapılmış, karşılıklı nutuklar söylenmiş, hediyeler alınıp verilmişti. kafileleri rıhtımda, tokyo'daki general mac arthur karargahında oluşturulmuş türk irtibat grubu'nun subayları ve amerikan askeri yetkililerinden başka puson valisi, belediye başkanı, ellerinde birleşmiş milletler, kore ve türk bayrakları taşıyan koreli öğrenciler ve halk karşılamış, amerikan ve kore bandoları törene eşlik etmişti.

    türk askeri ziyafette
    gelen kafileler limanda araçlara bindirilerek tren istasyonuna götürülüyor, oradan da trenlerle taegu kentine gönderiliyordu. askerler açısından, bu tren yolculuğunun en ilginç olayı, amerikan kumanyalarıydı. üç öğünlük düzenlenmiş kumanya kutularında neler yoktu ki: 6 konserve kutusunda salçalı köfte, etli kuru barbunya fasulyesi, tavuklu pirinç pilavı veya makarna, komposto, reçel ve yarısı tuzlu yarısı tatlı bisküvi, ayrıca rutubet almayacak ambalajlar içinde çay, kahve, şeker, 3 paket sigara, kibrit, çikolata, şekerleme, sakız, sabun, su temizleme hapları, plastik kaşıklar ve çatallar, temizlik kağıtları ve bir de konserveleri ısıtmak için ispirto-su ve pamuğu konmuş ispirto ocağı. yani, tatlısından tuzlusuna kadar her şey. mehmetçik için bu, bir kral sofrası, daha doğrusu bir saray yemeğiydi.

    domuz eti sorun oldu
    fakat bu arada bazı konservelerde domuz eti bulunması türk askerlerini telaşlandırmıştı. askerler kısa sürede, üzerinde "bacon" yazılı domuz etli konserveyi diğerlerinden ayırt etmeyi öğrendi ve bunları yemeyerek yol boyunca gördüğü fakir korelilere vermeye başladı. kore köylüsü, hiç beklemediği bu yemeği sevinçle karşıladı.

    acemi şoförler tehlike yarattı
    teagu'da eğitim de başladı. asıl zorluk, şoför eğitiminde kendini gösterdi. çünkü, yüzde 98'i kıta şoför eğitim merkezinde yetişen bu erler, tugayda yeterli eğitim fırsatı bulamadığından, acemiydi. puson'dan taegu'ya top, silah ve araç gereç nakliyatı sırasında bir sürü kaza olmuş; kazalar yaralanmalara ve araç gereçlerde zarara yol açmıştı. ayrıca, taegu'da türk askerlerinin yol açtığı bir trafik kazasında iki koreli çocuk öldü, üç koreli sivil de yaralandı. albay celal doğan anılarında, "kore'de verilen zayiatın yüzde 10'unun şoförlerimizin araç devirmesinden ileri geldiğini" yazar.

    türk şoförlere dikkat
    o günlerde tokyo'da çıkan star adındaki amerikan ordu gazetesi, türk şoförleri için şunları yazacaktı: "türk şoförleri kore'ye ayak bastıkları andan itibaren, korelileri ve kore'deki birleşmiş milletler mensuplarını korku ve heyecana düşürmüşlerdir. türk şoförleri trafik kaidelerine katiyen uymaz, yolun daima ortasını takip eder, geriden gelip korna çalarak yol isteyenlere asla yol vermez, yollarda yazılı en çok hız koşuluna bağlı kalmaz ve aracını her yolda son süratle yürütmekten zevk alır. işte bu nedenlerle, sık sık birçok kazaya neden olduklarından, üzerinde ay-yıldız işareti olan aracı gören herkes ya aracını durdurmalı veya bir kenara çekilip ona yol vermelidir."

    cepheye yolculuk
    türk tugayı, etimesgut'tan hareket ettiği 19 eylül'den 52 gün sonra cepheye gitme emri aldı. bu bilinen bir savaşa gidiş değildi. türk askerleri, kim olduğu, ne zaman nerede karşısına çıkacağı belli olmayan "gerilla"lara karşı savaşacaktı. birçok araç ve silah eksiği vardı. yeni silahlarla yapılan ateşler de tamamlanmamıştı ama, yapılabilecek bir şey de yoktu. taegu'da bütünleme, eğitim, atışlarla geçen 20 gün artık sona ermişti. 10 kasım sabahının erken saatlerinde, 5 bin asker cepheye doğru hareket etti.

    ilk şehit trafik kazasında
    türk tugayı ilk şehidini bu yolculuk sırasında verdi. uçaksavar bataryasının bir kamyonu devrilmiş ve araçtaki astsubay başçavuş sedat boran ölmüştü.

    düşmanla göğüs göğüse - wawon savaşı
    türk tugayının düşmanla ilk kez 28 kasım 1950'de wawon savaşı'nda karşılaştı: 28 kasım günü, sabaha karşı türk tugay karargahı'nın çevresindeki dağlardan silah sesleri gelmeye başladı. tugay keşif takımı yol boyunca çekilirken, amerikan telsiz kamyonuna rastlamıştı. takım, arızalı aracın tamir edilmesini beklerken düşman baskınına uğramıştı.
    çarpışmanın sonunda, keşif takımı tamamen dağılmıştı. çarpışmadan, iki subay ile birkaç er dışında kurtulan olmamıştı. yaralılar ve sağ kalanların hepsi düşmana esir düşmüşlerdi. yürüyüş kolundan olup da yolda arızalanan araçların başında kalan askerlerden çoğu da bu baskından kurtulamamışlardı. sonradan yapılan soruşturmada, emniyetle görevli olmayan bazı erlerin ısınmak için ateş yaktıkları ve düşmana yerlerini belli ettikleri anlaşıldı.

    amerikan uçakları etkisiz
    wawon savaşı, savaşın her iki tarafı için de kanlı geçti. türk askerleri kara harekatını sürdürürken, havadan destekle görevlendirilen amerikan uçakları müttefiklerle düşmanı ayıramadıklarından hiçbir yardımda bulunamıyordu.

    cephede tek başına - simninni savaşı
    29 kasım gecesi, türk tugayı, gece baskınına uğradı. cephedeki piyade taburları düşmanla çarpışırken, cephe gerisindeki birlikler panik içinde geriye kaçmaya başlamıştı. ne cephedeki taburlarla, ne de amerikan birlikleriyle bağlantı kurulabiliyordu. o saatlerde tugay'ın ne 9. amerikan kolordusu ile, ne de birkaç saat evvel emrine girdiği 2. amerikan piyade tümeni ile bağlantısı vardı. tugay'ın yardım haberine 2. tümen'den yanıt alınamamıştı. tugay komutanı general tahsin yazıcı, anılarında o geceyi şöyle anlattı: "2. tümenin bu vurdumduymazlığı kolorduya rahmet okuttu. bu tümenden tek kelimelik bir emir alınamamış, yapılan bir iki teklife bile cevap verilmemişti. tugay, en sıkışık olan 29 kasım günü yardımsız, kendi başına bırakılmıştı."
    türk tugayı, 29 kasım gecesi ciddi bir bozguna uğradı.

    en çok kayıp türk tugayı'nda
    daha sonra kunuri savaşları olarak adlandırılan wawon, simninni, kaechon, sunchon boğazı savaşları'nda türk tugayının kayıpları çok ağırdı. 26 kasım - 1 aralık 1950 tarihleri arasındaki bir haftalık savaşlarda türk tugayı, bm ordusu içinde asker sayısına oranla en çok kayba uğrayan birlikti.

    5 günün bilançosu:
    5 günde, 12 subay, 7 astsubay, 199 er olmak üzere toplam 218 asker şehit olmuştu. yaralı sayısı, 5 subay, 10 astsubay, 440 er olmak üzere toplam 455 idi. 7 subay, 2 astsubay, 85 er olmak üzere toplam 94 asker de kayıp olmuştu. şehit, yaralı ve kayıp askerlerin sayısı toplamda, 24 subay, 19 astsubay, 724 er olmak üzere toplam 767 idi.

    amerika özür diliyor, türkler anlamıyor
    savaşın ardından bir amerikalı yazar şöyle diyecekti: "türkler kore'de çok kayıp verdiler. türk tugayının fazla kayba uğraması yüzünden türk halkının üzüntülerini hesaba katan amerikan hükümeti, sessiz sedasız bir şekilde türk makamlarından özür dilemek zorunda kaldı. türkler, amerikalıların ne demek istediklerini pek anlayamadılar."

    "türkler en güç koşullarda savaşan birlikti"
    ingiltere savunma bakanı e. shinwell de avam kamarası'ndaki demecinde türk askerlerinin güç koşullarda savaştığını kabul ediyor ve "kore'deki türk tugayı, son savaşlar esnasında diğer birleşmiş milletler kuvvetlerine oranla en güç koşullar altında savaşmış ve buna rağmen vazifesini başarı ile yapmıştır" diyordu.

    üç çinliye bir türk
    25-27 ocak 1951 tarihleri arasında olan kumyangjangni savaşı da çok kanlı geçti. türk tugayı'nın başarısıyla sonuçlanan savaşın ardından, 2. dünya savaşı gazilerinden amerikan piyade yarbayı blair, ordu gazetesi'nde şunları yazmaktaydı: "türklerin bu taarruzu, gördüğüm muharebelerin en kanlısıydı. dövüşme çok şiddetli olmuş, çinliler çok iyi donatılmışlardı. tüfek bombası, çeşitli otomatik silahlar ve havanları vardı. yiyecek ve cephaneleri de boldu. mevzilerinde ölünceye kadar direnmeleri, disiplinlerinin iyi olduğunu göstermekteydi. buna rağmen savaş başarıyla sonuçlandı."

    kocaman kanlı bir nokta
    kore savaşları, 27 temmuz 1953'de kocaman bir kanlı nokta ile noktalandı: resmi kayıtlara göre, kore'de bm ordusu'nun kaybı 94 bini ölü olmak üzere 500 bin kişiyi buluyordu. baştanbaşa yanan yıkılan kore ülkesinde de 1.5 milyon güney koreli sivil ölmüştü.

    türk tugaylarında kayıp bilançosu
    genel kurmay harp tarihi başkanlığı'nın kore harbinde türk silahlı kuvvetlerinin muharebeleri adlı yayınına göre, türk tugaylarının kayıp bilançosu şöyleydi:

    1. tugayda:
    şehitler: 25 subay, 16 astsubay, 369 er
    yaralılar: 46 subay, 38 yaralı astsubay, 1.059 er
    yitikler: 3 subay, 38 yitik astsubay, 171 er
    tutsaklar: 4 subay, 3 astsubay, 218 er
    toplam kayıplar: 1.953

    2. tugayda:
    şehitler: 8 subay, 2 astsubay, 111 er
    yaralılar: 20 subay, 17 astsubay, 463 er
    yitikler: -
    tutsaklar: -
    toplam kayıplar: 621

    3. tugayda:
    şehitler: 4 subay, 8 astsubay, 178 er
    yaralılar: 15 subay, 11 astsubay, 478 er
    yitikler: -
    tutsaklar: 2 subay, 7 er
    toplam kayıplar: 703

    1., 2. ve 3. tugayların toplam kayıp bilonçosu:
    şehit subay, astsubay, er: 721
    yaralı subay, astsubay, er: 2.147
    yitik subay, astsubay, er: 175
    tutsak subay, astsubay, er: 234
    toplam kayıplar: 3.277

    tugayları ortalama 5 bin kişi kabul edersek, 15 bin kişide 3 bin 277 kişilik kaybın yüzde 22 olduğunu görürüz ki, bu hiç de küçümsenmeyecek oranda büyük bir kayıptır. yitikler de şehitlere katılırsa, 3 bin 277 kişilik kaybın 896'sı şehittir. buna göre, şehitler, toplam kaybın yüzde 27'si gibi büyük bir sayıyı oluşturmaktadır.

    kan bedeli ödendi
    kore savaşı'nın sürdüğü sırada, 1952'de türkiye'nin yunanistan'la birlikte nato'ya alınmasında kore'nin önemli etkisi oldu.
    1950'lerde, asya'nın uzak bir köşesinde aniden bir savaş başlamış, birçok ülke askerini de sürükleyerek üç yıl sürmüş, bazı şeyler götürmüş, bazı şeyler getirmiş ve artık bitmişti.
    28 temmuz 1953 günü artık savaş yoktu.
    zaten savaş hali de resmen ilan edilmiş değildi; ne abd ne diğer batılılar ne de çin tarafından...
    savaş gibi, zafer de yoktu...
    sonra, barış da yoktu...
    ateşkes anlaşmasına göre, üç ay içinde cenevre'de başlaması gereken barış toplantıları bir türlü başlayamadı. ancak dokuz ay sonra, 26 nisan 1954 tarihinde türkiye'nin de içinde bulunduğu savaşa katılan 16 ülkenin temsilcileri, sovyetler birliği, komünist çin, güney ve kuzey kore temsilcileri cenevre'de bir araya gelebildiler. iki ay süren görüşmelerden bir araya gelebildiler. iki ay süren görüşmelerden bir sonuç alınamadı. kore, bu satırların yazıldığı 1990 yılına kadar 37 yıldır sadece ateşkes anlaşması ile durumunu sürdürmeye devam etti, ama barışsız...
    bu arada, ateşkesin kesilmesinden 1.5 ay sonra 4 eylül 1953'de savaş tutsakları değişimi başlamıştı. iki taraf tutsakları arasında da memleketlerine dönmeyi reddedenler vardı: birleşmiş milletler ordusunun 13 bin 500 tutsağından, 21'i amerikalı olmak üzere 357 kişi. 82 bin 500 komünist tutsaktan da 21 bin 800 kişi geri dönmek istememişti. 234 türk tutsak ise, fire vermeden dönmüştü.
    türk tutsaklardan 225'i, yani yüzde 96'sı, kunuri savaşları'nda, savaşın ilk aylarında esir düşmüş ve üç yıla yakın bir süreyi tutsak kamplarında geçirmişti.

    son gidişler ve dönüşler
    ateşkesten üç hafta kadar sonra 3. türk tugayı, yerini 4. tugay'a bırakarak kore'yi tümüyle terk etmişti.
    bu haliyle, 4. tugay savaşa girmemişti ama, cephedeki yerini almış, tedirgin bir bekleyiş içindeydi. bu tedirginlik kuşkusuz yalnız türk tugayında da değil, tüm birleşmiş milletler ordusu'nda ve karşısındaki düşmanda da vardı. şimdilik silahlar susmuştu ama, yarın ne olacağını kimse bilmiyordu. acaba kavga yeniden başlar mıydı?
    dört kilometrelik askerden arınmış boş alanın iki yakasında, iki taraf gözlerini birbirine dikmiş beklemekteydi...
    ve böylece aylar geçti... tutsaklar değiştirildi... barış görüşmelerine başlandı... sonuç alınamadı... ve aylar aylara, yaz ve kışlar birbirine eklenerek yıllar gelip geçti...
    bu süre içinde 1960 yılına kadar, her yıl değişmek suretiyle 4. tugaydan sonra altı türk tugayı daha kore'ye gitti. ve 10. tugaydan sonra tugay yerine kore'ye bir bölük yollanmaya başlandı. 1962'den sonra bölük de bir mangaya indirildi. yani, bir zamanların 5 bin kişilik tugaylarını oniki yıl sonra 10 kişilik bir manga temsil etmeye başladı.
    evet, anadolu'dan binlerce kilometre ötede, koca asya anakarası'nın öbür ucunda, kore denen uzak bir ülkede 1950'den 1953'e kadar üç yıl süren kanlı bir savaş olmuş ve "mehmet" oralarda savaşmıştı.
    şimdi kore'de o kan ve barut dolu serüvenin bir anısı olarak kumyangjangni'de "türk zafer anıtı" ve bir de puson'da birleşmiş milletler ordusu mezarlığı'nda "türk şehitliği" bulunuyor.
    ve de bu türk şehitliği'nde, bu kavganın suskun birer tanığı olarak ebedi uykularını uyuyan 721 türk şehidi...
    kaynak: http://www.bianet.org/2001/11/02/haber5682.htm
  • amerikalılara sayemizde çok şey ögretmiş savaştır. bu savaş esnasında alınan amerikalı ve türk esirlerin farkını irdeleyen cok güzel bir yazı geçti elime, yazı maalesef imzasız kimin yazdıgını bilemeyecegim ama herkesin muhakkak okuması gereken bir yazı :

    kore'de mehmedcik ve coni

    uzerinden 43 sene gecmesine ragmen kore savaslari (1950/1953) hakkinda pek eser ortaya konamamistir. ortaya konulanlar da daha cok askeri tarih ve hatirat seklindedir. oysa kore'de uc kultur yan yana savasmis, boylece en dogru bicimde "kiyas" yapma imkã¢ni dogmustur. bati, dogu ve uzakdogu kulturleri yani hiristiyan, musluman ve budist askerler ayni safta savasmistir. ayni safta yer almak dostluk ve fedakarlik manasina gelirse de amerikali askerlerin türklere karsi bu sekilde davranmadigi gayet iyi bilinmektedir. 1950 sonundan 1954'e kadar bir cin esir kampinda birlikte kalan türk mehmedcik ile amerikali coni'yi kiyaslayacagiz. mukayesenin enteresan yonu, her iki tarafi da amerikalilarin dusuncesi ile görecegimizdir.

    1964 senesinde bir türk askeri heyeti amerika'ya gider. orada aksam yemegine misafir olduklari bir amerikan yuzbasisi, kutuphanesinden "mc. call" isimli bir dergi cikarir. 1958 senesine ait bu dergide kore savaslari'na ait genis bilgiler mevcuttur. bir psikoloji dergisi olan "mc. call", yukarida sozunu ettigim esir kampindaki mehmedcik ve coni'yi kiyaslamis ve "anadolu bozkirinin ortasinda dogan, binbir mahrumiyet icerisinde buyuyen mehmedcigin, her turlu imkana sahip coni'den hangi sebeplerden dolayi ustun oldugunu" cevaplandirmaya calismis.

    mc. call dergisinde anlatilan ve hicbir türk'un hayatini kaybetmedigi cin esir kampini bir türk subayinin ifadeleriyle sunuyoruz:

    bu akinda kizillar buyuk capta esir almislardir. kista kiyamette cesitli milletlerin askerlerinden olusan bu buyuk esir kafilesine, kizil cin ulkesine dogru bir "ölum yuruyusu" baslatilir. hava cok soguk ve karlidir. kafilede pek cok hasta ve yarali vardir. yuruyemeyen esir, yolun bir kenarina cekilir. kizil cinli muhafiz gelir, takati olmadigindan yuruyemeyen bu insana once tufek dipcigi ile vurur. yarali ve hasta bu zorlama ile ayaga kalkip kafileye katilirsa ne ala. aksi halde hemen kafasina bir kursun sikilir ve bu zavalli asker orada temelli kalir. bu sahne her milletten yurume gucu olmayan esir icin yol boyunca aynen tekrarlanir. fakat, türk esirlere gelince is tamamen degisir. bizden de gucu kesilen, yuruyemeyen ve yolun kenarina cekilen olur. cinli muhafizdan evvel, hemen bizden iki uc kisi kosar arkadaslarini kaldirip sirtlarina alirlar. halbuki onlar da yorgun ve hastadir.

    kampta cinlilerin ilk yaptigi is sudur:

    birlesmis milletler'in ve kendi ulkelerinin esirlere verdikleri tum uniformalar cikartilir. yerine uzerinde herhangi bir rutbe alameti bulunmayan duz ve tek tip elbiseler giydirir.

    boylece ilk anda bekledikleri gerceklesir. birlesmis milletler ordusunu olusturan cesitli ulkelerin askerlerinde, rutbesiz olmanin getirdigi disiplinsizlik baslar. rutbe otoritesi yerine pazu kuvveti baslar. yalniz... bu esir askerler arasinda bir grup vardir ki derhal kizillarin dikkatini ceker. bizimkiler... uniformalari yoktur. rutbe isaretleri bulunmamaktadir. ama yuzbasi yine yuzbasidir, bascavus yine bascavustur ve er yine erdir. aynen eskisi gibi disiplinli bir hayat vardir.

    cinliler 100 esir bulunan her bölume 15-20 kisiye yetecek yemek birakirlar. tevzi edilmez, ortaya birakilir. kol kuvveti olan aslan payini alir. bizimkiler ise yemekhane nobetcisi bulundurur, yemek 100 esit parcaya bölunur. her 100 kisiden bir gunde bir kisinin doktora görunmesine musaade edilir. ingiliz ve amerikali askerlerin guclu olanlari bu hakki kullanirken, türkler, en agir hastalari doktora goturmuslerdir.

    cinliler, meshur beyin yikama faaliyetine baslarlar. bunu uc asamada gerceklestirirler; sert davranis, ac ve susuz birakma, ikram ve iyi muamele ve son olarak da komunizmin anlatildigi propaganda calismasi. bu faaliyetler sonunda bircok ingiliz ve amerikali esirin beyni yikanip esaretten sonra ulkelerine donmeyi reddedecek duruma getirildikleri halde, bir tek türk askerinde bu durum görulmemistir.

    amerikan mc. call dergisi soruyor

    yukaridaki bilgileri mc. call dergisi, kahramanlari tarihleriyle ayrintili bir sekilde anlatir. sonunda da amerikali ebeveynlere, pedagog, psikolog ve sosyologlara sorar:

    "anadolu bozkirinin ortasinda dogan, binbir mahrumiyet icerisinde yetisen türk cocuklari, bizim her turlu imkã¢nlari, konforu vererek yetistirdigimiz cocuklarimizla ayni sartlar altinda, ayni imtihani gecirdiler. onlar muvaffak oldular. bizimkiler birbirlerine ellerini uzatmadilar. birbirlerini korumasini bilmediler. yalniz kendileri icin, bencilce yasamanin orneklerini verdiler. bu yuzden maddi kayiplari oldu. kizillardan daha sonraki donemde de iyi muamele görunce, gevsediler ve cozulduler. onlarin rejimlerini begendiler. ailelerini, vatanlarini unutup, oralarda kaldilar. nedir bu türk'un cozulmeyen kuvveti, gucunun sebebi? nedir bu bizim cemiyetimizin zayifliginin, curuklugunun sebebi?"

    sebep

    türk ve amerikali askerlerin cin esir kampinda gosterdigi farkli davranisin sebebini o gunleri yasayan bir amerikali cavustan ogrendim: "hasta ve yaralilar ilk agiz da ölduler. onlari hicbir inanci olmayanlar takip etti, keza ne gariptir ki gencler daha cabuk yok oldular.

    hicbir zaman yurda donme umidini ve allah'a bagliligini kaybetmemis olan cavus schlichter ölenlerin ekserisinin pisipisine öldugune inaniyordu.

    hicbir seye fazlasiyla inanmadan buyumus insanlar vardir. bunlar, kiliseden, okuldan veya ebeveynlerinden bir inanc kazanmamislardir. manevi gucleri yoktur. dusman silahla yurda donus yolunu kesip, yasama imkã¢nlarini ortadan kaldirinca bunlar sıkıntı ve korkuyla karsi karsiya gelince kendilerine ceki duzen veremezler ve artik yasamak istemezler. kendilerine ceki duzen verebilenler, yasamak azmini yitirmeyenler kurtulabildiler. insanlarin yasamasi bazi inanclara baglidir. bir kismi da sadece cinlilerden nefret ettikleri icin yasamaga calistilar."

    elde edilen sonuclar arasinda su konu gercekten buyuk onem tasimaktadir: amerikan esirlerinin % 50'si oldugu, ingiliz esirleri arasinda ölum miktari, bir zaman sonra ingiliz hukumeti tarafindan ciddi olarak ele alinmayi gerektirecek kadar fazla oldugu halde, pek az sayida guney koreli yok olmustu. türk esirlerinden ise hemen hemen hic ölen yoktu.

    disiplin, davranis ve teskilatlanma noksanligi bircok amerikalinin ölumune yol acmisti. bu maddi ve manevi soktan kurtulabilmek icin buyuk bir manevi guce sahip olmak, kendine guvendigi kadar arkadaslarina da guvenebilmek, bir onder etrafinda kenetlenebilmek gerekti. kaya gibi duran ingiliz cavuslar cok iyi mukavemet ettiler. buna karsi, birlik ve beraberlik inanclari daha zayif olan, genellikle fabrika sehirlerinden toplanmis diger askerler daha az dayandilar.

    fakat en iyi dayanan türklerdi

    türkler, ayni genel kulture, ayni bilgilere sahip tam anlamiyla bagdasik bir gruptu. emir komuta zinciri hicbir zaman bozulmadi. dusmana karsi daima ayni safta kaldilar ve bu nedenle de kurtulmayi basardilar.

    türkler, esir kampinda donunu cikarmadan banyo yapiyor, yaninda zuhrevi hastaliktan bahsedildigi zaman utanctan yuzu kipkirmizi oluyordu.

    komunist muhafizlarla arasi iyi olan bir onbasiyi kendilerine kidemli secen amerikalilar gibi secim yapmamislardi. türkler arasinda kideme hurmet devam etmekteydi. her sabah kidemli olan vazife taksimi yapiyordu. suyu kimin getirecegi, odunu kimin kiracagi, hastalara kimlerin bakacagi hicbir zaman problem olmuyordu. halbuki amerikali doktorlar, astsubaylar ve papazlar hastalari yedireceklere, kendine hakim olamayanlari yikayacaklara veya cali cirpi getireceklere cok defa yalvariyorlardi, cogunlukla da; "sizin benden ne farkiniz var, kendin yapsana" cevabini aliyorlardi.

    muhafizlar, türkler'in en kidemlisini, verilen emirleri yapmadigi icin cezalandirmakla bir sey kazanmiyorlardi. zira kidemde ikinci olan, ucuncu olan ve hatta yuzuncu olan idareyi ele aliyor ve fakat tutumda hicbir degisiklik olmuyordu.

    "cinliler türkler'in de isbirligi yapmasini istedi. fakat türkler isbirliginde bulunmadilar. cunku her türkun inanci kuvvetliydi".

    sorgusu sirasinda birlik ve beraberliklerinin sebebini soran cinliler'e bir türk yuzbasisi su cevabi vermisti:

    "bu davranislarin koku, türk askerinin kisladan aldigi askeri terbiyeden evvel, evinde aldigi manevi türk aile terbiyesine dayanir. biz disiplini anamizdan ogreniriz. aile icerisinde uygulariz. koylerimizdeki kahvelerde, camilerimizde bile davranislarimizin ozel bir disiplini vardir."

    evet cin esir kampinda mehmedcik ile coni arasindaki farklar ve sebepleri bunlar. farkliligin sebebi acikca görülmüyor mu?
  • 20. yüzyıl savaşları tarihi atlası okuyordum...

    baktım orada kore savaşı kısmı...ordu mevcutları yazıyor...savaşın devam ettiği sürece toplamda 15.000 türk askeri personeli bilmemnesi dahil olarak( kitaptaki rakam biraz abartılı geldi, belki yanlış da olabilir)değişik zamanlarda göreve gitmiş kore'ye...bu, müttefiklerin abd ve birleşik krallık kuvvetlerinden sonra en büyük 3. kara ordusu gücü...1.000 küsür askerimiz hayatını kaybetmiş...karada abd'den sonra en çok ikinci kayıp...

    bir sigara yakıyorum...

    neden diyorum...nato üyesi ülkeler, hatta en etkili konumdaki fransa gibi ülkeler dahi birkaç bin asker yollarken, biz yine maymuna çevirilmişiz.

    nato'ya girişin bedeli olarak biçilmişti bu askerler...sen,ben, herkes gibi birer vatan evladıydılar...gencecik gittiler, dönenleri hala yaşıyor..

    bizim olmayan bir çarpışmaya gittik...50 yıl sonra güney kore'de dünya kupasında sevgi gösterileri görmek için mi verildi bu kadar şehit?

    bizim askerler tuttu kimi zaman nato ordularının bozguna gitmesini önledik süngü takıp direnerek...

    nato'ya girmesek abd bizi sovyet tehdidinden korumayacak mıydı? sovyetler'in etkisi yayılmaya başladığında müdahale etmeyecek miydi? elbet edecekti, dibimizde dikilen 6. filosuyla...,

    bizimki de lafın çoğu işte...nato'ya ne de olsa amerikan çıkarları doğrultusunda alınacaktık...her zaman olduğu gibi bu uluslar arası kuruma da uluslar arası arenadaki saygınlığımız sıfırlanacak biçimde yalvara yakına girmek istedik...amerika'da baktı gördü, lan bunlar girmek istiyor, bari kullanalım bunları da kore'de bizim adam öleceğine anadolu'nun adamı ölsün, buradan da bir pay çıkaralım...kendince de mantıklı düşündü tabi..

    zamanın dar görüşlerden kurtulamamış iktidarı da oltayı yedi, haydi asker yallah dedi...dünyanın öbür ucunda çarpıştı askerler...yine kendi vatanını savunurcasına, kıyasıya, ölüme dek, son damlaya dek direnerek çarpıştılar.

    ölüm ve nato...değdi mi...gerek yoktu...

    hey gidiler...ailesini, dostunu, yarını, karındaşını,anasını, babasını, düzenini, vatanını, alıştığı herşeyi, tüm bildiğini bir kenara atıp gittiler, gitmek zorunda bırakıldılar...sefalete, kan,ter ve gözyaşının anavatanına, savaşa gittiler.

    gözlerimize görünemediler...

    çünkü,

    göze görünmez ölüler.
  • 1 milyon cinli, 3 milyon da korelinin hayatina mal oldugu dusunulurse -bir de bu rakamlari amerikalilarin ikinci ve birinci dunya savasi kayiplariyla kiyaslarsaniz, -i. dunya savasi 53bin, ii. dunya savasi 300bin,kore'de 30bin, vietnam'da 50bin- ne tur bir fasizmle karsi karsiya oldugumuzu anlarsiniz.
    son elli yila baktigimizda abd ve muttefiklerinin 3. reich'in kastettigi canlara eristigini gorebiliriz.

    ama tabii spielberg var, hollywood var, bunlari suslemesi kolay, avrupa'yi da dunyayi da kurtarmis susu vermek kolay...
  • kuzey ve guney korenin kose kapmaca oynadigi savastir. kuzey kore (k.k.) nin yaninda cin, guney kore (g.k) nin yaninda abd yer almistir. sovyetler savas suresince pasif kalmistir. 2. dunya savasi sonuna kadar japonyaya ait olan kore, ikiye bolunmus, guneyine abd. girmistir. kuzeyde de sovyetlerin etkisinden korkulmaktadir. gerginlik halinde olan 38. paralelde beklenen savas sonunda patlak vermistir.

    cinden donen yeni antrenmanli ordusuyla k.k. bir giriste g.k. yi abd ile birlikte ulkenin %10luk alanina hapsetmistir. abd ordusu kendisine cok guvenirken aldigi bu fena yenilgiler ulke icinde itibarini zedelemis, ama okyanuslardaki ucak gemilerini toplayip karsi ataga gecmistir. bu sefer k.k. ulkesinin cok kucuk bir alanina hapsolmustur. savasi 38.paralelde bitirebilecekken, abd firsat bu firsat deyip kim il sungu ezmek icin harekete geciyor.

    bakti ki got tehlikede, cin de savasa dahil olmustur ve ordularini k.k. yardimina gondermistir. rusyanin basinda yer alan stalin, komunizm filan demeden aynen su cumleyi sarfetmistir: "ne var yani, varsin komsumuz abd olsun". zaten "birini oldursen trajedi, bir milyonu oldursen istatistik olur" diyen bir zihniyet her turlu kaypakligi yapar.

    her neyse, cin'in destegiyle k.k gk ve abdyi tekrar guneyin ucuna hapseder. abd natodan aldigi destek ve yeryuzundeki butun ordularini kullanarak (savasmayan tek birlik bilmemkacinci hava tugayi diye geciyor) son bir karsi ataga baslar. k.k ve cin ordulari sinirin ote tarafina suruluyor. aba altindan sopa gosteren abd 'hic cekinmeden nukleer silah kullaniriz' diyor. tirsan cin (ve tabi ki sovyet rusya) en sonunda ateskese katiliyor ve iki ulke 38.paralelin iki tarafina cekiliyor. sonuc:

    -savasta toplam 4 milyon insan oluyor (2/3 u sivil)
    -su anda imzali bir baris anlasmasi olmadigi icin diplomatik olarak g.k ve k.k savas halinde.
    -savas sirasinda voleyi vuran japonya muthis bir ekonomik kalkinma surecine girmistir.
    -amerika jandarmalik yaparak yine asayisi sagliyor ve ic istikrarini savasla tekrar stabil hale getiriyor.
    -natoya girmek icin gonderilen turk askerleri sehit olduguyla kaliyor.
    -k.knin yildirim gibi ordusu karsisinda seoulu ilk dakikada kaybeden g.k zorunlu askerlik suresini sanirim bir daha ayni fiyaskoyu yasamamak icin en az 2 yila cikariyor.
    -3 yil abdnin kucaginda kalan g.k haliyle misyoner akini sonucu dunyanin en aktif evangelist misyonerlerinin dogus noktasi oluyor. (bkz: kraldan cok kralci)

    not: kaynak olarak encartadan aklimda kalanlari kullandim, orada cok daha detayli ve anlasilir bir metin bulabilirsiniz.
  • 1904 1905 rus japon savasi'ndan sonra hammadde ve işgücü ihtiyacını karşılamak için japonya kore'yi işgal etti. 15 ağustos 1945'e kadar yani ikinci dünya savaşı'nda japonya'nın teslim bayrağı çekmesine kadar kore işgal altındaydı. işgalden sonra kazanan güçler aynı almanya'da olduğu gibi ülkenin tek elden yönetilmesi yerine ikiye bölünmesinde karar kıldılar ve ülkenin tam ortasından geçen 38. paralelden itibaren ülke ikiye bölündü. güney ve kuzey olarak...

    aralık 1948'de bm ülkedeki "yabancı" güçlerin ülkeyi terketmesini istedi. 49'dan itibaren iki ülkede de sadece ev sahipleri vardı. tabi ikiye bölünmüş ülkede yönetim anlayışları farklıydı. kuzey kore'de kim il-sung (ölene kadar devlet başkanı olarak demokratlığını göstermiştir. öldükten sonra da yerine oğlu geçmiştir, büyük ihtimal seçimle tabii ki) vardı ve fikir yapısı olarak güney'in bm veya abd kontrolü altında olduğunu, korelilerin "kurtarılması" gerektiğini (bugün kuzey kore'de nasıl bir yaşam olduğu, ne tür zorbalıklar olduğu malum) düşünüyordu. bu amaçla ülkeyi birleştirmek için 25 haziran 1950'de güney topraklarına girdi. bm kuzey kore'yi uyardı, 38. paralele dönmesini istedi ama rusya ve çin destekli kore bunu reddetti. bm de 27 haziran 1950'de güney kore'ye yardım kararı aldı. bunu sabırsızlıkla bekleyen truman abd ordusuna emir verdi ve zamanla rusya'nın yanında çin de katıldı. soğuk savasın ilk sıcak catısması olan kore savaşı başladı.

    şimdi dönelim türkiye'ye. ikinci dünya savaşı zamanında türkiye başlığında türkiye'nin "toprak" almaya niyetli olmadığı, elinden geldiğince savaşa girmek istemediği, her ne kadar basının ve milliyetçi kesimin hayaller kurmasına rağmen ankara'nın sağduyulu olduğunu yazdık.

    peki ikinci dünya savaşı'ndan sonra ne oldu? ilk önce 12 adalar yunanistan'a verildi, neden çünkü savaşta tarafsızdın, ikincisi bir ara almanlarla anlaşmıştın, üçüncüsü hammade ihtiyacını karşılamıştın, ortadoğu'ya sevkiyata ses çıkartmamıştın. ve en önemlisi sovyetlere yardım etmemiştin. doğal olarak bir dost olma hakkını kaybettin. bu ne demek büyük güçlerin birbirini yemeye çalıştığı bir zamanda sovyetler'e "yem" olabilirsin demek. ki bu yoruma neden olan olaylar şöyledir: savas sonrası sscb, türkiye'nin savastaki "tarafsızlığını", "taraf" kabul ederek, resmen ardahan ve kars'ı istemis, ( http://www.ntvmsnbc.com/news/113837.asp )bogazların güvenliği için "üs", "hak" ve "özgür gecis (askeri gemiler vs)" talep etmistir. şimdi bu durumda türkiye'nin önünde tek şans kalmıştır. ya "yem" olmak ya da diğer süper güçlerle beraber hareket etmek. bm'ye üye olmak yeterli değildir, nato'ya girilmesi gerekmektedir ve kore savaşı'na katılımın ana nedeni budur çünkü ileride katılacağınız birlik, bir işgal halinde sizin asker göndermeniz gibi asker göndermeyi taahhüt etmektedir. ikinci dünya savaşı başlığında işlediğimiz gibi "devlet politikalarında" maalesef ama maalesef "his" yoktur çünkü sovyetlerin, ingilizlerin, almanların, fransızların, abdlilerin türkiye'yi "yem" olarak gördüğü, hakkında konuşurken insandan değil de "maldan" bahseder halde olduğu belgelerde var. bu durumda türkiye ya kendinden açık bir şekilde "toprak" isteyen sscb'nin yanında yer alacak ya da üye olduğu bm'nin "aldığı karara" uyacaktır. sizin kararınız ne olurdu? ardahan'ı, kars'ı vermek ve boğazların hakimiyetini sscb'ye teslim etme ihtimali mi? yoksa kore'ye katılmak mı?

    ha sscb dedik de aklıma geldi, sadece bizim topraklarımızı istemekle kalmamıştır, kore'ye asker gönderme kararı alındığı anda siyasi etkisi altında olan bulgaristan'da bulunan türkler göçe zorlanmıştır. (iki yılda bulgaristan'dan 37.351 aile ve onların oluşturduğu 154.393 kişi göç etmiştir. http://www.atam.gov.tr/…ge=dergiicerik&icerikno=228 ) şimdi bu ülkenin siyasi politikasını gördükten sonra ne diyebilirsiniz? bakın türkiye'ye baskı kurdu vs demiyoruz. başka bir ülkedeki "türkleri" göçe zorluyor, allah bilir sscb sınırları içinde bulunan ve bizimle bağı olduğu düşünülen insanlara o zaman ne olmuştu? sonuca gelirsek, kore savası'na katılan türkiye, 18 subat 1952'de nato'ya üye olacak, sscb de 30 mayıs 1953'te isteklerinden (toprak talebinden) vazgectiğini acıklayacaktır.
  • sonunda verdigimiz oluler sayesinde bizi nato'ya layik gorduren sava$ . (bkz: heh)
  • amerikalilarin kore savasi'ndan bahsederken, savasa katilan turk askerlerinden genelde pek soz etmemelerinin, enteresan bir ayrinti olarak gozumuze carpmisligi vardir..
    savasa karsi behice boran'in onderligini yaptigi barisseverler dernegi kampanya duzenlemis, ama bu boran'in hapse mahkum edilmesi ile sonuclanmistir. ayni boran'in 1968'de sscb'nin cekoslovakya'yi isgaline* kayitsiz sartsiz destek vermesi de ilginc bir ayrintidir..
    ah bir de (bkz: kore daglari)
  • korean war fire and ice isimli amerikan yapimi 4 saatlik belgeselde derinlemesine anlatilan savas...
    su aralar history channel'da yayinlanmakta.. enteresandir ki koca 4 saat boyunce turk kelimesi 2 defa gecmistir... ilki kunuri'de ki sacvastan bahsederken, 5000 turk askeri de bizimleydi denildi.. ikincisi de savasa katialn diger ulkelerin isimleri sayilirken turkiye'nin ismi gecti...
    bildigim kadari ile kunuri'deki savas ozellikle bizimkilerin carpismasi sayesinde amerikanin 8. ordusunu arkdan sarilmasi onlenmis, panik halindeki amerikalilarin cembere alinmadan tehlike bolgesinden cikmasi saglanmis... hatta bahsettigim belgeselde o ani yasayan askerlerden bazilari soyle bisiler demisti: "biz, araclar ve tanklarimiz oldugu icin, ana yoldan geriye cekiliyorduk. kore ve cinliler ise yaya olarak daglardan gecerek bizim onumuze gecip cembere almaya calisiyorlardi. adeta bir yaris vardi." ama belgeselde, cemberden kurtulmalarini saglayan kapiyi acan savasin kunuri oldugunda ve turk tugayinin bu savasin kazanailmasini sagladigindan hic bahsetmedi.. amerikalilarin geri cekilirken savasarak cemberi yardigini soyledi o kaa..
  • bu savaşda yaralanan bir askerimize abd'li kadın yüzbaşı sıhhiye gemisinde şöyle diyor: siz türkler hep göğsünüzden vuruluyorsunuz.yunanlılarsa sırtından.